Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2025)

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var? Kürt Sekülerleşmesi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor. Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, Kürt Sekülerleşmesi: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme. Yusuf Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

Çoğu zaman sınırlı gözlemlere, izlenimlere dayanarak konuşulan sekülerleşme konusunu saha deneyimiyle “yere indiren” bir çalışma.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2025

Hegel – Siyasi Yazılar (2025)

Hegel’in siyasi düşüncesinin hem pratik hem de metafizik yönlerine ışık tutan önemli bir kitap.

Bu kitapta önemli siyasi yazılarını bir araya getiriyor ve Hegel’in eğitim ve dini görüşlerinin Prusya otoritelerinin otoriter rejimlerini örgütlediği siyasi değerlerle nasıl çatıştığına dair içgörüler sağlıyor.

Aynı zamanda, kitap, Hegel’in bazı büyük Avrupa devletlerindeki güncel siyasi durumları incelemek amacıyla Avrupa’daki feodalizmin evrimi üzerine karşılaştırmalı bir tarihsel perspektifi benimsediği üç metni de içeriyor. Söz konusu üç metin metafiziksel değildir ve örgütleyici ilkeleri olarak Sittlichkeit’ı sahnelemezler. Fakat bu metinler –özellikle de Alman Anayasası ve İngiliz Reform Tasarısı Üzerine– son derece ilginçtir, çünkü Hegel’in İngiltere, Fransa ve Almanya’daki son siyasi gelişmelere ilişkin dikkate değer karşılaştırmalı analizlerden modern dünyadaki siyasal yaşama dair sonuçlar çıkardığını göstermektedir.

Kitap, Hegel’in siyasi fikirlerine ilişkin tarihsel bir anlayış geliştirmek açısından önemli bir kaynak niteliğinde…

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Siyasi Yazılar, çeviren: Doğan Barış Kılınç, Dipnot Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2025

Michael Maass – Antik Delphi (2025)

Michael Maass’ın ‘Antik Delphi’ adlı eseri, Antik Yunan’ın en önemli kutsal merkezlerinden biri olan Delphi’ye kapsamlı bir bakış sunuyor. Yazar, bu eserinde Delphi’nin sadece bir tapınak kompleksi değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve kültürel bir merkez olduğunu vurguluyor.

Delphi’nin tarihsel sürecini, Apollon Tapınağı’nın mimari yapısını, orakl geleneğini, şehir devletleri ile ilişkilerini, kültürel etkisini ve arkeolojik kazılardan elde edilen bulguları detaylı bir şekilde inceleyen Maass, okuyucuyu antik dünyanın bu gizemli merkezine eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitap, Delphi’yi sadece bir Yunan mabedi olarak değil, aynı zamanda uluslararası öneme sahip bir merkez olarak ele alıyor. Şehir devletlerinin, krallıkların ve hatta uzak diyarlardan gelen ziyaretçilerin bu kutsal alana bıraktığı izler, Delphi’yi sadece bir Yunan mabet kompleksi olmaktan çıkarıp, uluslararası öneme sahip bir merkez hâline getiriyor.

Maass, Delphi’nin kutsal yapısını oluşturan Apollon Tapınağı, Omphalos Taşı ve Tholos gibi anıtsal eserlerin mimari ayrıntılarını etkileyici bir anlatımla okuyucuyla buluşturuyor. Geçirdiği dönüşümlere, uğradığı yıkımlara rağmen günümüzde bile büyüsünü koruyan Delphi yüzyıllardır verdiği mesajı, Maass’ın satırlarıyla bir kez daha bize ulaştırıyor: Kendini Bil!

Kısacası, ‘Antik Delphi’ sadece bir arkeolojik çalışma değil, aynı zamanda Antik Yunan dünyasının siyasi, kültürel ve dini yapısı hakkında derinlemesine bir inceleme. Michael Maass, bu eseriyle okuyuculara Delphi’nin sadece bir yer değil, aynı zamanda bir fikir, bir inanç sistemi ve antik dünyanın kalbi olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Michael Maass – Antik Delphi: Antik Dünyanın Gizemli Merkezine Kısa Bir Yolculuk, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 142 sayfa, 2025

Kolektif – Osmanlı Anadolu’sunda Ekonomik Hayat (2024)

Ebru Boyar ve Kate Fleet editörlüğündeki ‘Osmanlı Anadolu’sunda Ekonomik Yaşam’, Osmanlı Anadolu’sunun sosyo-ekonomik yaşamına odaklanarak üretim, yerel ve uluslararası ticaret, tüketim ve devletin rolünün hem yerel hem de merkezi düzeydeki yönlerini inceliyor.

