Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi (2021)

Michel Foucault’dan bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımı üzerine usta işi bir sorgulama.

Foucault ile Hollandalı filozof Fons Elders arasında, Foucault’nun yaşamında politik faaliyetlerin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşmişti.

Bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımına göre, bilgi özgürlüğü, özgürlük de bilgiyi getirecektir.

Başka bir deyişle, ne kadar çok bilirsek o kadar çok özgür oluruz yahut tersi.

Bu varsayım en olgunlaşmış haliyle, aklın evrensel bilgi ve mutlak özgürlük ile tamamlanmasını bir ideal olarak konumlandırır.

Foucault ise, delilik temasından hareketle, “Deliliği anlamak için ilk önce kimin ya da neyin dışlandığına bakmak gerekir.” diyor ve buradan yola çıkarak şu varsayımda bulunuyor: Bilgimizin evrenselliği dışlamalar, yasaklamalar, inkârlar, reddedişler pahasına; gerçeklik açısından bir tür zalimlik pahasına kazanılmıştır.

Başka bir deyişle Foucault, evrensel bilginin bedelinin bir zulüm kısır döngüsü olduğunu savunuyor.

Düşünür bunun yanı sıra çarpıcı bir öneride de bulunuyor:

Şayet özgürlük istiyorsak, evrensel bilginin peşine düştüğümüz, asla tatmin edici olamayacak ve şiddet içeren bir arayışa kalkışmak yerine evrensel bilgi idealini “terk etmeliyiz.”

  • Künye: Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi, söyleşi: Fons Elders, çeviren: Utku Özmakas, Sel Yayıncılık, felsefe, 120 sayfa, 2021

Carlo M. Cipolla – Fatihler, Korsanlar, Tüccarlar (2021)

Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Fatihler, Korsanlar, Tüccarlar’, İspanyolların Yeni Dünya’daki sömürgecilik yıllarında keşfettikleri gümüş yatakları ve yoğun madencilik faaliyetlerinin harika bir dökümü.

Carlo Cipolla, İspanya’ya akan tonlarca gümüşün Batı’dan Doğu’ya hızla yayılarak dünya ticaretini nasıl kökten dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.

Avrupa tüm Ortaçağ boyunca değerli maden yokluğu yüzünden büyük sıkıntı çekti.

Ancak beklenmedik bir anda, 16.yüzyılın ortasından başlayarak, Amerika kıtasındaki sömürgeleri, özellikle de Meksika ve Peru, İspanya’ya tonlarca gümüş akıtmaya başladı.

İspanya sınırlarını da aşan bu gümüş bolluğu, Batı’dan Doğu’ya, bir ülkeden diğerine hızla yayıldı.

Bu arada Avrupalıları imrendiren Doğu malları da -baharat, ipek ve özellikle de porselen- aksi yönden (Doğu’dan Batı’ya) hareket ederek bütün dünyada yoğun bir ticaretin gelişmesini sağlıyordu.

Bu ticari gelişmeye olanak sağlayan temel araç da, İspanya’da sekizlik real ya da peso, Anglo-Sakson ülkelerde sekizlik sikke ve İtalya’da piastra diye adlandırılan kaba ve ağır bir madeni paraydı.

Türkiye’den İran’a, Hindistan’a, Çin’e kadar, bu sikke en çok aranan şey oldu ve kıtalararası karşılıklı ticaret yöntemini çalıştırmak için gerekli olan paraya çevrilebilir değer sağladı.

İşte Cipolla da, İspanyol-Amerikan gümüşünün heyecan verici, ilginç öyküsü ve sekizlik real’in başarısını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Carlo M. Cipolla – Fatihler, Korsanlar, Tüccarlar, çeviren: Erdal Turan, Alfa Yayınları, tarih, 104 sayfa, 2021

Charles Gates – Antik Kentler (2021)

Antik Yakındoğu, Mısır, Yunan ve Roma dünyalarının kentlerini, ağırlıklı olarak fiziksel görünüm, kentsel biçim ve bu kentlerin kültürel ve tarihsel bağlamları üzerinden izleyen usta işi bir eser.

