Mukadder Yakupoğlu – Varoluş, Ahlâk ve Ölüm (2021)

“Yaşam, temelde bir uyumsuzluktur. Bu farkı ve uçurumu hesaba katmayan her türlü yaklaşım insana yabancıdır.”

Daha önce farklı yazarlardan yaptığı usta işi çevirileriyle bildiğimiz Mukadder Yakupoğlu bu kitabında insanın dünyadaki serüvenini, varoluş, ahlak ve ölüm üçgeninde izliyor.

Üç bölümden oluşan kitabında Yakupoğlu, ilk olarak varoluş felsefesinin ilkelerini açıklıyor.

Kitabın ikinci bölümü, ahlak ve şiddet konusuna, üçüncü bölüm ise, erotizm, mistisizm ve ölüm konularına odaklanıyor.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

  • Varoluş ile dil, depresyon, ateizm, ölüm, bireyleşme, umutsuzluk ve devlet arasındaki ilişki,
  • Ahlakın bireyselleşmesi olarak yüzleşme,
  • Toplumsal ahlakın göstergesi olarak politika,
  • Ahlak ve maddi gereksinimler,
  • Erotizmde şiddet-ahlak ilişkisi,
  • Ahlak-şiddet ikilemi karşısında entelektüelin tavrı,
  • Devlet, kapitalizm ve şiddet arasındaki ilişki,
  • Mitler ve şiddet…

Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan kitap, varoluşun sonsuzluğu ile yaşamın sonluluğu arasındaki gerilimi ve bu gerilimi aşma girişimi olarak ahlakın ve mistisizmin anlamını araştırıyor.

  • Künye: M. Mukadder Yakupoğlu – Varoluş, Ahlâk ve Ölüm, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 142 sayfa, 2021

Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri (2021)

İngiliz bireyselciliğinin gelişimi kadar, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün kökenlerini daha iyi kavramak için de muhteşem bir eser.

Bizde yıllar önce ‘Kapitalizm Kültürü’ adlı eseri de yayımlanmış Alan Macfarlane, antropoloji ve tarihin çok iyi bir bireşimi olan çalışmasında, geleneksel, kapitalist-öncesi, grup-temelli köylü İngiliz toplumlarını dünyanın farklı toplumlarıyla karşılaştırıyor ve böylece İngiltere’nin ortaçağ feodalizminden Sanayi Devrimine uzanan beş yüzyıllık toplumsal dönüşüm hikâyesini derinlemesine ele alıyor.

Macfarlane, feodal sistemin olgunlaşma çağı olan on üçüncü yüzyıl İngiltere’sinin aile hukuku, toprak rejimi, mülkiyet ilişkileri ve dinsel-toplumsal yapılanma modelinin nasıl olup da uzun vadede Avrupa anakarasından farklılaştığını ve “İngiliz istisnailiği” denen olgunun köklerinin nelere dayandığını araştırıyor.

Bunu yaparken Marx, Weber, Bloch ve Goody gibi birçok tarihsel sosyologla diyaloga giren Macfarlane, İngiliz toplumunda ailenin dönüşümünü, köylülükten kentliliğe geçişi, Aydınlanma ve Sanayi Devrimini hazırlayan koşulları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri, çeviren: Onur İşci, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2021

Bruno Taut – İstanbul Günlüğü (2021)

Nazilerden kaçarak Türkiye’ye sığınmış Bruno Taut, İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Mimarlık Bölüm Başkanı olarak görev almıştı.

Taut’un 1936-1938 arasını kapsayan bu günlüğü, hem kişisel dünyası hem de İstanbul’un yakın tarihi üzerine eşsiz bir kaynak.

Alman dışavurumculuğunun önemli temsilcilerinden olan Taut, Berlin Siedlung programının 1924-33 yıllarındaki baş mimarıydı.

Taut’un sürgün hayatı Nasyonal Sosyalistlerin iktidara gelmesiyle başladı ve 1933’te Japonya’ya, 1936’daysa Türkiye’ye yerleşti.

24 Aralık 1938’deki ölümüne dek hayatını sürdüreceği İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Mimarlık Bölüm Başkanı olarak görev yaptı ve eş zamanlı olarak Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nda İnşaat Dairesi Başkanlığı görevini de yürüttü.

Taut Türkiye’de geçirdiği süre boyunca, ağırlıklı olarak profesyonel yaşamında gerçekleşen gelişmeleri kısa kısa notlar şeklinde günlüğüne kaydeder.

