Katie McKissick – Ben Bilmem, Gen’im Bilir! (2016)

Meraklısına, hızlandırılmış genetik kursu.

Kitap, DNA’ların özellikleri, üreme, seks kromozomları, mitokondriyal genler ve kan grupları gibi, merak edilen pek çok konuyu aydınlatıyor.

Kitabın özgünlüğü ise, karmaşık genetik bilimini, eğlenceli bir üslupla açıklaması ve bunu, gündelik hayattan ayrıntılarla zenginleştirmesi.

  • Künye: Katie McKissick – Ben Bilmem, ‘Gen’im Bilir!, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları

Eric R. Kandel – Belleğin Peşinde (2016)

Nobel Ödüllü Eric Kandel’den, son elli yılda gerçekleştirilmiş zihin araştırmalarındaki başarıların ve meslek hayatındaki deneyimlerinin bir hikâyesi.

Sinir hücresi sistemleri, bellek depolamanın biyolojisi, snaps bağlantıları, sinir biyolojisi, bellek genleri ve buna benzer pek çok ilgi çekici konu, burada.

Anılarla tarihi, modern biyoloji ile davranış araştırmalarını ustaca bir araya getiren ‘Belleğin Peşinde’, Kandel’in Nazi işgali altındaki Viyana’da geçen çocukluk günlerinden başlıyor.

Kitap ardından, Kandel’in 20. yüzyılın önde gelen bilimcileriyle birlikte başardığı keşiflere yol alıyor.

Yazar hem bireysel hem de bilimsel hayatında belleğin izinden giderken, okuru da bilimin renkli ve sürprizli dünyasıyla buluşturuyor.

  • Künye: Eric R. Kandel – Belleğin Peşinde: Yeni Bir Zihin Biliminin Doğuşu, çeviren: Mehmet Doğan, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları

Howard J. Herzog – Karbon Yakalama (2020)

İklim değişikliğini azaltmanın en etkili yollarından biri de karbon yakalama ve depolamadır.

Şimdiye kadar hak ettiği ilgiyi göremese de bu yöntem, şirketlerden sıradan insanlara, karbon izimizi azaltmamız konusunda pratik öneriler vermesiyle gerçekçe hayati derecede önemli.

İşte bu kitabın yazarı Howard Herzog da, karbon yakalamanın ve depolamanın ne olduğunu çok yönlü bir şekilde ortaya koyarak bu konuda merak edilenleri aydınlatıyor.

MIT Enerji Girişimi araştırmacısı Herzog’un, konuyu uzman olmayan okurların da rahatça anlayacağı bir üslupla ele aldığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Howard J. Herzog – Karbon Yakalama, çeviren: Deniz Ulkat, Pan Yayıncılık, bilim, 240 sayfa, 2020

Jim Horne – Uykusuzluk (2020)

Günümüzde birçok insan uykusuzluk sorunundan yakınıyor.

Bu sorun da, büyük oranda modern uyanık yaşamın baskılarına atfediliyor ve obezliğin, kalp-damar hastalıklarının ve başka rahatsızlıkların sebeplerinden biri gibi lanse ediliyor.

Yaygın kanıya göre, insan günde en az sekiz saat uyumalıdır.

Jim Horne ise, tam da bu noktada, uyku yoksunluğunun abartıldığını iddia ediyor.

Zira büyük çoğunluğumuz yeterli uyku almaktadır, özellikle yedi saatlik uyku ortalamamızda son yüzyılda pek bir değişiklik olmamıştır.

Dolayısıyla “8 saate ihtiyacımız olduğunu” söyleyen iddialar kuşkuludur; çünkü çoğumuz, daha az saatle mutlu mesut uyumaktayız.

Dahası insanların uyku sürelerindeki doğal farklılıkları bir kenara koyarsak, uykuyu sadece uzunluğuyla değerlendirmek uyku kalitesinin önemini ıskalamaktadır.

Uykusuzluk (insomni) teşhisinin, esas olarak yirminci yüzyıla ait bir uzlaşmanın ürünü olduğunu belirten Horne, büyük oranda yeni hipnotik ilaçların keşfinin bu gelişmenin habercisi olduğunu ve geçmiş yaklaşımların aksine bu sıkıntının zararsız bir “yaşamsal olgudan” ziyade daha “tıbbileşmiş” bir duruma dönüştürülmesine olanak tanıdığını söylüyor.

Günümüz uyku yoksunluğu sorununa “hayatın içinden bir olgu” olarak bakan çalışma, bir başka teziyle de çok dikkat çekiyor.

Horne, kısa uykuyla ölüm oranlarının, obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıkları arasındaki bağlar eleştirel bir şekilde incelendiğinde; bu bağların en iyi ihtimalle sınırlı olduğu, gerçek anlamda sadece geceleri beş saatten az uyuyan kişilerde rastlandığını belirtiyor.

Yazara göre, bu insanların çoğu gerçekten de kronik uyku yoksunluğu çekmektedir, fakat nüfusun yalnızca küçük bir azınlığını oluşturmaktadırlar.

  • Künye: Jim Horne – Uykusuzluk: Günümüz Toplumunda Uyku İhtiyacı, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, bilim, 240 sayfa, 2020

Jean-Guy Michard – Dinozorların Kayıp Dünyası (2016)

Efsanevi kara sürüngenleri hakkında, ilginç ayrıntılarla bezeli bir rehber.

Paleontolog ve dinozor araştırmacısı Jean-Guy Michard, çok sayıda görselle zenginleşen kitabıyla, okurları, 150 yıl boyunca gezegene hükmetmiş ve yok oluşları hâlâ gizemini koruyan bu varlıkların sıra dışı dünyasına daha yakından bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Jean-Guy Michard – Dinozorların Kayıp Dünyası, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları

Julia Shaw – Kötülük (2020)

Madem hepimiz o denli nefret ediyoruz, bunca kötülük neden hâlâ var?