Charles Gates’in, şimdi dördüncü baskısına ulaşan kitabında kilit unsur da mimaridir.

Gates, antik kentleri, sokakları, meydanları ve bunların aralarındaki diğer alanları dolduran binalar, bunların kent planı içindeki düzenleri ve antik toplumlardaki işlevlerini derinlemesine ele alıyor.

Kitap böylece, uzun zaman önce yaşamış insanlarca inşa edilmiş bina ve nesnelerin Akdeniz havzası ve Yakındoğu’daki uzak atalarımızın yarattıkları ve içinde yaşadıkları kentsel ortamları anlamamıza nasıl yardımcı olabileceklerini gösteriyor.

Kentsel merkezlerin izini Yakındoğu’nun MÖ dokuzuncu ve altıncı binyıllarda ortaya çıkışlarından MS dördüncü yüzyılın başlarında paganlığın sonlarına dek süren yazar, bunları yaparken de, arkeoloji başta olmak üzere, sanat ve mimarlık tarihi, kentçilik, antropoloji, coğrafya, tarih, filoloji ve edebiyat araştırmaları gibi farklı alanlardan yararlanıyor.

  • Künye: Charles Gates – Antik Kentler: Antik Yakındoğu, Mısır, Yunan ve Roma’da Kentsel Yaşamın Arkeolojisi, çeviren: Barış Cezar, Koç Üniversitesi Yayınları, arkeoloji, 608 sayfa, 2021

Ali Akay – Delilik Gemisi (2021)

Michel Foucault, kült yapıtı ‘Deliliğin Tarihi’nin ikinci baskısı için yazdığı önsözde, kitabının yaşlandığından söz etmişti.

Oysa zaman Foucault’yu haksız çıkaracaktı.

Zira ‘Deliliğin Tarihi’, hâlâ canlılığını ve gençliğini koruyor.

İşte Ali Akay da bu çalışmasında, bu şaheser üzerine yeniden eğiliyor ve kitabın hâlâ güncel bazı sorunları düşünmekte bize nasıl yol gösterdiğini gözler önüne seriyor.

‘Delilik Gemisi’, Akay’ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 2017 ikinci sömestrde yaptığı derslerin ürünü.

Daha önce Foucault’nun bu kitabını ele alan çalışmalar, daha çok kitabın psikiyatri kısmı ve bu bağlamda deliliğin dönüşümü üzerine eğilmişti.

Akay ise, daha özgün bir yol tercih ederek kitabı edebiyat ve plastik sanat metinleri olarak değerlendiriyor, esere sanatsal bir bakışla odaklanıyor.

  • Künye: Ali Akay – Delilik Gemisi, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2021

Bekir Koç – Osmanlı Modernleşmesi ve Midhat Paşa (2021)

Osmanlı modernleşmesinde Midhat Paşa’nın önemli rolü vardır.

Bekir Koç da, Midhat Paşa’nın Tuna Valiliği yaptığı yılları (1864-1868) merkeze alarak hem bu rolü ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor hem de modernleşme serüvenimizi çarpıcı bir şekilde izliyor.

Koç’un çalışmasının merkezinde, Midhat Paşa’nın, dönemin taşra sorunlarına çözüm bulmak amacıyla ilan edilen Vilayet Nizamnamesi’ni Tuna’da da nasıl başarılı bir biçimde uyguladığı yer alıyor.

Osmanlı Devleti’nin yeniden yapılanmasını zorunlu kılan sosyopolitik ve ekonomik gelişmeleri de irdeleyen yazar, Midhat Paşa’nın çalışmaları neticesinde katılımcı yerel yönetim, kanun hâkimiyetinin sağlanması, denetimin kurumsallaşması gibi, devlet yurttaş ilişkilerinin daha rasyonel ve çağdaş yönde dönüştüren uygulamaları inceliyor.

Çalışma bilhassa, taşra belediyeleri, nizamiye mahkemeleri, çocuk esirgeme kurumları, kız ve erkek meslek okulları, hapishane atölyeleri, kasaba buğday pazarları, siyasi polislik, tahsildarlık ve taşra basını gibi birçok kurum ve uygulamanın günümüze ulaşmasında Midhat Paşa’nın katkılarını geniş bir çerçevede ortaya koymasıyla önemli.

