Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe (2021)

En iyi eğitim, çocuklarımıza eleştirel düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilen eğitimdir.

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz, 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alarak çocuklar için felsefe çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Çocukların hayata dair soruları ve mantık yürütmeleri, anlamlandırma çabaları sonsuzdur.

Dikkatli zihinlerin radarına takıldığında yetişkin dünyasına yeni kapılar açan çabalardır bunlar.

Öte yandan son yıllarda oldukça ilgi gören çocuklar için felsefe çalışmaları, çocukların bu yaratıcı anlamlandırma çalışmalarına değerli katkılar sunarak, soruların ve akıl yürütmelerin çocuk zihninde kalıcı ve zevkli bir işleme girmesini sağlıyor.

Bilican ve Yılmaz’ın hazırladığı ‘Çocuk Edebiyatı ve Felsefe’ başlıklı bu çalışma, içinde barındırdığı 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alıyor ve alanda çalışma yapan P4C eğitmenlerine ve uzmanlarına değerli bir kaynak sunuyor.

Çalışma, birlikte düşünmeye, sorgulamaya ve eleştirel düşünmeye alan açacak, bu ortamı besleyecek bir kaynak.

  • Künye: Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe: Öğretmen ve Veliler İçin P4C Uygulama Örnekleri, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2021

Patricia Smith Churchland – Vicdan (2021)

Ahlak ve vicdan duygularımızın kökeni nedir?

Nörofelsefenin öncüsü Patricia Smith Churchland, vicdanımızın ve ahlakımızın nörobiyolojik temellerini açıklıyor, bununla da yetinmeyerek ahlakın nesiller boyunca nasıl aktarıldığını aydınlatıyor.

EN/E.O. Wilson Bilim Yazını Ödülü finalisti olan ‘Vicdan’, tüm sosyal hayvanların neden ahlaki sistemlere sahip olduğunu ve bu sistemlerin nasıl oluştuğunu araştırıyor.

Ünlü nörobilimci ve nörofelsefeci Profesör Churchland, beyinlerimizin nasıl bağ oluşturacak ve çocuklara özen gösterecek şekilde yapılandırıldığını aydınlattığı ve aynı zamanda ahlak dışı psikopatların neden ortaya çıkabileceğini araştırdığı bu kitabında nörobilim, genetik ve fiziksel çevrenin etkilerini bir araya getiriyor.

Vicdanımızı ve ahlakımızı genel olarak nörobiyolojik terimlerle tanımlayan çalışma, bu gelişmiş sosyal doğamızın bazal gangliyonlarımız ile yönetici frontal korteksimiz arasındaki karmaşık etkileşimi içerdiğini gözler önüne seriyor.

Churchland bununla da yetinmeyerek kitabın ikinci yarısında, ahlakın nesiller boyunca nasıl aktarıldığını ve neden tüm toplumların temeli haline geldiğini anlamak için felsefe tartışmalarını masaya yatırarak, Sokrates’ten Bertrand Russell’a kadar 2500 yıllık felsefe geleneğini güncel nörobilimsel bulgular ışığında gözden geçiriyor.

  • Künye: Patricia Smith Churchland – Vicdan, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 232 sayfa, 2021

Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri (2021)

Hukukun olmadığı yerde, devlet bir çeteden öteye gidemez.

“Devlet nedir?” ve “devleti devlet yapan veya devleti ayakta tutan nedir?” sorularının yanıtını arayan Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri (2021), devlet fikrinin güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içermesi gerektiğini belirtiyor.

d’Entrèves, devleti güçle açıklamanın panzehri olarak sunulan yasallık koşulunun esasında güçten uzaklaşmadığını, hukukun ancak güçle var olabildiğini söylüyor ve buradan hareketle siyaset felsefesi tarihinin daha erken dönemlerinden ödünç aldığı meşruiyet düşüncesini modern dünyaya uyarlıyor.

Yazara göre devlet fikri güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içerir.

Devleti bu üç nitelikten herhangi birini göz ardı ederek açıklamaya yönelen girişimler eksik kalmaya yazgılıdır.

Kitap, meşruluğun yasallığa indirgendiği ve yasallığın güçle belirlendiği çağımızda iyiden iyiye yoksullaşan devlet fikrinin hakkını vermesiyle özellikle dikkat çekiyor.

  • Künye: Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri: Siyaset Kuramına Giriş, çeviren: Furkan Kararmaz, Zoe Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2021

Catrine Clay – Kral, İmparator, Çar (2021)

 

Dünyayı büyük bir savaşa sürükleyerek milyonlarca insanın kaderini belirlemiş üç dehşetli kuzenin hikâyesi.

Catrine Clay bu çalışmasında, İngiltere Kralı V. George, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve Rus Çarı II. Nikolay’ın hayatından bilinmeyenleri aydınlatıyor.

Aile arasındaki adları Georgie, Willy ve Nicky olan bu isimler, milyonlarca insanın kaderini belirleyen, dünyayı uçurumun kıyısına sürükleyen üç kuzendi.

