Erwin Panofsky ve Dora Panofsky – Pandora’nın Kutusu (2022)

Hiçbir mit Pandora mitinden daha tanıdık ve muhtemelen o denli tamamıyla yanlış anlaşılmış değildir!

Erwin Panofsky ve Dora Panofsky; Pandora, onun hiç olmamış kutusunun hikâyesini ve sanat tarihindeki temsillerini irdeliyor.

“Canlılığını günümüze dek korumuş ve zamanla adını İngiliz kraliçelerinden Fransız polis memurlarına, felsefe taşından Philadelphia’da on beş yaşındaki katillerden oluşan bir çeteye kadar farklı şeylere vermiş mitolojik bir kişilikle ilgili garip bir merak söz konusudur” diyor Dora ve Erwin Panofsky ve bu tükenmeyen merakın kaynağındaki kişiliğin hikâyesini sanat tarihindeki temsillerinin izlerinden giderek analiz ediyorlar.

  • Pandora’nın gerçekten bir kutusu var mıydı?
  • Kapağın açılması iyiliklerin mi yoksa kötülüklerin mi dışarı çıkmasına sebep oldu?
  • Havva ile Pandora arasındaki bağlantı neydi?
  • Rotterdamlı Erasmus’un bütün bu hikâyedeki yanlış anlaşılmaya nasıl bir katkısı oldu?
  • Zaman içinde Pandora’nın algılanışı ve anlatıları nasıl değişti?
  • Goethe eserlerinde Pandora’yı nasıl ele aldı?

Dora ve Erwin Panofsky, bu kitapta, Rönesans sanatçılarının gravürlerinden Paul Klee’nin resimlerine çok sayıda tasviri geniş bir çerçevede değerlendirerek ilginç sonuçlara ulaşıyorlar.

  • Künye: Erwin Panofsky ve Dora Panofsky – Pandora’nın Kutusu: Mitolojik Bir Simgenin Değişen Veçheleri, çeviren: Murat Çınar Büyükakça, Kırmızı Kedi Yayınevi, mitoloji, 200 sayfa, 2022

Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası (2022)

İngiliz tarihçi Christopher Alan Bayly’nin ‘Modern Dünyanın Doğuşu’ adlı başyapıtı, modern tarih yazımında çığır açtı.

Bu kült yapıtın devamı niteliğinde bir şaheser olan ‘Modern Dünyanın Doğuşu’, küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor. “Göz kamaştırıcı bilgi derinliğiyle uzaklık tanımayan çözümleme gücünün başyapıtı” olarak tanımlanan ilk ciltte olduğu gibi Bayly bu ciltte de iktisadi, siyasal ve toplumsal gelişmeleri, görünür görünmez karmaşıklıkları içinde, kendine özgü bağlantılı ve karşılaştırmalı bakış yöntemiyle küresel ölçekte çözümlemeyi sürdürüyor.

Devlet, sermaye, üretim, savaş, iletişim, kültürel yaşam, küresellik, yerellik temalarını yüzyılın başından beri ortaya çıkan değişimlere bağlı olarak somut biçimde irdeleyen Bayly, okura, her bir aşamada çarpıcı örneklerle donatılmış, zengin ve izlenebilir bir tarih anlatısı sunuyor.

‘Modern Dünyanın Yeniden İnşası’, olağanüstü derinlikteki yapıtlarıyla olduğu kadar seçkin bir eğitmen olarak da yaşamının son anına dek katkılarını devam ettirdiği akademi çevrelerince “benzersiz entelektüel yelpazeye sahip bir virtüöz” olarak anılan Bayly’nin modern tarih yazımına miras bıraktığı bir “son dokunuş” olarak kabul ediliyor.

Kitap, ilk bakışta yerel çatışmalar ve küçük savaşları dünya tarihinin merkezine yerleştirir görünürken temelde küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor ve değişen birey ve toplum kavrayışlarına dikkat çekiyor.

