Ahmet Cevizci – Eğitim Felsefesi (2011)

  • EĞİTİM FELSEFESİ, Ahmet Cevizci, Say Yayınları, felsefe, 342 sayfa

Ahmet Cevizci ‘Eğitim Felsefesi’nde, felsefenin Yunan filozofları Aristoteles ve Platon’dan başlayarak konu edindiği eğitimi detaylı bir bakışla ele alıyor. Kitap, idealist, realist, kültürel ve pragmatist gibi yaklaşımlar ışığında klasik eğitim felsefesini konu edinerek açılıyor. Cevizci kitabının ikinci bölümünde analitik eğitim felsefesini; üçüncü bölümde de eleştirel eğitim felsefesini inceliyor. Yazar, kitabının son bölümünde ise, eğitim felsefesinin epistemolojik, ontolojik, etik ve politik boyutlarına odaklanıyor. Kitap, eğitim faaliyetlerini felsefi bir zemin üzerinden anlamlandırmaya çalışan tüm eğitimcilere hitap ediyor.

Gilles Deleuze – Nietzsche ve Felsefe (2011)

  • NIETZSCHE VE FELSEFE, Gilles Deleuze, çeviren: Ferhat Taylan, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 248 sayfa

Gilles Deleuze’ün 1962’de yayımlanan ‘Nietzsche ve Felsefe’ adlı eseri, hem Deleuze’ün Friedrich Nietzsche ilgisinin en somutlaştığı, hem de Nietzsche çalışmalarına yeni bir boyut getiren incelemelerden. Nietzsche’nin yayımlanmış tüm çalışmaları üzerinden hareket eden Deleuze burada, Nietzsche ile Hegel arasında bir uzlaşmanın neden mümkün olmadığını ve Nietzsche felsefesinin anlamını, kapsamlı bir şekilde araştırıyor. Nietzsche felsefesinin kavgacı yanının çok önemli olduğunu söyleyen Deleuze, Nietzsche’nin mutlak bir anti-diyelektik oluşturduğunu belirtiyor. Elimizdeki kitap, bu kavgacı ve çığır açan felsefenin izini sürmesiyle dikkat çekiyor.

Jacques Rancière – Tarihin Adları (2011)

  • TARİHİN ADLARI, Jacques Rancière, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, felsefe, 139 sayfa

‘Tarihin Adları’, tarih söyleminin siyasi, bilimsel ve edebi durumuna ilişkin bir deneme olarak düşünülebilir. Jacques Rancière’in, bir seminere sunulmak üzere hazırladığı deneme, tarih araştırması ve tarih yazmanın politikasını konu alıyor; tarihçilerin ortak araştırma nesnesi saydıkları “tarihi” nasıl kavramsallaştırdıklarına, bu “tarih” üzerine nasıl konuşup yazdıklarına ve bu konuda yazarken siyasi anlam taşıyan birtakım yöntemlerle bu “tarihi” nasıl fiilen kurduklarına odaklanıyor. Rancière bunu yaparken de, Jules Michelet, Fernand Braudel ve Annales Okulu mensupları ile E. P. Thompson gibi tarihçilerin tekniklerini, siyaset ve bilim felsefeleri açısından inceliyor ve tarihçiliğin dil ve edebiyatla ilişkisini irdeliyor. Kitap bilhassa, tarihyazımı ve tarih felsefesiyle ilgilenenler için iyi bir kaynak.