Seri katillere, onların yaptıkları vahşete kimileri neden bu kadar meraklı?

Filmlerde ve dizilerde şiddete kimler bayılıyor?

Hitler gibi bir canavar, nasıl oluyor da en popüler tarihi kişiliklerden biri olmaya devam ediyor.

İşte Julia Shaw’ın eldeki enfes kitabı, bilimsel bir bakışla, kötülük karşısındaki büyük ikiyüzlülüğümüzü çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

İnsanın yüksek sesle ifade etmeye çekindiği bu karanlık yönünü çok yönlü bir bakışla sorgulayan Shaw, kötülüğü etik, tarihsel, psikolojik ve bilimsel yönleriyle tartışıyor.

Akıl hastalıkları ve cinsel sapkınlıklar, tecavüz kültürü, yapay zekâ ve teknoloji ikilemi ve terörizm, Shaw’ın bu bağlamda tartıştığı kimi konular.

  • Künye: Julia Shaw – Kötülük: İnsanın Karanlık Tarafının Ardındaki Bilim, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları, bilim, 312 sayfa, 2020

Eric R. Kandel – Sanatta ve Beyin Biliminde İndirgemecilik (2020)

Sanat ve bilimde ortak bir zemin nasıl bulunabilir?

Nobel Ödüllü Eric Kandel, hem bilimin insan algısının karmaşıklıklarını nasıl keşfedebileceğini hem de bilimin harika sanat eserlerini algılamamıza, takdir etmemize ve anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Bilimin bir sanat eserini deneyimleme ve anlamlandırmadaki etkisini sorgulayan Kandel, hafızanın nörobiyolojik temellerini ortaya koyan çalışmalarını bu kez sanata uyguluyor ve bu bağlamda öznel dünyalarını renk, biçim ve ışığa damıtan modern sanatçıların nörobilimsel analizini yapıyor.

Kandel ayrıca, resim sanatının Turner, Monet, Kandinsky, Schoenberg ve Mondrian’ın eserlerinden Pollock, de Kooning, Rothko, Louis, Turrell ve Flavin’in soyut dışavurumculuğuna ulaşmak için nasıl bir indirgemeci yaklaşım içinde olduğunu ayrıntılarıyla aktararak, bu yolculuğun sonunda Katz, Warhol, Close ve Sandback’in eserlerini analiz ediyor.

  • Künye: Eric R. Kandel – Sanatta ve Beyin Biliminde İndirgemecilik: İki Kültür Arasında Köprü Kurmak, çeviri: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2020

Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi (2016)

Matematik tarihinin labirentlerinde keyifli bir yolculuk.

Joseph Mazur, hem bugün matematikte kullandığımız sembollerin nasıl ortaya çıkıp evrildiğini anlatıyor hem de matematiksel düşüncenin ilk ortaya çıkışından bugüne uzanarak matematiksel sembollerin düşünceyi, anlamı ve anlamayı nasıl dönüştürdüğünü açıklıyor.

  • Künye: Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi, çeviren: Barış Gönülşen, İş Kültür Yayınları

Jennifer M. Groh – Mekân Yaratmak (2016)

Beyin neyin nerede olduğunu nasıl biliyor?

Jennifer Groh, beynin görme ve işitme duyularını nasıl harmanladığını gözler önüne seren, özgün bir çalışmayla karşımızda.

Konum ve sınır bilgimiz fiziksel nesnelerle baş etmemizi ve dünya içinde hareket etmemizi sağlar.

Beynin bu sıradan becerileri geliştirmemize yardımcı olan o muhteşem işlem gücüne yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Jennifer M. Groh – Mekân Yaratmak, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları

Jonah Lehrer – Proust Bir Sinirbilimciydi (2020)

‘Proust Bir Sinirbilimciydi’, sanatçıların olağanüstü sezgilerine methiye niteliğinde bir eser.

Jonah Lehrer, yeni bir baskıyla yayımlanan çalışmasında, sanat tarihine damga vurmuş sekiz isim üzerinden, sanatçıların bilim alanında kanıtlanmış olguları bilimcilerden önce sezgileriyle öngörmelerini ve bunun sanatçının kendine has yaratıcı gücüyle nasıl ilişkili olduğunu anlatıyor.

Yazar, Marcel Proust’tan Paul Cézanne’a, Auguste Escoffier’den İgor Stravinski’ye, Virginia Woolf’tan Gertrude Stein’a sekiz yazar ve sanatçının insan deneyimlerine nasıl baktığını ve bunları nasıl yorumladıklarını irdeliyor.

Lehrer’e göre Proust’un romanları belleğimizin, Cézanne’ın resimleri görme duyumuzun, Stravinski’nin müziği işitsel algımızın, Stein’ın şiirsel arayışları dil yetimizin, Woolf’un bilinçakışı metinleri de zihnimizin çalışma ilkelerini doğru bir şekilde önceden ortaya koymuşlardır.

Lehrer, bunu yaparken de sanatla bilim arasındaki katı işbölümüne de karşı çıkıyor ve bunu aşmanın bir yolu olarak da “dördüncü kültür” yaklaşımını öneriyor.

Lehrer’e göre, sahip olduğumuz iki kültürün alışkanlıklarını değiştirmemiz gerekiyor ve daha da önemlisi beşeri bilimler pozitif bilimlerle bağ kurmalıdır.

  • Künye: Jonah Lehrer – Proust Bir Sinirbilimciydi, çeviren: Ferit Burak Aydar, Ayrıntı Yayınları, bilim, 240 sayfa, 2020