  • Künye: Bekir Koç – Osmanlı Modernleşmesi ve Midhat Paşa, İş Kültür Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2021

Friedemann Shrenk – İnsanlığın Erken Dönemi (2021)

Son yıllardaki fosil bulgular, insanlığın ilk dönemine ait ön insan türlerinde büyük bir coğrafi çeşitlilik olduğunu ortaya koydu.

Özellikle de paleoekoloji alanındaki veri tabanının oldukça genişlemesi sayesinde, ekolojik değişimler ve Afrika’daki insan oluşumunun belirleyici evreleri arasındaki ilişki netleşti.

İşte söz konusu bulgulardan yola çıkan bu önemli çalışma da, insansı maymunlara ve insanların atalarına, dik yürüyüşün oluşumuna, Afrika’daki ilk yayılımlarına, modern insanlığın kökeni ve kültürün başlangıcına yönelik usta işi bir araştırma.

Afrika’da tarih öncesi insan ve ilk insanların kalıntıları üzerinde saha araştırmaları yapan en önemli bilim insanlarından biri kabul edilen Friedemann Shrenk, hem modern paleoantropolojinin nerede ve nasıl çalıştığını ayrıntılı bir şekilde açıklıyor hem de insanlığın biyokültürel evrimine yönelik hipotezlerin nasıl geliştirildiğini ve bu hipotezlerin nasıl test edilebileceğini gösteriyor.

Kitapta, paleoantropolojik bilginin imkânları ve zorlukları, hominilerin kökenleri, Afrika’daki ön-insan ve ilk insanlar, erken insanların dünyayı fethi ve modern insanın ataları ve akrabalıkları gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

  • Künye: Friedemann Shrenk – İnsanlığın Erken Dönemi: Homo Sapiens’e Doğru, çeviren: Özlem Gerguş, Runik Kitap, bilim, 118 sayfa, 2021

Jonathan Harris – Bizans’ın Sonu (2021)

Bizans halkı, o görkemli imparatorlukları yıkılırken neler hissetti?

Daha önce Bizans dönemi İstanbul’u üzerine çok iyi bir çalışmasına da yer verdiğimiz Jonathan Harris, elimizdeki kitabında da, bu olağanüstü ve trajik dönemden kişisel hikâyelerin peşine düşüyor.

Bir zamanların en güçlü imparatorluklarından biri olan Bizans, 1400’lü yılların başında inanılmaz bir hızla kan kaybetmeye başlamıştı.

Topraklarının çoğu Osmanlı’ya geçmiş, üstüne üstlük başkent Konstantinopolis de dört bir yandan kuşatılmıştı.

Peki, bu dönemde sıradan günlük hayatlarını devam ettirmeye çalışan Bizans vatandaşları neler hissediyordu?

İşte o günleri anımsatan bu dokunaklı kitapta Jonathan Harris, diplomatik manevralar, üstü kapalı meydan okumalar ve büyük tarihsel akımların cereyan ettiği bu zamandan kişisel hikâyeleri araştırıyor, böylece imparatorluğun yıkılmasına çok farklı ve özgün bir pencereden bakıyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Bizans’ın Sonu, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 356 sayfa, 2021

Zygmunt Bauman – Sosyoloji Ne İşe Yarar? (2021)

Sosyolojinin kendisi, keşfetmeye çalıştığı toplumsal dünyanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Peki, sosyoloji tam olarak nedir, neden ve nasıl yapılır, neyi başarır?

Zygmunt Bauman’la Ocak 2012 ve Mart 2013 arasında yapılmış dört söyleşiden oluşan bu kitap, sosyologları, bir bilimin değer yargılarından bağımsız teknisyenlerinden ziyade, dünyaya seslenmek için kullanılan bir yöntemin etkin özneleri olarak tanımlamaya teşvik ediyor.