Geniş bir veri yelpazesine dayanan ve çeşitli yaklaşımları benimseyen bölümler, makrodan mikroya, Anadolu ekonomik kaynaklarının genel görünümünden taşra ekonomik aktörlerinin dilekçe dilinin derinlemesine incelenmesine kadar uzanıyor.

Tarımdan ticarete, zanaattan sosyal hayata kadar geniş bir yelpazede konuları ele alıyor.

‘Osmanlı Anadolu’sunda Ekonomik Hayat’, okuyucuya Osmanlı imparatorluğunun merkezi bir bölgesinin zengin ve çeşitli sosyo-ekonomik yaşamına bir giriş sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Marc Aymes, Ebru Boyar, Metin Coşgel, Suraiya Faroqhi, Kate Fleet, Elena Frangakis-Syrett, Yonca Köksal, Mehmet Öz, Mehmet Polatel ve Sadullah Yıldırım.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Anadolu’sunda Ekonomik Hayat, yayına hazırlayan: Ebru Boyar, Kate Fleet, çeviren: Ali Karatay, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2024

Toby E. Huff – Entelektüel Merak ve Bilim Devrimi (2025)

Toby E. Huff’ın ‘Entelektüel Merak ve Bilim Devrimi’ adlı bu çalışması, bilimsel devrimin sadece Batı Avrupa’da değil, aynı zamanda Çin, Babür ve Osmanlı İmparatorluğu gibi farklı kültürlerde de benzer entelektüel merak ve bilimsel arayışların olduğunu ortaya koyuyor. Kitap, bilimsel devrimin küresel bir süreç olduğunu ve farklı kültürlerin bu sürece farklı şekillerde katkıda bulunduğunu vurguluyor.

Huff, 17. yüzyıl Avrupa’sında yaşanan bilimsel devrimin, Batı’nın dünya üzerindeki hakimiyetinin temelini oluşturduğunu belirtirken, aynı zamanda bu sürecin tek merkezli olmadığını savunuyor. Kitapta, Çin’deki matbaanın icadı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gözlemevleri ve farklı kültürlerdeki bilimsel tartışmalar gibi örneklerle, bilimsel bilginin küresel bir çapta yayıldığını ve geliştiğini gösteriyor.

Yazar, bilimsel devrimin sadece bilimsel keşiflerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerle de yakından ilişkili olduğunu vurguluyor. Kitapta, bilimsel devrimin toplumları nasıl dönüştürdüğü, yeni bilgi üretim biçimlerinin nasıl ortaya çıktığı ve bilim ile din arasındaki ilişkinin nasıl değiştiği gibi sorulara cevap arıyor.

Huff, kitabında bilimsel devrimin tek bir nedeni olmadığını, bunun yerine karmaşık bir etkileşim ağı olduğunu belirtiyor. Coğrafi keşifler, ekonomik değişimler, reform hareketleri ve baskı teknolojilerindeki gelişmeler gibi birçok faktörün bilimsel devrimi tetiklediğini savunuyor.

  • Künye: Toby E. Huff – Entelektüel Merak ve Bilim Devrimi: Küresel Bir Bakış, çeviren: Arlet İncidüzen, Runik Kitap, bilim, 388 sayfa, 2025

Wilhelm Schmid – Ölümü Atlatmak (2025)

 

Wilhelm Schmid’in ‘Ölümü Atlatmak’, adlı kitabı, ölümün insan varoluşundaki yerini ve anlamını derinlemesine inceleyen felsefi bir çalışma. Yazar, ölüm karşısında insanların deneyimlediği korku, kaygı ve umut gibi duyguları felsefi bir bakış açısıyla ele alıyor.

Schmid, ölümün sadece biyolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda varoluşsal bir soru olduğunu vurguluyor. İnsanların ölümle yüzleşmekten kaçınma eğiliminde olmalarına rağmen, bu kaçışın mümkün olmadığını belirtiyor. Yazar, farklı kültürlerde ölümün nasıl algılandığını ve farklı felsefi sistemlerde ölüme nasıl bir anlam verildiğini inceleyerek, ölümün insan düşüncesindeki yerini ortaya koyuyor.

