George Lakoff ve Mark Johnson – Metaforlar (2022)

Şimdiden bir klasik olan ‘Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil’, dil ve anlam üzerine düşünmeyi sevenleri kendine çağırıyor.

İnsanlar her konuştuklarında metaforlar kullanırlar.

Bu metaforların bazıları edebi nitelik taşır, yani düşüncelerimizi daha canlı ya da eğlenceli kılan araçlar olarak işlev görür.

Ama çoğu metafor çok daha basittir, yaşamımızla öyle bütünleşmişlerdir ki onları farkında olmadan kullanırız.

Bu kitapta George Lakoff ve Mark Johnson, işte bu basit metaforların yalnızca fikir alışverişlerimizi etkilemekle kalmadığını, en başından beri tüm algı ve anlayışımızı yapılandırdığını ileri sürüyor.

Dilbilim ve felsefenin farklı bakış açılarını bir araya getiren Lakoff ve Johnson, en yaygın metaforlara ve bunların insan zihni hakkında neler söylüyor olabileceğine dair ilginç ve şaşırtıcı bir kılavuz sunuyor bizlere.

Ayrıca 2003 yılında ekledikleri yeni sonsözle de hem argümanlarını geliştiriyor hem de metafor konusuna son yıllarda ne gibi yeni düşüncelerin eşlik ettiğine dair etkileyici bir panorama sunuyorlar.

Çok tartışılan metafor konusunda bugüne kadar yazılmış en orijinal ve değerli kitap olarak öneriyoruz.

  • Künye: George Lakoff ve Mark Johnson – Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil, çeviren: Gökhan Yavuz Demir, Minotor Kitap, dilbilim, 384 sayfa, 2022

Alvin Plantinga – Tanrı, Özgürlük ve Kötülük (2022)

Son yıllarda din felsefesi, özgürlük ve kötülük sorunu üzerine yazılmış en etkileyici metin.

Çağımızın en önemli analitik din felsefecilerinden Alvin Plantinga’nın başyapıtları arasında sayılan metin, birçok teistik ve ateistik argümanı ve de kötülük problemini ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Ateistler, kötülük probleminin Tanrı’nın varlığı aleyhine en güçlü argüman olduğu konusunda hâlâ ısrarcılar.

Felsefe tarihine baktığımızda da Epikuros’tan Hume’a ve yakın dönemde Mackie’ye kadar uzanan bir yelpazede çeşitli düşünürler tarafından bu konuda birçok eleştirinin dile getirildiğini görmek mümkün.

Plantinga bu çalışmasında felsefe tarihinin en köklü sorunlarından biri olan ‘Tanrı’nın varlığı sorusu’nu cevaplamaya çalışmakla kalmayıp felsefi bir yöntem ve soruşturmanın nasıl olması gerektiği konusunda muhteşem bir örnek de sunuyor.

Plantinga, bu kitabıyla bizi, felsefe tarihinin en temel ilkelerinden birini hatırlamaya çağırıyor: var olanın ardındakini anlamaya çalışmak.

  • Künye: Alvin Plantinga – Tanrı, Özgürlük ve Kötülük, çeviren: Musa Yanık, Fol Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2022

Ludwig Wittgenstein – Kesinlik Üzerine (2022)

‘Kesinlik Üzerine’, Wittgenstein’ın ‘Tractatus’ ve ‘Felsefi Soruşturmalar’ıyla birlikte üç önemli kitabından biri.

Bu kitap, Kant’ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’nden bu yana epistemolojiye yapılmış en büyük katkı olmanın yanı sıra Wittgenstein’ın Descartes’ın kuşkuculuğuna cevabıdır.

Descartes’ın yöntemi, kaya gibi sağlam bir kesinliğe, yani kuşku götürmez bir hakikate ulaşana dek her şeyden kuşkulanmaktan ibaretti.

Wittgenstein ise kuşkuyu formüle edebilmemiz için bazı temel kesinliklerin olması gerektiğini, bu kesinliklerin bilginin konusu değil temeli olduğunu savunuyor.

İngiliz filozof G. E. Moore’la daimi bir tartışma içerisinde yol alan bu metinleri okumak, okura kesinlik, bilme, kuşku, inanç ve öğrenme kavramlarına dair yeni bir bakış sunuyor.

