Emmanuel Levinas – Zaman ve Başka (2021)

Zaman kendi başına, yalıtılmış bir olgu değildir.

Emmanuel Levinas, zamanı, öznenin başkasıyla kurduğu ilişki olarak okuyor.

Levinas’ın zaman üzerine verdiği 1948 tarihli konferans dizisine dayanan kitap, varolmanın yalnızlığından ıstırap ve ölüme, aklın aşkınlığından iktidar ve başkasıyla ilişkiye uzanarak konuyu geniş bir çerçevede irdeliyor.

Düşünür burada bir yandan yaşantıların edebî bir betimlemesini yapıyor, öte yandan da bunların bize çağrıştırdıkları felsefi soruları, uğraşları ve yanıtları ele alıyor.

Levinas’ın o kendine has üslubuyla öne çıkan kitap, bilhassa modern bireyin gündeminden hiç düşmeyecek yalnızlık kavramı üzerine düşünmesi ve zamanın yalnızlığa sunduğu olanakları irdelemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Emmanuel Levinas – Zaman ve Başka, çeviren: Özkan Gözel, Fol Kitap, felsefe, 2021

Celal Sabancı – Ölümün Öznesi (2021)

Klişe tabirle, ölüm ve yaşam iç içedir.

Peki, özne ölüm üzerine düşünürken kendini nasıl yeniden ve yeniden kurar?

Celal Sabancı bu ilgi çekici çalışmasında, üç büyük filozofun, Hegel, Heidegger ve Levinas’ın ölüme dair anlam arayışları üzerine çok yönlü düşünüyor.

Ölümün özneyi biçimlendirdiği iddiasını bu üç düşünürün felsefelerinden hareketle tartışan Sabancı, önce her üç filozofun birbirinden farklılık arz eden ölüm kavrayışlarına serimliyor, ardından da bu fikirlerin ölümü farklı biçimlerde kurucu bir unsur olarak görmemize ne gibi olanaklar sağlayacağını irdeliyor.

  • Künye: Celal Sabancı – Ölümün Öznesi: Hegel, Heidegger, Levinas, Çizgi Kitabevi, felsefe, 184 sayfa, 2021

György Lukács – Marksizm mi Varoluşçuluk mu? (2021)

György Lukács’ın varoluşçuluğun Marksist bir çözümlemesini gerçekleştirdiği harikulade çalışması, ilk kez Türkçede!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselen varoluşçu düşüncenin felsefi ve politik bağlamlarını derinlemesine irdeleyen Lukács, varoluşçuluğa, bütün modern burjuva ideolojilerinde gördüğümüz kendiliğinden nihilizmin mührünün vurulduğunu belirtiyor.

Varoluşçuluğun, ideoloji düzeyinde de günümüz burjuva anlayışının manevi ve ahlaki kaosunu yansıttığını düşünen Lukács, buradan hareketle burjuva felsefesinin içinde bulunduğu bunalımı tartışıyor.

Lukács bunu yaparken, varoluşçuluğun faşizm ile olan ilişkisinin nasıl ele alınması gerektiğini, varoluşçu ahlak felsefesinin çelişkilerini, emperyalist aşamada idealizm hangi felsefi temellerle “kurtarılmaya” çalışıldığını, varoluşçuluğun maddeci bilgi kuramına ve diyalektiğe karşı gösterdiği direnişin burjuva ideolojisi ile bağlantısının ne olduğunu, varoluşçuluğun soyut ve öznel özgürlük anlayışının burjuva felsefesiyle nasıl iç içe geçtiğini ve bunun gibi pek çok hayati sorunun yanıtını veriyor.

  • Künye: György Lukács – Marksizm mi Varoluşçuluk mu?, çeviren: Mehmet Sert, Yordam Kitap, felsefe, 224 sayfa, 2021

Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe (2021)

 

Ortaçağ’da felsefe üzerine, bin sayfayı bulan bir şaheser.

Yerinde bir tercihle ciltli olarak basılmış kitap, Yunan ve Latin babalardan Karolenj atılımına ve oradan ta 14. yüzyılın realistlerine uzanarak konuyu çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

Sorbonne’un Ortaçağ felsefesi uzmanı Étienne Henry Gilson’ın çalışmasını özgün kılan hususlardan biri de, konuyu yalnızca Avrupa Ortaçağ felsefesiyle sınırlı tutmaması.

Yazar, aynı dönemde varlık göstermiş Arap ve Yahudi felsefelerinin katkılarını da aydınlatıyor, bunun yanı sıra Yunan-Arap etkisinin Avrupa’da üniversitelerin kuruluşu üzerindeki etkilerini de tartışmaya açıyor.

Ortaçağ dünyasında akıl, metafizik, felsefe, teoloji, inanç ve skolastik düşüncenin niteliği konusunda aydınlanmak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 991 sayfa, 2021

Daniel R. DeNicola – Cehaleti Anlamak (2020)

Komplo teorilerinin ve yalan haberlerin cirit attığı bugünlerde, cehalet altın dönemlerini yaşıyor.

Sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde olup bitenlere baktığımızda dahi, cehalet ile pervasızlığın köklü bir kuruma dahi nasıl göz koyabileceğini ve amacına ulaşmak için nasıl akla hayale gelmez adımlar atabileceğini görebiliyoruz.

Cehalet boldur ve çok da dirayetlidir.

Felsefe profesörü Daniel DeNicola da, bir nevi anlaşılamaz olanı anlamaya girişerek cehaleti keşfetmeye koyuluyor.