Günlüğünde, bu süreçte dirsek temasında bulunduğu Erken Cumhuriyet döneminin farklı meslek gruplarına mensup önemli aktörleriyle olan ilişkilerini, mimarlık kavrayışlarını teknik gerekliliklerin ötesine taşımayı amaç edindiği öğrencileriyle olan yoğun mesaisini ve gerek akademisyen gerekse tasarımcı kimliğiyle ortaya koyduğu mimarlık üretiminin düşünsel süreçlerini aktarıyor.

‘İstanbul Günlüğü 10.11.1936 – 13.12.1938’ adıyla Almanya’da Akademie der Künste, Berlin arşivinde ve ayrıca Japonya’da bir müzede muhafaza edilen bu elyazması, elimizdeki Türkçe edisyonu vesilesiyle ilk kez kitaplaştırılarak gün ışığına çıkarılmış oluyor.

  • Künye: Bruno Taut – İstanbul Günlüğü: 10.11.1936 – 13.12.1938, çeviren: Tevfik Turan, Kırmızı Kedi Yayınevi, günlük, 384 sayfa, 2021

Charles Coustille – Antitezler (2021)

‘Antitezler’, yazarlarla akademisyenlerin karşılaşmalarının tarihi üzerine çok enteresan değerlendirmeler barındırıyor.

Charles Coustille, Mallarmé, Péguy, Paulhan, Céline ve Barthes gibi yazarların kaleminden çıkma “yazar tezleri”ni sunuyor ve bunlardan yola çıkarak akademinin edebiyattan veya edebiyatın akademiden nasıl etkilenebileceği üzerine düşünüyor.

Coustille’in burada bir araya getirdiği tezler oldukça ilginç.

Örneğin Mallarmé varoluşsal krizinden kurtulmak amacıyla dilbilimle ilgili bir teze başlamıştı.

Péguy’nin tezi Sorbonne’a karşı uzun bir hakaretten ibaretti.

Paulhan’ınki otuz beş yılı aşan bir süreye yayılmış sayısız müsvedde içinde kaybolmuştu.

Céline, Macar bir doktora düzdüğü methiye arkasına belli belirsiz gizlenmiş otoportresini sunmuştu doktora jürisine.

Barthes ise, tezin “erotik bir beden” olması gerektiğini ileri sürmüştü.

Böylece, üniversite ile edebiyat arasında, yazılmayı bekleyen bir tarihe -yazarların üniversiteyle ilişkilerinin tarihine- Fransa deneyimini merkeze alarak katkı yapan çalışma, edebi ve akademik dünyaların karşılaştığı ve birbirine meydan okuduğu tarihsel bir soruşturma sunuyor.

Kitap aynı zamanda tez yazımına dair, yazarların akademik normları ve biçimleri sorguladığı ve yazma hakkındaki tavsiyelerini damıttıkları bir anti-kılavuz.

  • Künye: Charles Coustille – Antitezler: Mallarmé, Péguy, Paulhan, Céline, Barthes, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 264 sayfa, 2021

Susan Forward – Sevgisiz Anneler (2021)

Kimi talihsiz kadınlar, çocukluklarından itibaren annelerinin sözlü, duygusal ve fiziksel şiddetine maruz kalmıştır.

Psikoterapist Susan Forward, sevgisiz annelerin gadrine uğramış bu kadınların imdadına yetişiyor ve onların acı veren anılardan, suçluluk ve korkularından nasıl kurtulabileceklerini anlatıyor.

İki kısma ayırdığı kitabında Forward, ilk olarak beş sevgisiz anne modelinin açtığı derin duygusal yaralar yüzünden kadınların içlerindeki acı, korku ve çalkantı mirasıyla nasıl çaresizce baş etmeye çalıştıklarını kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor.

Yazar kitabının ikinci kısmındaysa, keşiften iyileşmeye geçerek, büyük tahribatlar yaratan anne yarasının nasıl iyileştirilebileceğini ele alıyor.

Forward, hakikatle yüzleşerek, acı veren hisleri kabul ederek, öfkenin bilgeliğine sığınarak ve davranışları değiştirerek bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılabileceğini belirtiyor.