  • Künye: Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası 1900-2015, çeviren: Eren Buğlalılar, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

David Potter – Theodora (2022)

Bizans imparatoriçesi Theodora sahne sanatçısıydı, babası ise ayı terbiyecisiydi.

Geç Roma ve Bizans tarihçisi David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan hayatını adım adım izliyor.

Bizans İmparatoriçesi Theodora (495?-548), mütevazı bir aileden gelmesine karşın imparatoriçeliğe kadar yükselip ülkesine damgasını vurmayı başarmıştır.

Ayı terbiyecisi babasının ve dansçı annesinin yolundan giderek ergenlik çağlarında sahneye çıkmış, günümüzde o yaşlardaki bir kız için asla düşünülemeyecek gösterilerin içinde yer almış, böylece şehrin önde gelen erkekleriyle tanışarak adım attığı iktidar yolu onu, tahtın veliahtı ve sonrasında sahibi Jüstinyen ile evliliğe kadar götürmüştü.

Sahne sanatçısı kadınların üst sınıftan erkeklerle evlenmesinin yasadışı olduğu bir dönemde Veliaht Jüstinyen’i ikna edip imparator dayısı nezdinde girişimde bulunarak yasayı değiştirtmesini sağlayan Theodora, böylece hem kendisine imparatoriçeliğin kapısını araladı, hem de meslektaşlarına büyük yarar sağladı.

İktidar sahnesindeki oyunculuğunda tecrübe edinip kendi ilişki ağını kurdukça ülkenin yönetiminde kazandığı ağırlığı, zor duruma düşmüş kadınları barındıran kurumlar oluşturmak ve genel kabulün dışındaki din anlayışına mensup kişileri desteklemek için kullandı.

Ama iktidardaki en kritik ve kendisine en büyük şanı kazandıran müdahalesi, Nika Ayaklanması sırasında şehirden kaçma hazırlığına başlayan İmparator Jüstinyen’i durdurarak otuz bin kişinin katledilmesi pahasına tahtını korumasını sağlayan şu cüretkâr sözleri olmuştu:

“…hükümdarlık etmiş birinin kaçak konumuna düşmesi mümkün değildir. Ben bu mor giysimden asla ayrılmayacağım. Yüz yüze geldiğim insanlar bana imparatoriçe demeyecekse tek bir gün daha yaşamayayım. Eğer kurtulmak istiyorsanız Efendim, bu hiç sorun değil. Çok paramız var, deniz ayağımızın altında ve işte gemiler. Ama kaçıp güvenliğe kavuşurken ölümü mutlulukla tercih edeceğiniz bir hale düşmeyi isteyip istemediğinizi iyi düşünün. Bana en uygun gelen, şu eski sözdür: İktidar harika bir kefendir.”

David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan yolu adımlayışını aktarırken, başta cinsel ithamlar olmak üzere Bizanslı tarihçi Prokopios’un ona yönelttiği ağır suçlamaları da yerli yerine oturtuyor.

  • Künye: David Potter – Theodora, çeviren: Umre Deniz Tuna, İş Kültür Yayınları, biyografi, 304 sayfa, 2022

Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi (2022)

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, insanın büyük varoluş meseleleri üzerine derinlikli bir çözümleme.

Maurice Maeterlinck, büyük maceraların trajedisinden çok daha gerçek, çok daha derin ve gerçek varlığımıza çok daha uygun bir günlük trajedi olduğunu söylüyor.

1911 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Maeterlinck gerek modernizme yön veren keskin tiyatro oyunları gerekse denemeciliğiyle 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri.

Klasik bir üslupla, çağının ötesindeki bir modern duyuşla ele aldığı büyük varoluş meselelerinde mütevazı ve müdanasız fikri hat tutturdu.