Jean-Pierre Cléro – Lacan Sözlüğü (2011)

  • LACAN SÖZLÜĞÜ, Jean-Pierre Cléro, çeviren: Özge Soysal, Say Yayıncılık, sözlük, 177 sayfa

Jean-Pierre Cléro’nun hazırladığı ‘Lacan Sözlüğü’, psikanalist Jacques Lacan’ın temel kavramlarını anlaşılabilir bir üslupla çözümlüyor. “bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” sözünün sahibi Lacan’ı özgün kılan başlıca husus, felsefede kabul görmüş kavramlarla çalışmış olmasıydı. Bu durum, onun hem psikanalist hem de filozof olarak tanımlanmış olmasının en önemli sebebi. Fakat daha da önemlisi, Lacan’ın, psikanalizin babası Sigmund Freud’u da, anlamını kendisinin geliştirdiği felsefi kavramlarla birlikte yorumlamasıydı. Elimizdeki sözlüğün, Lacan’ın bu iki hususiyetini merkeze almasıyla, önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

Theodor W. Adorno – Otoritaryen Kişilik Üstüne (2011)

OTORİTARYEN KİŞİLİK ÜSTÜNE, Theodor W. Adorno, çeviren: Doğan Şahiner, Say Yayınları, felsefe, 336 sayfa

‘Otoritaryen Kişilik Üstüne’, düşünür Theodor W. Adorno’nun Nazi Almanyası’nı terk ettikten sonra ABD’de kaleme aldığı eserlerden biri. Kitap esasında, Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü üyelerinin, sürgünden sonra, başka bilimcilerle birlikte gerçekleştirdikleri ‘Önyargı Üstüne Çalışmalar’ın üçüncü cildini oluşturan kitaba Adorno’nun yaptığı katkıdan oluşuyor. Başta antisemitizm üzerine odaklanan araştırma, can alıcı bir soruyla, “Bu düşünceleri belli bireyler kabul ederken neden başkaları kabul etmiyor?” sorusuyla başlıyor. Kitap, bu sorunun yanıtını ararken, antisemitizmin muhtemelen özgül ya da yalıtık bir fenomen olmayıp daha genel bir ideolojik çerçevenin bir parçası olduğu ve bireyin bu ideolojiye açıklığının asıl olarak onun psikolojik gereksinimlerinden kaynaklandığı hipotezini de masaya yatırıyor.

Jale Özata Dirlikyapan (ed.) – Georg Simmel: Sosyolog, Sanatçı, Düşünür (2011)

  • GEORG SIMMEL: SOSYOLOG, SANATÇI, DÜŞÜNÜR, editör: Jale Özata Dirlikyapan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 391 sayfa

Birçok yazarın metinleriyle yer aldığı ‘Georg Simmel’, sosyolojinin kurucusu olarak anılan, fakat hacimli eserleri henüz Türkçeye çevrilmemiş Simmel’in düşün dünyasına iniyor. Simmel hakkında yazılan makalelerden oluşan kitap, Simmel’le hemen hemen aynı dönemde ürün vermiş Émile Durkheim, Georg Lukács ve Max Weber gibi ünlü dünüşürlerin Simmel hakkında kaleme aldıkları yazıların yanı sıra, Simmel’in farkını tespit etmeye çalışan, onun, Lewis A. Coser’in tanımıyla “büyüleyici parlaklığı”nı ve “kırılgan zarafeti”ni anlamlandırmaya girişen yazarların makaleleri de yer alıyor. Simmel ve modern yaşam, Simmel’in Amerikan sosyolojisi üzerindeki etkisi, Simmel’in sanat üzerine yazılarında kültüre yaklaşımı, Simmel’in para felsefesi ve Durkheim ile Simmel arasındaki tartışma, kitaptaki makalelerin ele aldığı bazı konular.

Jean-Jacques Rousseau – Toplum Sözleşmesi (2011)

  • TOPLUM SÖZLEŞMESİ, Jean-Jacques Rousseau, Ahmet Şensılay, Anahtar Kitaplar, felsefe, 214 sayfa

Jean-Jacques Rousseau’nun, Aydınlanma çağının en iyi ürünlerinden olan ‘Toplum Sözleşmesi’, ünlü “İnsanoğlu özgür doğmuştur, ama her yerde zincire vurulmuştur” sözleriyle başlar. Rousseau bu eserinde, insanlığın önceleri doğal durumda yaşarken daha sonra özel mülkiyetin ortaya çıkması, devletin zenginlerin çıkarını savunması ve uygarlığın gelişmesiyle beraber yozlaşmanın başladığını savunur. İnsanın doğal duruma dönmesinin mümkün olmadığını belirten düşünür, ideal devletin nasıl olması gerektiğini ele alır. Ona göre bu, yeni bir toplum sözleşmesiyle mümkündür. Bu yolla bireysel özgürlük ile insanlığın ortak yararını birleştirmeye çalışır.