Çocukluk yıllarında, tatillerde, düğünlerde, doğum günü kutlamalarında, tahta çıkma törenlerinde sık sık bir araya gelirlerdi.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar birbirlerine siyasî yorumların aile hayatının olağan dedikodularıyla karıştığı mektuplar yazmışlardı.

Clay, kraliyet mektupları ve günlüklerden geniş ölçüde yararlanarak, kraliyet ailesinin kesişen hayatlarını, aralarındaki çatışmaları, aşklarını, dedikodularını, siyasî farklılaşmalarını ve nihayetinde dünyayı sürükledikleri acımasız savaşın arka planını anlatıyor.

  • Künye: Catrine Clay – Kral, İmparator, Çar: Dünyayı Savaşa Sürükleyen Üç Kuzen, çeviren: Ayşen Sarı, Pan Yayıncılık, tarih, 408 sayfa, 2021

Platon – Kleitophon veya Felsefeye Davet (2021)

Platon’un ‘Kleitophon veya Felsefeye Davet’i, doğruluk, adalet ve erdem hakkında enfes bir diyalog.

Kleitophon ve Sokrates arasındaki tartışma üzerinden ilerleyen diyalog, Sokrates’in felsefesini tartışmaya açmasıyla dikkat çekici.

Kleitophon, Sokrates’e Sokrates’in söylediklerine şaşırdığını ve onun öğüt verici konuşmalarına hayran olduğunu hatırlatarak başlar.

Kleitophon, Sokrates’in verdiği konuşmalardan örnekler vererek devam eder.

Sokrates ise, babaların oğullarına servetlerini adil bir şekilde nasıl kullanacaklarını öğretecek adalet eğitmenleri bulamadıklarını ve servetlerini artırmaya odaklandıklarını belirtir.

Ardından Sokrates müzik, jimnastik ve yazıya ağırlık veren geleneksel eğitimle ilgilenir.

Zira kendisine göre uyumsuzluk, müzikte ölçü eksikliğinden ziyade ruhtan kaynaklanır.

  • Künye: Platon – Kleitophon veya Felsefeye Davet, çeviren: Eyüp Çoraklı ve Cana Vilken Çoraklı, Alfa Yayınları, felsefe, 56 sayfa, 2021

Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı (2021)

Cumhuriyetin ilk yıllarında yayımlanmış romanların ulus inşasında ne gibi roller üstlendiği hakkında nitelikli bir inceleme.

Kadir Dede, romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisini aydınlatıyor.

‘Edebiyatın Ulusu, Ulusun Edebiyatı’, Ziya Gökalp’in betimlemesinden aldığı ilhamla 1923-1938 yılları arasında yayımlanmış romanların Türk ulusunun inşası doğrultusunda yüklendiği rolleri bir yandan ulus inşasına dair kuramsal tartışmalar diğer yandan romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan karmaşık ilişkisi ışığında ele alıyor.

Bir “hayali cemaat” olarak Türk ulusunun yaygınlaşmasında, bireyler için kurgulanan bir kimliğin okura ulaşmasında ve milliyetçiliğe ilişkin fikirlerin kitleselleşmesinde pay sahibi olan eserleri aynı zamanda edebi olan politiktir iddiasının dayanakları olarak tartışıyor.

Dede, romanlarda yer bulan “biz” ve “öteki” kategorilerine kim ya da ne olduğunu bilmeyen bir kitleye “Türk” olduğunu göstermenin bir aracı olarak yaklaşırken, metinlerin nihai olarak ulus inşa süreçlerinin kritik ancak gölgede kalan bir boyutuna katkı sağladığını; bir hakikat etkisi yaratacak bir biçimde ulusun kökenini oluşturan “hikâye”yi vücuda getirdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Kadir Dede – Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı: Erken Cumhuriyet Döneminde Ulus İnşası ve Roman, Nika Yayınevi, inceleme, 320 sayfa, 2021

Herbert S. Terrace – Şempanzeler Dil Öğrenemez (2021)

‘Şempanzeler Dil Öğrenemez’,  dilin kökenleri üzerine ufuk açıcı bir antropolojik çalışma.

Herbert Terrace, 1970’lerde Nim Chimpsky isimli şempanze üzerinde yaptığı dil öğretme deneyinin enteresan sonuçlarını paylaşıyor.

1970’lerde, davranış psikoloğu Terrace, bir şempanzeye dili kullanmanın öğretilip öğretilemeyeceğini görmek için dikkate değer bir deney yaptı.

Terrace’ın, teorilerine meydan okuyan ünlü dilbilimci Noam Chomsky’e gönderme yaparak “Nim Chimpsky” ismini verdiği genç bir maymun, New York’ta bir aile tarafından büyütüldü ve bu süreçte Amerikan İşaret Dili eğitimi aldı.

Başlangıçta Terrace, Nim’in cümleler oluşturabileceğini düşünmüştü, ancak daha sonra Nim’in kelimeleri bile öğrenemediğini fark ederek projesinin başarısız olduğu sonucuna vardı.

Nim Projesi’nin başarısızlığı, dilin nereden geldiğini anlamaya henüz yakın olmadığımızı gösteriyordu.