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, yeni bir çeviriyle, Antonin Artaud’nun önsözüyle raflardaki yerini aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Hükümlerini kavrayamadığımız büyük bir yargıcın indireceği elin altında, hiçbir şey söylemeksizin yaşar ruhumuz. Fakat vereceği hesabın mahiyeti nedir? Bunu belirleyecek ahlak yasasını nerede aramalı? Düşüncelerimizin çok ötesindeki diyarlarda hüküm süren gizemli bir ahlak var mıdır? En saklı arzularımız, gözle göremediğimiz merkezi bir yıldızın güçsüz gezegenleri midir? Varlığımızın merkezinde şeffaf bir ağaç mı vardır, bütün eylem ve erdemlerimiz o ağacın kısa ömürlü çiçekleri ve yaprakları mıdır? Aslında ruhumuzun hangi kötülüğü işleyebileceğinden haberdar olmadığımız gibi, daha yüksek bir zihnin veya başka bir ruhun huzurunda ne sebeple yüzümüzün kızaracağını da bilmeyiz; gelgelelim hangimiz saf sayar kendini, hangimiz o gelecek yargıçtan korkmaz? Başka ruhlardan korkmayan bir ruh gösterebilir misiniz?”

  • Künye: Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi, çeviren: Yunus Çetin, Dergah Yayınları, deneme, 92 sayfa, 2022

Carolyn Merchant – Doğanın Ölümü (2022)

Biliyoruz ki, doğanın sömürgeleştirilmesiyle tam da aynı zamanlarda, bir tehdit olarak algılanan kadınlar da tahakküm altına alındı.

Ekofeminist bir perspektiften yola çıkan Carolyn Merchant, ekolojik ve feminist bir etik kurmanın imkânları üzerine düşünüyor.

  • Doğa ve dişilik arasındaki asırlık çağrışımlar bize ne anlatıyor?
  • Toprak ana bize ne sunuyor?
  • Kıtlık ve salgınlar mı yoksa bolluk ve bereket mi?
  • Korku mu yoksa dinginlik mi?
  • Bu çağrışımlar ve duygularla kurulan imgelemde dişil doğayı dizginlenmek mi yoksa ona hizmet etmek mi gerek?
  • O, engizisyon kazıklarında yakılan etkin, sinsi, büyücü kadınlar mı yoksa Rönesans’ın heykel kaidelerinde şekillendirilen edilgin, tabi bakireler mi?
  • Peki, günümüze kadar taşınagelen bu imgelemin tarihte bıraktığı ayak izlerini takip edersek, hangi önemli uğraklara çarparız?

Bu uğrakların izini süren Merchant, ekofeminist bir perspektiften başlattığı bu çalışmasında insanın benlik, toplum ve kozmos algısını kalıcı bir biçimde dönüştüren Bilimsel Devrim’e dönüp bakıyor.

Zira bu büyük dönüşümün yarattığı yeni ekonomik ve bilimsel düzen, hem doğa hem de kadınlar için can yakıcı bir öneme sahip.

Bu dönüşümle, merkezinde canlı bir dişil yeryüzünün olduğu organik kozmos tahayyülü, yerini mekanik dünya görüşüne bırakıyor.

Doğa, kontrol edilip sonuna kadar sömürülmesi gereken bir kaynak olarak şekillenirken, kaotikliği ve üretici gücüyle bir tehdit olarak algılanan kadınlar da tahakküm altına alınıyor.

Felsefi, ekonomik, dini, çevresel ve toplumsal her alanda doğaya ve kadınlara dair yeni inşalar ilmik ilmik örülüyor.

Bu inşaları alaşağı etmek, yeryüzüne nefes aldıracak, şifa bulacağımız ekolojik ve feminist bir etik kurmak belki de, Merchant gibi, bu ilmikleri tek tek söküp yenilerini atmakla mümkün.

  • Künye: Carolyn Merchant – Doğanın Ölümü: Kadınlar, Ekoloji ve Bilimsel Devrim, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, inceleme, 400 sayfa, 2022

Nick Dyer-Witheford, Atle Mikkola Kjøsen ve James Steinhoff – Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği (2022)

Marx’ın kapitalizm analizi, günümüzde yapay zekanın ardındaki itici güç olan metalaşma ve teknolojinin kaynaşmasının en kapsamlı eleştirel analizi olarak okunabilir mi?