  • Künye: Susan Forward – Sevgisiz Anneler: Yetişkin Kızlar İçin İyileştirici Bir Rehber, çeviren: Mercan Yurdakuler, İletişim Yayınları, kişisel gelişim, 311 sayfa, 2021

Nicholas P. Money – Bencil Maymun (2021)

İnsan, kibrinde boğulacak.

Nicholas P. Money, 100.000 yıldır etrafta kasıla kasıla yürüyen homo sapiens efsanesini baş aşağı ediyor.

Kitabını, modern insana seslendiği bir manifesto olarak tasarlayan Money, insanın korkutucu doğasını ve insana özgü gösterişin bizi nasıl bir felaketin kıyısına getirdiğini ortaya koyuyor.

Homo sapiens’in bugün yerini Homo narcissus’a terk ettiğini belirten yazar, ben hissini veren şeyin “biz” olduğu unutuldukça Bencil Maymun’un kurtuluş umudunu yitirdiğini söylüyor.

İnsanın kötülükleriyle lafı dolandırmadan hesaplaşan Money’e göre, ancak ve ancak doğanın geri kalanına karşı nazik davranırsak bir kurtuluş ümidimiz olabilir.

  • Künye: Nicholas P. Money – Bencil Maymun: İnsan Doğası ve Yokoluşa Giden Yolumuz, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 128 sayfa, 2021

Kolektif – Hakikat Sonrası (2021)

Bizim asıl bahtsızlığımız, hakikatin yürürlükten kaldırıldığı bir dönemde yaşıyor olmamız.

Zira tarihin hiçbir döneminde, yalan ve manipülasyon böylesi uzun süreli kendine yer bulamamıştı.

Bu özenli derleme de, hakikat ve “hakikat sonrası”nı siyaset, felsefe, medya ve uluslararası ilişkiler bağlamında tartışmaya açıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar,

  • Hakikat sonrası çağda siyasetin izlediği seyri,
  • Hakikat sonrası çağda felsefede yeni bir etiko-politiğin imkânlarını,
  • Göçmenler ve hakikatin yeniden kuruluşunu,
  • İnsan hakları ve hakikat sonrası çağın bireyini,
  • Siyaseten doğruculuk nedeniyle siyasetin kökten yıkımını,
  • Hakikat sonrası dönemde dinin yaşanışını,
  • Post hakikat çağında yalan haberin önlenemez yükselişini,
  • Popülizme suç ortaklığı yapan medyanın hali pür melalini,
  • Popülist söylem olarak komplo teorilerinin yaygın hale gelişini,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konuları tartışıyor.

Kitap, hakikat ve hakikat sonrasının sağlam bir resmini çekmekle yetinmiyor, aynı zamanda bu karanlık çağdan nasıl çıkabileceğimizi de irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Filiz Zabcı, Çetin Balanuye, Can Ulusoy, Özgün Bulut, Deniz Gürsoy, Durdu Baran Çiftci, Berk İlke Dündar, Bülent Özçelik, Hüseyin Köse, Merve Özdemir, Nil Çokluk, Esra İlkay Keloğlu İşler, Burak Özçetin, Ayşegül Akaydın Aydın, Sümeyra Demiralp, Koray Kaplıca, Bülent Özçelik, Gülin Çavuş, Umut Yukaruç, Rasim Özgür Dönmez, Hikmet Kuran ve Halil Burak Sakal.

  • Künye: Kolektif – Hakikat Sonrası, derleyen: Bülent Özçelik, Nika Yayınevi, siyaset, 448 sayfa, 2021

Tanıl Bora – Hasan Âli Yücel (2021)

“Gençlik terbiyesinde biyografi en tesirli vasıtalardan biridir. Ne yapalım ki, onda da fakiriz.”

Hasan Ali Yücel, 23 Ocak 1957 tarihli bir gazete makalesinde böyle yazmıştı.

Tanıl Bora’nın uzun çabalarının ürünü olan bu çalışma ise, modern Türkiye’nin en uzun süre görev yapmış eğitim ve kültür bakanı olmuş, daha da önemlisi Köy Enstitülerinin ve Kemalizmin en büyük simgelerinden biri olmuş Hasan Âli Yücel’in sağlam bir biyografisini sunuyor.

Bora’nın eseri, özellikle belirtmek gerekir ki, Yücel’i romantize etmeden, onu olduğu gibi anlamaya çalışmasıyla dikkat çekiyor.