Kitapta, ölümün bireysel ve toplumsal kimlikler üzerindeki etkisi, ölüm korkusunun üstesinden gelme yolları, ölüm sonrası yaşam inançları ve ahlak felsefesindeki yeri gibi konulara değiniliyor. Schmid, ölümün insan hayatına verdiği anlamı sorgulayarak, okurları varoluşsal bir yolculuğa çıkarıyor.

Yazar düşünsel derinlik ve sezgi gücüyle hayatın en kavranamaz gerçeğiyle yüzleşirken, okura onunla baş etmenin inceliklerine dair ipuçları veriyor.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Ölümü Atlatmak: Kavranamaz Olanla Baş Etmek Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, felsefe, 110 sayfa, 2025

Robert J. Sharer – Maya Uygarlığında Günlük Hayat (2025)

Robert Sharer’ın ‘Maya Uygarlığında Günlük Hayat’ adlı eseri, Amerika’nın gizemli uygarlıklarından biri olan Mayaların günlük hayatlarına dair kapsamlı bir inceleme sunuyor.

Sharer, kitabında Maya toplumunun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını, günlük ritüellerini, inanç sistemlerini ve sanatsal ifade biçimlerini detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazar, arkeolojik bulgular, tarihi metinler ve günümüz Maya toplulukları hakkındaki araştırmalar ışığında, Maya yaşamının zengin ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Kitapta, Maya şehirlerinin planlanması, mimarisi ve şehir yaşamı; tarım teknikleri, ticaret yolları ve ekonomik sistem; dinî inançlar, tanrılar ve ritüeller; yazım sistemi ve astronomi bilgileri gibi konulara yer veriliyor. Ayrıca, Maya sanatının farklı ifade biçimleri, giyim kuşam, yemek kültürleri ve sosyal hiyerarşi gibi konular da inceleniyor.

Sharer, Maya toplumunun sadece piramitleri ve takvimleriyle değil, aynı zamanda gelişmiş bir tarım sistemi, karmaşık bir sosyal yapı ve zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu vurguluyor. Yazar, Maya uygarlığının çöküşünün nedenleri üzerine de çeşitli teorileri değerlendirerek, bu medeniyetin bıraktığı etkilerin günümüz dünyası için hala önemli olduğunu gösteriyor.

‘Maya Uygarlığında Günlük Hayat’, hem akademik bir çalışma hem de popüler bir kitap olarak kabul edilebilir. Kitap, Maya uygarlığına ilgi duyan herkes için anlaşılır bir dilde yazılmış ve zengin görsel materyallerle desteklenmiş.

  • Künye: Robert J. Sharer – Maya Uygarlığında Günlük Hayat, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2025

Ori Schwarz – Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi (2025)

Ori Schwarz’ın ‘Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi’, dijital dönüşümün toplumsal yapılar üzerindeki derin etkilerini, klasik sosyolojik kavramları güncel bir bakış açısıyla yeniden değerlendirerek inceliyor.

Yazar, dijitalleşmenin sadece teknolojik bir değişim olmadığını, aynı zamanda üretim ilişkilerinden sosyal etkileşimlere, kimlik kavrayışından iktidar yapılarına kadar toplumun tüm dokusunu yeniden şekillendiren kapsamlı bir dönüşüm olduğunu vurguluyor. Schwarz, bu dönüşümün kapitalizmin 70’lerdeki krizine verdiği yanıtı ve şirketlerin, devletlerin dijital teknolojileri bu dönüşümü hızlandırmak için nasıl kullandıklarını detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, dijitalleşmenin sadece iş hayatını değil, aynı zamanda günlük yaşamlarımızı da nasıl etkilediğini, sosyal medya ve algoritmaların bireysel ve toplumsal davranışlar üzerindeki gücünü mercek altına alıyor. Schwarz, sosyal sermaye, kimlik, gözetleme gibi temel kavramları dijital çağın koşullarında yeniden değerlendirerek, klasik sosyoloji teorilerine yeni bir soluk getiriyor.

Yaygınlık kazanmış sosyal sermayenin hem şirketlerin hem de yaşam alanlarımızın kaçınılmaz kurucusuna dönüştüğünden hareketle, Goffman’ın “benliği sunumu”, Bauman’ın “akışkan toplumu”, Castells’in “ağ toplumu” kavramsallaştırmalarını yeniden mercek altına alan Schwarz, ayrıca Latour’un Aktör Ağ Teorisini masaya yatırıyor.