Wittgenstein’ın çalışma ortamına girme ve onun sürekli gelişim hâlinde olan, hep yenilenen düşüncelerini izleme fırsatı veriyor.

Kitapta, Georg Henrik von Wright’ın, Wittgenstein biyografisi ve kitap üzerine değerlendirmeler de yer alıyor.

  • Künye: Ludwig Wittgenstein – Kesinlik Üzerine, çeviren: Zeki Özcan, Fol Kitap, felsefe, 176 sayfa, 2022

William F. Bristow – Aydınlanma Felsefesi (2022)

On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Avrupa’nın gerçek bir zihin devrimi yaşamasına sebep olan Aydınlanma, özgürlük, ilerleme, hoşgörü, anayasacılık gibi, modernitenin temel prensiplerine dönüşecek bir dizi fikri savunuyordu.

Daha önceki yüzyılların bireysel ve toplumsal yaşam biçimlerini aşıp yeni bir insanlık tahayyülü sunan bu fikirler, Fransa’da, Almanya’da, Britanya’da ve Amerika’da farklı tonlamaları olan büyük bir entelektüel birikim yarattı.

Amerikalı felsefeci William F. Bristow bu kısa giriş kitabında, Aydınlanma felsefesinin temel meselelerini, Aydınlanma Çağı diye nitelenen dönemin öne çıkan eserleri ve fikirleriyle birlikte ele alıyor.

Aydınlanmanın “hakikat” arayışını bilim, epistemoloji ve metafizik üzerinden; “iyi” arayışını siyaset, ahlak ve din teorileri üzerinden; “güzel” arayışını ise Aydınlanma estetiği üzerinden ele alan ‘Aydınlanma Felsefesi’ bu devasa birikime dair kolay okunan, her seviyeden okur için anlaşılır bir zihin haritası sunuyor.

  • Künye: William F. Bristow – Aydınlanma Felsefesi, çeviren: İrem Şalvarcı, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 84 sayfa, 2022

Alan Watts – Kim Olduğumuzu Anlamamızı Engelleyen Tabular (2021)

Bu kitap, kim ya da ne olduğumuzu görmezden gelmek adına yaptığımız sözsüz bir anlaşmayı, muazzam bir tabuyu araştırıyor.

Alan Watts, bireylerin bir deriyle sarılı ayrı bir benlik biçiminde var olma hissinin, ne Batı bilimiyle ne de Doğu’nun deneysel felsefi dinleriyle (özellikle Hinduizmin Vedanta felsefesi) uyumlu olan bir halüsinasyon olduğunu belirtiyor.

Watts, bu halüsinasyon, insanlığın doğal çevresini şiddete dayalı bir kontrol altına alma uğraşıyla teknolojiyi yanlış şekilde kullanmasının ve nihayetinde de doğanın kaçınılmaz tahribatının temelini oluşturduğunu söylüyor.

Yazar, buradan hareketle, fiziksel gerçeklerle uyumlu olacak, evrene yabancılaşma hissini ortadan kaldıracak ve varoluşumuzu anlamlı kılacak Vedanta felsefesinin modern bir bakışla yorumluyor.

Evrenin geri kalanıyla bağlantısız, izole edilmiş varlıklar olduğumuz yanılsaması, bizi “dış” dünyaya düşmanlıkla bakmaya yöneltti ve bunun yanı sıra teknolojiyi kötüye kullanmamız da bizi doğaya karşı şiddetli bir mücadeleye iterek ona düşmanca boyun eğdirmeye çalışmamıza neden oldu.

Watts, benliğin aslında evrenin çekirdeği ve parçası olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Alan Watts – Kim Olduğumuzu Anlamamızı Engelleyen Tabular, çeviren: Reyhan Miray, Sola Unitas Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2021

Bhadrabāhu Svāmi – Kalpa Sūtra (2022)

“Tüm günahlardan arınmak ve saf olana yani gerçek kutsallığa erişebilmek için şu beş unsura saygı göstermek gerekir:

  • Arhatlara saygı
  • Özgürleşmiş kişilere saygı
  • Dini liderlere saygı
  • Dini oluşumlara saygı
  • Dünyadaki tüm keşişlere saygı”

Hindistan menşeli Cainist kültür, felsefi bir hareket olarak doğmuş, öncelikle sistematik bir öğretiye dönüştükten sonra; bugün yaklaşık dört milyonluk inanırı ile Hint’e özgü yerel bir din haline geldi.