Bu özgün çalışma, yapay zekâyı Marx üstünden okuyarak yapay zekâ ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

Son yıllarda yapay zekâ alanında çok büyük gelişmeler gerçekleşti.

Günümüz kapitalizmine yapay zekâ hükmetmeye başladı.

‘Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği’, modern yapay zekânın Marx’ın öngöremeyeceği bir makine olduğu, dolayısıyla Marksist analizin bu gelişmeyi de hesaba katması gerektiği tespitinden hareket ediyor.

Marksist teoriyle yapay zekâ arasındaki ilişkinin artı-değer, emek gücü, genel üretim koşulları, artı nüfus gibi Marksist kavramlardan hareketle incelendiği kitapta, genelleşmiş bir yapay zekânın olası sonuçları etraflı biçimde ele alınıyor.

Yazarlar, bu gelişmeyi olumlu olarak karşılayanların tersine, yapay zekânın bugün izlediği patikada gelişmeye devam etmesi durumunda kapitalizmin elindeki nihai silah olacağının altını çiziyorlar.

İnsanlığın değersizleşmesi demek olan böylesi bir ihtimale karşı, yapay zekâ olgusunu komünist bir yaklaşımla ele alarak mücadele edebileceğimizi öne sürüyorlar.

Yapay zekâ ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamak ve kapitalizmin olası geleceğini öngörmek isteyenler için bir başvuru niteliğinde olan bu kitap, üretim araçlarının mülkiyeti ve denetimi meselesini yeniden gündeme getirerek okuru bir komünist yapay zekâ perspektifini bütün zorlukları ve riskleri içinde düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Nick Dyer-Witheford, Atle Mikkola Kjøsen ve James Steinhoff – Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği: İnsandışı Bir Güç, çeviren: Barış Cezar, İletişim Yayınları, inceleme, 263 sayfa, 2022

Kolektif – Salgın, İklim, Toplum (2022)

Covid-19 salgını, şu an pek görmek istemesek de aslında çoktan hayatımızı kökten dönüştürmüş durumda.

Bu özenli derleme de, salgının ekonomik ve sosyal etkileri ve geleceğimizi nasıl dönüştüreceği çok yönlü bir bakışla ele alınıyor.

Küçücük bir virüsün kibir, gösteriş dolu, her şeye kadir ve muktedir olduğu düşünülen kapitalist dünyamızı fos çıkarışını izlerken sürekli bundan bir şeyler öğrenmeliyiz demiştik.

Bugün sormalıyız: Öğrenebildik mi?

Ne öğrendik?

İstanbul Politikalar Merkezi COVID-19 salgınının başladığı 2020 başından günümüze, web üzerinde, salgın koşullarında dünyanın, toplumların ve bireylerin durumunun değerlendirildiği çok sayıda panel düzenledi.

Bu panellerden hazırlanan ‘Salgın, İklim, Toplum’da ilk günlerden başlayarak salgının dünyadaki ve özellikle Avrupa Birliği ve Türkiye’deki ekonomik ve sosyal etkileri, olağanüstü kriz koşulları altında insan davranışları, salgın ile iklim krizinin birlikte ilerleyişi, devletlerin ve uluslararası kurumların salgını yönetmedeki başarı ve başarısızlıkları, aşılama, komplo teorileri, salgının ekonomi politiği, göçmenler ve işsizler, salgın koşullarında sosyal güvenliğin, eşitlik, adalet ve temel özgürlüklerin durumu, bütün dünyada dijitalleşmenin artışı ve iş süreçlerindeki değişim ve Türkiye bağlamında din ile siyaset arasındaki ilişki tartışılıyor.