Yazar, dijitalleşmenin yarattığı yeni sosyal düzende, bireylerin daha fazla izlendiğini, verilerinin toplanarak kullanıldığını ve algoritmaların karar alma süreçlerinde giderek daha fazla belirleyici hale geldiğini vurguluyor. Bu durum, bireylerin özgürlükleri ve mahremiyetleri üzerinde ciddi soru işaretleri yaratıyor. Schwarz, bu yeni düzende bireylerin ve toplulukların nasıl bir direniş geliştirebileceği konusunda da önemli ipuçları sunuyor.

  • Künye: Ori Schwarz – Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi: Bizi Birbirimize Bağlayan Kodlar, çeviren: Hurinaz Sarı, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 272 sayfa, 2025

Roger Ariew – G. W. Leibniz ile Samuel Clarke Mektuplaşması (2025)

Bu kitap, 17. yüzyılın iki önemli filozofu olan Gottfried Wilhelm Leibniz ve Samuel Clarke arasında geçen yazışmaları derli toplu bir şekilde sunuyor. Bu mektuplaşma, felsefe tarihinin en önemli tartışmalarından biri olarak kabul edilir ve evren, Tanrı, özgür irade, madde gibi temel felsefi konularda farklı görüşlerin çarpıştığı bir zemin oluşturur.

Ariew, kitabında bu mektupları sadece tarihsel bir belge olarak sunmakla kalmaz, aynı zamanda felsefi bir analiz de yapar. Leibniz’in idealist ve monadolojik görüşleriyle, Clarke’ın Newtoncu ve mekanikçi görüşleri arasındaki temel farklılıkları ortaya koyar. Bu karşıtlıklar, felsefe tarihine derin izler bırakmış ve modern felsefenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.

Kitap, Leibniz’in evrenin önceden belirlenmiş bir düzen içinde olduğu ve her şeyin en iyi şekilde olduğu şeklinde ifade ettiği “önceden belirlenmiş uyum” ilkesiyle, Clarke’ın Newton’un fizik yasalarına dayalı daha mekanik bir evren anlayışı arasındaki gerilimi vurgular. Ayrıca, özgür irade, ruhun maddeyle ilişkisi, Tanrı’nın evrendeki rolü gibi konularda iki filozof arasındaki farklı görüşler de detaylı bir şekilde incelenir.

Ariew’ın çalışması, bu mektuplaşmanın felsefe tarihindeki yerini ve önemini vurgulamanın yanı sıra, modern felsefi tartışmaların temelini oluşturan birçok konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Kitap, felsefe öğrencileri ve araştırmacılar için olduğu kadar, felsefeye ilgi duyan herkes için de değerli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Roger Ariew – G. W. Leibniz ile Samuel Clarke Mektuplaşması, çeviren: Orhan Düz, Albaraka Yayınları, tarih, 2025

Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları (2025)

Çapanoğulları, Yozgat havalisinin köklü ve büyük bir hanedan ve elit sülalesi. Popüler hafızada, Milli Mücadele dönemindeki Çapanoğlu İsyanı ile ve “Her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar” deyimiyle biliniyorlar.

Büşra Nur Topal Akdoğmuş, bu incelikli çalışmasında, Çapanoğulları’nı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşra elitinin dönüşüm sürecinin canlı bir “sahası” olarak ele alıyor.

‘Çapanoğulları’nda taşra eliti olgusu, merkez-çevre diyalektiği, patrimonyalizm, sultan rejimleri ve “güçlü devlet geleneği” gibi “büyük” modelleri de zihninin gerisinde tutarak, fakat esasen devlete toplumdan bakan bir görüş açısıyla inceleniyor.

Güçlü analitik yaklaşımıyla, aynı zamanda aile romanı lezzeti taşıyan bir tarihsel sosyoloji anlatısı…

Kitaptan bir alıntı:

“Uzun süreler boyunca taşra toplum düzeninden Osmanlı merkez bürokrasisine kadar birçok alanda görev alan Çapanoğulları’nın iki rejim etrafındaki dönüşümünü konu edinen bu inceleme, ailenin Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet sonrasına kadar benimsediği ‘hem emredici hem itaatkâr’ siyaseti merkeze alıyor. Bugüne değin olumsuz çağrışımlarıyla kulaktan kulağa dolaşan ‘her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar’ deyimini bu çalışmayla beraber artık, bir manevra kabiliyeti ve politik maharet türü olarak ‘Çapanoğlu siyaseti’ etrafında düşünmeyi teklif ediyorum.”

  • Künye: Büşra Nur Topal Akdoğmuş – Çapanoğulları: Taşra Elitinin Dönüşümü, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2025