Örneğin burada, “hümanist kültür adamı” olarak etiketlenmiş olan Yücel’in hayli tutkulu milliyetçiliğiyle de; seküler muhitlerde geçiştirilen, muhafazakâr muhitlerdeyse son yıllarda bir “barışma” imkânı olarak sarılınan dindarlığıyla da yüzleşiyoruz.

Bora ayrıca, Türkiye’de sol düşmanlığının, Yücel imgesi kullanılarak nasıl inşa edildiğini ve başlı başına bir Kemalist ikon olan Yücel’in Kemalizm’i yorumlama biçimini de inceliyor.

Yücel’in hayatı ve düşünce dünyasına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Tanıl Bora – Hasan Âli Yücel, İletişim Yayınları, biyografi, 532 sayfa, 2021

Peter Kivisto – Sosyal Teori (2021)

Islık Yayınları, muazzam işler yaparak bizi şaşırtmaya ve heyecanlandırmaya devam ediyor.

Sosyal teoriye büyük katkılar sağlamış teorisyenlerin birebir metinlerini sunan ve yaklaşık 1000 sayfayı bulan bu çalışma, alanında bir başyapıt.

Peter Kivisto, klasik sosyal teori ve çağdaş sosyal teori başlıklı bölümlerle, sosyal teoriye damga vurmuş isimlerle akımları karşımıza çıkarıyor.

Burada Marx, Durkheim, Weber ve Simmel gibi öncü isimler kadar, Charles Tilly’den Peter Blau’ya, Walter Benjamin’den Axel Honneth’e, Norbert Elias’tan Giorgio Agamben’e ve Pierre Bourdieu’den Douglas Kellner’a pek çok ismin metinlerine yer verilmiş ve bu metinler, söz konusu isimlerin alana ne gibi yenilikler getirdiklerini irdeleyen sunuş yazılarıyla zenginleşmiş.

Kitap, on dokuzuncu yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla uzanan süreçte sosyal teorinin oluşmasına ve genişlemesine katkı sağlayan teorisyenlerin metinlerini barındırdığı kadar, sosyoloji biliminin geniş kapsamlı ve disiplinlerarası niteliğini gözler önüne sermesiyle de dikkat çekici.

  • Künye: Peter Kivisto – Sosyal Teori: Kökler ve Dallar, çeviren: Aslıhan Öğün Boyacıoğlu, Bahadır Nurol, Bayram Ünal, Cansu Okan, Çiçek Coşkun, Emel Kökpınar Kaya, Eren Buğlalılar, Feryal Turan, Güner Özgür Genç, İsmail Ilgar, Melih Yeşilbağ, Mina Furat, Nilay Çabuk Kaya, Özgür Sarı, S. Erdem Türközü, Sıla Şenlen Güvenç, Tuncay Birkan, Ümit Tatlıcan ve Yasemin Abayhan, Islık Yayınları, sosyoloji, 992 sayfa, 2021

Murat Çetin – ‘İç’ten ‘İç’e (2021)

İç mimarlık, mimarlık alanında çoğunlukla küçümsenir.

Peki, bunun nedenleri nedir?

Murat Çetin burada, mimarlıkla iç mimarlığın ayrışma sürecini ele alıyor ve bu ayrışmanın tarihsel kökenlerini ve dayanaklarını gözler önüne seriyor.

Bunu yaparken farklı disiplinlerden yararlanan Çetin, bu ayrışmanın özünde politik ve kapitalizme özgü bir ayrışma olduğunu gösteriyor.

Mimarlıkta bugün söz konusu ayrışmanın hangi boyuta vardığını, medya ve teknolojinin bu kutuplaşmada ne gibi etkileri olduğunu, en önemlisi de bu yarılmanın kamuoyunda kendine nasıl yer bulduğunu irdeleyen yazar, bu bağlamda mimarlık teorisini yönlendiren felsefi akımları, küresel politik gelişmelerin mimar ve iç mimarların gündelik pratiklerine, mesleki örgütlenmelerine, eğitim sistemlerine ve kurumsallaşmasına nasıl yansıdığını ele alıyor.

Çetin bununla da yetinmeyerek, iç mimarlık-dış mimarlık ayrışmasının nasıl aşılabileceği konusunda kimi önerilerde de bulunuyor.

Bilhassa iç mimarların muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Murat Çetin – ‘İç’ten ‘İç’e: Mimarlıkta “İç” Meselesinin Ekonomi-Politik Serüveni, Nika Yayınevi, mimari, 552 sayfa, 2021