Okurunu, günümüzde ve gelecekte sosyologların neyi, neden, nasıl ve kimler için yaptığı üzerine taze fikirler üretmeye davet eden çalışma, sosyologları Bauman’ın eserlerindeki ahlaki ve politik mesajlara uyarlamayı hedefliyor.

“Sosyolojinin daha geleneksel ve hümanist varyasyonu, kararların derin kaynaklarını faaliyete sokarak, insanlara içinde bulundukları durum hakkında bol miktarda bilgi sağlayarak ve bu sayede tercih özgürlüklerinin sınırlarını genişleterek insan davranışlarını daha az öngörülebilir hale getirmeyi hedefler.” diyen Bauman’a göre, sosyologlar gerektiğinde akıntıya karşı yüzmelidir.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Sosyoloji Ne İşe Yarar?, söyleşi: Michael Hviid Jacobsen ve Keith Tester, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 160 sayfa, 2021

Blaise Pascal – Taşra Mektupları (2021)

Nietzsche, Blaise Pascal hakkında şöyle yazar:

“Pascal’dan bu yana hiçbir şey yapılmamıştır; onun yanında, Alman filozoflarının sözü bile edilmez.”

Avrupa’da skolastik, dogmatik, sorgulamayan din anlayışının aşılmasında, dindar filozof Blaise Pascal, tek başına on kaplan gücündedir.

Yayımlandığında büyük yankı uyandırmış ve el altından hızla yayılmış ‘Taşra Mektupları’ ise, bunda aslan payına sahiptir.

Düşünür burada, sansürün anlamsızlığı, kutsal yazıların sorgusuz sualsiz kabul edilen otoritesinin yarattığı sorunlar, beşeri yasalar ile dini yasalar arasındaki farklılıklar, sahte bağlılık ve yoksulların din tüccarları tarafından suistimal edilmesi gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Pascal’ın mektupları, Cizvitlerin “gevşek” din ve ahlak anlayışlarına savaş açmak amacıyla yazmış olsa da, dinin o dönemdeki örgütlenişi üzerine getirdiği sıkı eleştirilerle halkın din anlayışının değişiminde büyük bir rol oynadı.

Aynı zamanda Pascal’ın din felsefesine ve aynı zamanda dönemin felsefe, teoloji ve insan anlayışına da ışık tutan ‘Taşra Mektupları’, hakikat yolunda mücadele eden her eleştiricinin kitaplığında bulunmalı.

  • Künye: Blaise Pascal – Taşra Mektupları, çeviren: Mehmet Alkan, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2021

Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge (2021)

“Öyle olur ki, daima günün öyle bir saati gelir ki, gece yarısında veya gün ortasında artık ‘sinema nedir?’ diye değil, ‘felsefe nedir?’ diye sormak gerekir.”

Daha önce ilk cildine burada da yer verdiğimiz Gilles Deleuze’ün sinema üzerine yazıları, ‘Zaman-İmge’ başlıklı ikinci cildiyle karşımızda.

Deleuze, sinemanın zamanı dolaysız bir şekilde sunma kapasitesine kavuşmuş yeni bir imge türüne sahip olduğunu belirtiyor ve bu yeni kavramsal pratikleri zaman-imge kavramıyla karşılıyor.

Düşünür bunu yaparken Rosselini, De Sica, Godard, Rivette, Antonioni, Visconti, Fellini ve Orson Welles gibi pek çok yönetmenin yapıtlarını kat ediyor ve bu bağlamda,

  • Sinemada yeni gerçekçilik,
  • Sinema, semiyoloji ve dil,
  • Zaman-imgenin hareket-imgeye tabiiyeti,
  • Zamanın dolaylı temsili olarak montaj,
  • Orson Welles’te hakikat meselesi,
  • Bedenin sineması ve bedenlerin sinematografik yaratımı,
  • Sinema ve politika,
  • Görsel imgenin boyutu olarak sesli film,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu tartışıyor.

Deleuze’ün buradaki yazıları, yönetmenlerin nasıl birer filozof ve kuramcı olduklarını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge, çeviren: Burcu Yalım ve Emre Koyuncu, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 343 sayfa, 2021