Çoğu katılımcı, yaşadığımız bu sıradışı deneyimden öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu, gelecekteki salgınlarla ve gittikçe derinleşen iklim değişikliğinin getireceği ekolojik krizlerle başa çıkabilmek için bu deneyimimizi adaletli ve eşitlikçi bir dünya düzenine doğru seferber etmemiz gerektiğini düşünüyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: E. Fuat Keyman, Selim Badur, Senem Aydın-Düzgit, Evren Balta, Ümit Şahin, Kâmil Yılmaz, Işıl Arıcan, Yağız Üresin, Pelin Oğuz, Cem Güneri, Çiğdem Nas, Nebi Sümer, Emre Erdoğan, S. Adil Sarıbay, Erdoğan Özmen, Sinan Alper, Ayşenur Dal, Onurcan Yılmaz, Fikret Adaman, Zafer Yenal, Sinan Erensü, Hande Paker, Gökşen Şahin, Akgün İlhan, Murat Türkeş, Tuğba Öztürk, Galip Dalay, Çağlar Keyder, Atila Eralp, Nilgün Arısan-Eralp, Feyzi Baban, Pınar Uyan Semerci, Işık Özel, Mustafa Kutlay, Alper Kaliber, Yusuf Leblebici, Galip Yalman, Gökçe Uysal, İnsan Tunalı, Ateş Altınordu, Umut Azak ve Ayşe Çavdar.

  • Künye: Kolektif – Salgın, İklim, Toplum: Nasıl Bir Dünyada Yaşayacağız?, hazırlayan: Ayşe Köse Badur, Metis Yayınları, sağlık, 448 sayfa, 2022

William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri (2022)

Toplum, sağlığımız üzerindeki en büyük tehdittir.

William C. Cockerham, sağlık sosyolojisi alanına önemli katkıda bulunan bu çalışmasında, toplumun insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı şekilde ortaya koyuyor.

Uzun yıllar boyunca sosyolojinin bir alt dalı olarak varlığını sürdüren sağlık sosyolojisi, günümüzde çok önemli bir konuma sahip.

Sağlık sosyolojisi alanında konumlanan ve William C. Cockerham tarafından yazılan bu kitap, insan hayatında belki de en önemli şey olan sağlığın korunmasında ya da yerini hastalığa bırakmasında toplumsal faktörlerin oynadığı nedensel rolü, bilimsel kanıtlarla gözler önüne seriyor.

Toplumsal yapının ve bu yapının mekanizmalarının insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı bir şekilde açıklayan bu kitap, başlıca sınıfsal konum, yaş, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnik köken gibi biyolojik ve toplumsal olarak inşa edilmiş etkenlere odaklanıyor.

Bu etkenler aracılığıyla meydana gelen yaşam koşulları, yaşam tarzları ve sosyal sermayenin de kişinin sağlıklı ya da hasta olmasında belirleyici bir rol oynadığı ortaya konuluyor.

Sağlık sosyolojisi başta olmak üzere sosyoloji alanında yapılmış birçok kuramsal araştırmaya ve yazılmış birçok makaleye atıfta bulunan kitabın ana fikri, toplumsal faktörlerin arka planda yer almaktan ziyade insan sağlığına direkt olarak etki ettiğidir.

  • Künye: William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri, çeviren: Ercan Tugay Akı, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 368 sayfa, 2022

Tristan Gooley – Yıldız Patikaları ve Yabani İşaretler (2022)

Atalarımız, doğadaki işaretleri okumada mahirdi.

Bugün ise, kadim yeteneklerimizi yitirdik.

Triston Gooley, doğal navigasyonumuzu yeniden kazanmamızı sağlayacak egzersizler sunuyor.

Her doğaseverin kitaplığında bulunmalı.

  • “Doğa”yı sezgisel olarak algılama yeteneğimiz hâlâ var mı?
  • Yıldızlara bakarak yön bulabilir miyiz?
  • Yaban hayat düşmanımız mıdır?
  • Sincabın bir sonraki hamlesini öngörebilir miyiz?