Birçok kaynakta Mahāvīra’dan Cainist öğretinin kurucusu olarak bahsedilir; ancak aslında bu durum, Cainizm’in tarihsel gelişim süreciyle ilgili bilgilerle görece ters düşüyor.

Çünkü Mahāvīra, Cainizm’in kurucusu değil son ruhani rehberi olmuş; Cainist felsefeyi kurumsallaştırarak takipçileri olan bir din hâline dönüştürmüştü.

Mahāvīra’nın ölümünden sonra Cainist öğreti heterojen bir hâl almaya başladı; düzenlenen konseylerde kutsal metinler yazıya geçirildi.

Hint kültür birikiminin bir parçası olarak fazlasıyla önemsenmiş olan Cainist kutsal metinleri, Hint toplumunun dinî, felsefi, sosyolojik ve edebî mirasındaki yansımaları bağlamında sıklıkla ele alındı.

İşte bu eserlerden biri de Cainist ‘Kalpa Sūtra’dır.

Cainizm’de kalpa kelimesiyle “dinî kurallar ve ritüeller” kestedilir.

‘Kalpa Sūtra’ ise Cainizm’e ait dinî bir metin olarak içeriği itibarıyla dört Tīrthankara’nın (ruhani rehber) hayatını konu ediniyor.

Bu çeviri, dilimize yapılan ilk ‘Kalpa Sūtra’ tercümesidir.

Konusu itibarıyla edebiyat, dinler tarihi, mitoloji ve felsefe gibi sosyal bilimler alanlarıyla ilişkili bu eser, Asya’nın derin kültür birikimi ile ilgilenen okuyucuların beğeni ve dikkatine sunulmaktadır.

  • Künye: Bhadrabāhu Svāmi – Kalpa Sūtra, çeviren: Mert Çağatay Yazlık, Vakıfbank Kültür Yayınları, din, 176 sayfa, 2022

Immanuel Kant – Ahlakın Metafiziği Hukuk Öğretisi (2022)

Kant’ın ‘Ahlakın Metafiziği (Die Metaphysik der Sitten)’ adlı eserinin ilk kısmı olan bu kitap, yazarın ‘hukuk öğretisi’nin ve ‘devlet kuramı’nın temel ilkelerini ortaya koyuyor.

Kant denince akla her ne kadar ilk bakışta ahlak felsefesi gelse de onun hukuk felsefesi ve devlet felsefesi, başlı başına felsefi bir tasarıdır.

Kant, hukuk felsefesini bilinçli ve planlı bir şekilde ‘Saf Aklın Eleştirisi’nde yeni bir temelde inşa ettikten sonra geliştirdi.

Hukuk ve devlet felsefesi düşüncelerini bu kitapta kaleme almadan önce Yeniçağ felsefesini incelemiş; Hobbes’tan Locke’a ve Rousseau’ya kadar temel hukuk ve devlet öğretileri ve hukukun devlet içerisindeki konumu Kant’ın yoğun ilgisini çekmişti.

Kant’ta üç büyük düşünürün, Rousseau’nun cumhuriyetçilik, Locke’un temel insan hak ve özgürlükleri ve Montesquieu’nün güçler ayrılığı bağlamında derin izlerini görmek mümkün.

  • Kategorik imperatif devlet kuramına uygulanabilir mi?
  • Kant, iktisadi veya siyasi liberalizme, müdahaleci hukuk devletine nasıl bakıyor?
  • ‘Dünya vatandaşlığı’ kavramı sömürgeciliğe bir alternatif midir?
  • Evrensel bir hukuk ve devlet etiği yaratılabilir mi?
  • İnsan hakları ilkesi ve mülkiyet kurumu nasıl temellendirilebilir?

Devletlerarası hukuk düzeni, ceza hukuku, direnme hakkı, yoksullar için kamusal sorumluluk gibi maddi hukukla ilgili özsel konularla birlikte bu kitap, hukuk öğretisinde metafiziğin vazgeçilmezliğine dikkat çekmektedir.