Paul Ricoeur – Yoruma Dair / Freud ve Felsefe (2007)

  • YORUMA DAİR – FREUD VE FELSEFE, Paul Ricoeur, çeviren: Necmiye Alpay, Metis Yayınları, felsefe, 494 sayfa

‘Yoruma Dair’ Freudcu yorumlama tarzı üzerine yoğunlaşan bir kitap. Çağımızın önemli filozoflarından olan Ricoeur de tıpkı Freud gibi simgeler ve yorumlara ilgi duyuyor. Ricoeur bu kitabında, yorumlamanın psikanalizde ne anlama geldiğini, bu yorumun insanın “kendiliği” ile ilgili yeni bir anlayışa varıp varamayacağını, kültürün Freudcu yorumunun temel öneminin ne olduğunu ve Freud psikanalizindeki yorumun diğer yorumları dışlayıp dışlamadığını ele alıyor. Kendilik, adalet, sevgi, ahlak, bilgi, zaman, dil ve inanç, Ricoeur’ün tartıştığı başlıca konular.

Kemal Sümer – 73 Söz (2011)

  • 73 SÖZ, Kemal Sümer, Y Yayıncılık, aforizma, 77 sayfa

’64 Söz’, Kemal Sümer’in geçen yıl yayımlanan bir kitabıydı. Söz konusu kitabında, “Fizik ve matematik yaşadığımız sistemin sınırlarını belirler, yani oyunun kurallarını. Felsefe ve sanat ise bizi çıldırmaktan alıkoyar; birincisi düşünce, ikincisi sezgi yoluyla.” diyen Sümer, düşünceyi, bilgiyi, insanı ve zamanı yorumladığı aforizmalarıyla okurun karşısına çıkmıştı. İşte Sümer, yukarıdaki kitabın devamı diyebileceğimiz ’73 Söz’ ile, aforizma oluşturmaya, kaldığı yerden devam ediyor. Sümer bir aforizmasında, “Günün nasıl başladığından çok nasıl bittiği önemlidir; yaşanacak bir gün daha varsa ikisi de yeterince önemli değildir.” diyor.

Cicero – Tanrıların Doğası (2007)

  • TANRILARIN DOĞASI, Cicero, çeviren: F. Gül Özaktürk ve Fafo Telatar, Dost Kitabevi, felsefe, 172 sayfa

Marcus Tillius Cicero’nun ‘Tanrıların Doğası’, Eskiçağ’daki belli başlı üç felsefe akımını, Epikuros, Stoa ve Academeia’yı izleyen filozofların din ve tanrı konusundaki görüşlerini anlatan önemli bir yapıt. Cicero, bilindiği gibi, söz ustalığının, güzel konuşma sanatının öncü isimlerinden biri. Cicero bu ustalığıyla, bu konudaki görüşleri ayrıntılı ve anlaşılır biçimde ortaya koyuyor. Ayrıca bu akımların birbirlerine yönelttikleri eleştirileri de felsefenin karşılıklı tartışma yolunu kullanarak aktarıyor. Özellikle, felsefesinin kuşkucu özelliğinden kaynaklı olarak, tartıştığı konuların sonucunu açık bırakmış, kararı okuyucuya bırakmıştır. Kitap, Eskiçağ’daki din ve tanrı kavramı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okuyuculara hitap ediyor. Kitap, Cumhuriyet zamanında başlanan Latin klasikleri çevirisine bir katkı olarak düşünülebilir.