Avcı-toplayıcı atalarımızın, yaşamlarını sürdürebilmek için doğadaki işaretleri okumaya ihtiyaçları vardı, dahası buna mecburlardı.

Bizim alarm kodlarımız ise çok daha farklı işliyor.

Modern kodlarımız, kadim yeteneklerimizi yitirdiğimiz anlamına mı geliyor?

Gooley, bu yeteneğin hala içimizde olduğunu, sadece “altıncı his” olmadığını ve birçok deneme ile yeniden kazanılabileceğini söylüyor.

Her bir bölümde kendi deneyimlerinden çıkardığı “ipuçları”nı paylaşarak bizleri pratik bir yol arkadaşlığına davet ediyor; iz sürmenin ve kaplan güreşinin derin, zorlu dostluğuna.

Bu tür yetenekleri insanüstü algılamamızın tek nedeni, bu farkındalığı, yani doğada bizden gizlenen ayrıntılara duyduğumuz sevgiyi kaybetmiş olmamızdır.

Kitapta, doğanın işaretlerini okuyabilmek, sesini yeniden duyabilmek, unuttuklarımızı hatırlamak ve geliştirmek için 52 egzersiz yer alıyor.

  • Künye: Tristan Gooley – Yıldız Patikaları ve Yabani İşaretler: “Kayıp Altıncı Hissimizin Anahtarları”, çeviren: İlke Önelge, Avantür Kitap, coğrafya, 416 sayfa, 2022

Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar (2022)

Teknoloji muazzam nimetler kadar, dehşet verici bir silaha dönüşebilme potansiyeline de sahiptir.

Brad Smith ve Carol Ann Browne’un çalışması, konuyu bu işin içinden kişilerin bakış açısıyla aktarmasıyla da önemli.

Her yeri saran dijital dönüşüm büyük vaatler sunsa da kritik bir dönüm noktasındayız: Dünya, bilgi teknolojisini hem güçlü bir araca hem de dehşet verici bir silaha dönüştürmüş durumda.

Yapay zekâ gibi giderek daha da güç kazanan icatların belirlediği bir çağı yönetmek için yeni yaklaşımlar gerekeceği ortada.

  • Acaba bu yeni çağda kamu güvenliği, bireysel kolaylık ve kişisel gizlilik arasında doğru dengeyi nasıl kuracağız?
  • Ülkelerimizi, işletmelerimizi veya kişisel yaşamlarımızı yıkmak üzere bu teknolojiyi kullanan siber saldırılara karşı kendimizi nasıl koruyacağız?
  • Tüm toplumlarda dalga dalga görülen ekonomik etkilerini nasıl yöneteceğiz?
  • Acaba çocuklarımızın iş bulabileceği bir dünya mı yaratıyoruz?
  • Yoksa kontrol bile edemeyeceğimiz bir dünya mı?

‘Araçlar ve Silahlar’da Microsoft’un kıdemli yöneticileri Smith ve Browne, çağımızın en dikenli meseleleriyle karşı karşıya kalan dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin kokpitinden bir anlatı sunuyor: Kişisel verilerin gizliliği, siber suç ve siber savaşla sosyal medya, yapay zekânın bizi soktuğu ahlaki çıkmazlar, büyük teknolojilerin toplumsal eşitsizlikle ilişkisi, kısa ve uzun vadede demokrasilerin yüzleşeceği zorluklar…

Peki, tüm bunlarla nasıl mücadele edeceğiz?

Kitap, her şeyin dijitalleşmesine ivme kattığımız bu dönemde, teknolojinin sunduğu muazzam vaatlerle varoluşa yönelik tehditleri arasında nasıl denge kurulması gerektiğine dair derin bir hesaplaşma.

  • Künye: Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar: Dijital Çağın Vaatleri ve Tehlikeleri, çeviren: Kadir Yiğit Us, Kronik Kitap, inceleme, 400 sayfa, 2022