  • Künye: Immanuel Kant – Ahlakın Metafiziği Hukuk Öğretisi, çeviren: Altan Heper, Fol Kitap, felsefe, 248 sayfa, 2022

Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya (2022)

Charlotte Perkins Gilman, androsentrik kültüre yönelttiği bu çarpıcı kritikte, hegemonik erkekliğin yalnızca kadınlar üzerindeki değil, bir bütün olarak insanlığın refahı üzerindeki sayısız yıkıcı etkisini kıvrak bir zekâ ve derin bir kavrayışla analiz ediyor.

Toplumun dünya görüşüne, kültürüne ve tarihinin merkezine eril bakış açısının hâkim olduğu; kadınların payına ise itaati ve öteki olmayı hak gören, bunun üzerine inşa edilmiş uzun insanlık tarihi ve yaratılan tahribat…

Kaldırılması oldukça güç bu enkaz karşısında Gilman; ataerkil düzenin, onu ayakta tutan sosyal kurumlar aracılığıyla, insanlık için ıstırap ve acı yaratmaya yönelik nasıl bir tertip içinde olduğunu incelikle anlatıyor.

Erkekler, modern zihinlere yönelik besbelli bir saldırganlık ve sahtekârlıkla, kadınlara her zaman dişi muamelesi yaparak kadınlar hakkında bir sürü şey yazdı.

Bu kitap, erkekleri insani niteliklerinin aksine eril olarak ele alır fakat kadınları birer dişi olarak görerek bulunulan tacizlere ve yapılan küçümsemelere bir an bile yaklaşmıyor.

Çalışma, günümüzde erkeklere, insani gelişimde kadınlara göre yüksek bir üstünlük tanımakta, ancak bu üstünlüğün cinsiyete değil insanlığa ait bir ayrım olduğunu ve insani güçlerini kullandıkları takdirde kadınlara da tamamen açık olduğunu göstermektedir.

Kadın hareketini, ne denli yol aldığını ve hedeflerinin ne kadarının hayata geçirilemediğini anlamak isteyen okur için ‘Erkek Yapımı Dünya’ kışkırtıcı bir politik yorum.

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya: Bizim Androsentrik Kültürümüz, çeviren: Leyla Edri ve Esmanur Coşkun, Akademim Yayıncılık, sosyoloji, 160 sayfa, 2022

László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu (2022)

“Dostoyevski Sibirya’da Hegel okuyup gözyaşlarına boğuldu.”

İnsan böyle bir cümleyi iki defa okuyor, inanamıyor.

Macar düşünür László Földényi ilk yayınlandığı günden bu yana büyük ilgi çekmiş bu denemesiyle Sibirya sürgünündeki Dostoyevski’nin Hegel’le karşılaşmasını, modern varoluşun en sert edebi eleştirisinin doğum anını ele alıyor.

Dostoyevski dünya tarihinin dışından, yani Sibirya’dan modern uygarlığın “akılcılık”ın elinde ruhsuz, somuta indirgenmiş, tekdüze, gri bir cehenneme dönüşmesini görüyor.

Dostoyevski’yi tarumar eden dehşeti Földényi, karşı-Aydınlanmacı bir hattan yorumluyor.

Földényi’nin denemesine gene Dostoyevski üzerine yazdığı iki metin eşlik ediyor: ilkinde Ölüler Evinden Anılar’ı ele alırken ikincisinde Karamazov Kardeşler’in meşhur vecizesi “Tanrı yoksa her şey mubahtır”a eğiliyor.

Cees Nooteboom, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Sanrılara sürükleyen bir an: ölüme mahkûm edilmiş Dostoyevski Sibirya’nın sonu olmayan boşluğuna asker olarak gönderilir, Hegel’in Tarih’in soyut inşası üzerine düşüncelerini okur; bu ne Sibirya’ya ne de Afrika’ya yer veren bir inşadır, Weltgeist’da (dünya-ruhu) nihayet bulan kutsal sonuyla camdan yapılma duygusuz bir inşadır bu, bu inşada insanlığın tüm şahsi acıları gözden yiter. László Földényi bu meseleyi öyle bir üslupla ele alıyor ki kutsalın onunla birlikte ürperiverdiğini hissedebiliyorsunuz.”

  • Künye: László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu, çeviren: Nihan Soyöz ve Emre Güler, Dergah Yayınları, deneme, 62 sayfa, 2022

Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022