Bu kitapta Terrace, insan dilinin kökenleri hakkında yeni bir bakış açısı sunmak için Nim Projesi’ni yeniden ele alarak, Chomsky ve eleştirmenlerin aksine, dilbilgisi kadar kelimelerin de dilin temel taşları olduğunu savunuyor.

Terrace, insan evrimi ve gelişim psikolojisini gözden geçirerek, sözel olmayan etkileşimin bebeğin dil ediniminin temeli olduğunu ve bir çocuğun ilk kelimelerine yol açtığını gösteriyor.

  • Künye: Herbert S. Terrace – Şempanzeler Dil Öğrenemez: Nim Chimpsky Deneyi, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 192 sayfa, 2021

Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat (2021)

 

Julian Stallabrass’tan, sanat-siyaset ilişkisi üzerine sağlam bir eleştirel analiz.

Kitap, çağdaş sanat dünyasının 1989 ve sonrasında yaşanan küresel olayların ardından devletlerin ve şirketlerin güdümünde nasıl nasıl adım adım yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından devreye giren yeni dünya düzeni, sınır tanımayan bir serbest ticaret rejimini uygulamaya koyarken, çağdaş sanatı da derinden etkiler.

Sermayeyle birlikte dolaşımı serbestleşen sanat, giderek dev küresel şirketlerin, korporasyonların denetimine açılır.

Bu süreçte sanat da, sanat kurumları da temelden dönüşür: başka başka kentlerde şubeler açan müzeler giderek mağaza zincirlerini andırır; dev şirketlerin logoları ile müzelerin logoları, sanatçı isimleri ile marka isimleri, pazarlama stratejileri çerçevesinde birbirine karışır.

Dev sergiler, imajlarını tazelemek isteyen devletlere, kentsel dönüşüm projelerini satmak isteyen yerel yönetimlere aracılık eder.

Kimlik, farklılık, melezlik, “sınırların aşılması” gibi temalar etrafında örgütlenen bienaller de, yeni dünya düzeninin gösterilerinden biri olmaktan öteye gidemez; diğer sanat kurumları gibi, zamanla şirketlere özgü bir kurumsal yönetim disiplininin, “sanat yönetiminin” etkisine girer.

İşte ‘Çağdaş Sanat’ da, küreselleşmiş dünyanın kültürel çoğulluk görüntüsünün ardındaki Batı merkezli homojenliği, “sınırsız serbestlik” şiarıyla maskelenen sansür ve dışlama mekanizmalarını açıklıyor.

Çağdaş sanatın, devletlerin ve şirketlerin güdümündeki seyrini izliyor.

  • Künye: Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat: Bir Tarihçe, çeviren: Esin Soğancılar, İletişim Yayınları, sanat, 200 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi (2021)

Sosyolog Pierre Bourdieu ve tarihçi Roger Chartier, kendi disiplinlerini ve toplumdaki rollerini karşı karşıya getiriyor.

Kitap, Bourdieu’nün temel kavramları ile sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutmasıyla önemli.

Fransız tarihçi Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar.

Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında “À voix nue” deyimidir.

Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve ‘Sosyolog ve Tarihçi’ de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkar.

Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ile Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla ‘Sosyolog ve Tarihçi’, Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarını ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerini aydınlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi, çeviren: Zuhal Emirosmanoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2021

Milton Mayer – Özgür Olduklarını Sanıyorlardı (2021)

Alman halkı, Nazilerin kendileri için en iyi seçenek olduğunu düşünüyordu.

Sonuç, kötülüğün kitlesel yükselişiydi.

Milton Mayer, savaş sonrasında bazı Almanlarla birebir görüşerek onları Nazi yapan etkenlerin neler olduğunu araştırdığı şahane bir kitapla karşımızda.

Frankfurt Üniversitesi’nde araştırma profesörü olan Mayer, Kronenberg adındaki küçük bir kasabada yaşadığı sırada, on Alman ve onların 1933-1945 yıllarındaki hayatları üzerine bir çalışma yapar.

Mayer bu insanları Nazi yapan şeyin ne olduğunu merak etti ve bu kişilerle yaptığı savaş sonrası röportajları temel alan bu kitabı yazdı.

Onlarla Nazilik, Nazi Almanya’sının güç kazanması, kötülüğün kitlesel yükselişi üzerine yaptığı söyleşiler ‘Özgür Olduklarını Sanıyorlardı’ çalışmasının temelini oluşturuyor.

İlk kez 1955’te basılan ‘Özgür Olduklarını Sanıyorlardı’, değişimin yavaş bir şekilde kendini hissettirmesini, kötülüğün sessiz yükselişini, ahlaki otoritenin ortadan kalkmasını basit ama açıklayıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nazi denen bu korkunç canavar ruhlu adamı hep görmek istedim. Onunla konuşmak ve onu dinlemek istedim. Onu anlamaya çalışmak istedim. İkimiz de insandık neticede.”

  • Künye: Milton Mayer – Özgür Olduklarını Sanıyorlardı, çeviren: Murat Demirtekin, The Kitap Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2021