Cehaletin bilgiyle kurduğu karmaşık ilişkiyi daha iyi kavramamıza yardımcı olan DeNicola, düşünülenin aksine, cehaletin basit bir bilgi eksikliği olmadığını, bundan çok daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor.

DeNicola cehaletin bir eksiklik ve boşluktan fazlası olduğunu, bilgi ile dinamik ve karmaşık etkileşimlerde bulunduğunu belirtiyor.

‘Cehaleti Anlamak’ın, 2018 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nden PROSE ödülünü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Daniel R. DeNicola – Cehaleti Anlamak: Bilmediklerimizin Şaşırtıcı Etkisi, çeviren: Semih Süren, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2020

Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri (2021)

Balık hafızalı deyimini kullananlar bir daha düşünsün.

Etolog Jonathan Balcombe, balıkların hissetmekle kalmayıp aynı zamanda çevrelerinin farkında olan, iletişim kuran, sosyalleşen, alet kullanan, erdemli, hatta entrikacı canlılar olduğunu ortaya koyuyor.

Balıklara, geçmişte mümkün olmamış bir biçimde ses veren ‘Balıkların Bildikleri’, etoloji, sosyobiyoloji, nörobiyoloji ve ekoloji alanlarındaki son yıllarda kaydedilmiş çığır açıcı bulgulardan yola çıkarak dünyanın balıklara nasıl göründüğünü, balıkların neler algıladığını, hissettiğini ve deneyimlediğini gözler önüne seriyor.

Kitabını bu “isimsiz trilyonlara” adayan Balcombe, balıkların, hayatları kendi içinde değerli olan kendilerine özgü varlıklar olduğunu ve bunun tam da, onları ahlaki sorgulamalarımıza dâhil edecek türden bir durum olduğunu söylüyor.

Balıkların dünya üzerinde toplu olarak en çok sömürülen (ve aşırı sömürülen) omurgalı hayvan kategorisini oluşturduğunu belirten yazar, balıkların duyumsal ve bilişsel kapasitelerini inceleyen bilimin bu kadar geliştiği çağımızda, balıklar hakkındaki düşüncelerimizde ve onlara davranma şekillerimizde bir paradigma değişikliğine gitmemizin vaktinin geldiğini söylüyor.

  • Künye: Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri: Sualtında Yaşayan Kuzenlerimizin İç Dünyaları, çeviren: Elvin Vural, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2021

Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi (2021)

Michel Foucault’dan bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımı üzerine usta işi bir sorgulama.

Foucault ile Hollandalı filozof Fons Elders arasında, Foucault’nun yaşamında politik faaliyetlerin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşmişti.

Bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımına göre, bilgi özgürlüğü, özgürlük de bilgiyi getirecektir.

Başka bir deyişle, ne kadar çok bilirsek o kadar çok özgür oluruz yahut tersi.

Bu varsayım en olgunlaşmış haliyle, aklın evrensel bilgi ve mutlak özgürlük ile tamamlanmasını bir ideal olarak konumlandırır.

Foucault ise, delilik temasından hareketle, “Deliliği anlamak için ilk önce kimin ya da neyin dışlandığına bakmak gerekir.” diyor ve buradan yola çıkarak şu varsayımda bulunuyor: Bilgimizin evrenselliği dışlamalar, yasaklamalar, inkârlar, reddedişler pahasına; gerçeklik açısından bir tür zalimlik pahasına kazanılmıştır.

Başka bir deyişle Foucault, evrensel bilginin bedelinin bir zulüm kısır döngüsü olduğunu savunuyor.

Düşünür bunun yanı sıra çarpıcı bir öneride de bulunuyor:

Şayet özgürlük istiyorsak, evrensel bilginin peşine düştüğümüz, asla tatmin edici olamayacak ve şiddet içeren bir arayışa kalkışmak yerine evrensel bilgi idealini “terk etmeliyiz.”

  • Künye: Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi, söyleşi: Fons Elders, çeviren: Utku Özmakas, Sel Yayıncılık, felsefe, 120 sayfa, 2021

Ali Akay – Delilik Gemisi (2021)

Michel Foucault, kült yapıtı ‘Deliliğin Tarihi’nin ikinci baskısı için yazdığı önsözde, kitabının yaşlandığından söz etmişti.

Oysa zaman Foucault’yu haksız çıkaracaktı.

Zira ‘Deliliğin Tarihi’, hâlâ canlılığını ve gençliğini koruyor.

İşte Ali Akay da bu çalışmasında, bu şaheser üzerine yeniden eğiliyor ve kitabın hâlâ güncel bazı sorunları düşünmekte bize nasıl yol gösterdiğini gözler önüne seriyor.

‘Delilik Gemisi’, Akay’ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 2017 ikinci sömestrde yaptığı derslerin ürünü.

Daha önce Foucault’nun bu kitabını ele alan çalışmalar, daha çok kitabın psikiyatri kısmı ve bu bağlamda deliliğin dönüşümü üzerine eğilmişti.

Akay ise, daha özgün bir yol tercih ederek kitabı edebiyat ve plastik sanat metinleri olarak değerlendiriyor, esere sanatsal bir bakışla odaklanıyor.

  • Künye: Ali Akay – Delilik Gemisi, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2021

Blaise Pascal – Taşra Mektupları (2021)

Nietzsche, Blaise Pascal hakkında şöyle yazar:

“Pascal’dan bu yana hiçbir şey yapılmamıştır; onun yanında, Alman filozoflarının sözü bile edilmez.”

Avrupa’da skolastik, dogmatik, sorgulamayan din anlayışının aşılmasında, dindar filozof Blaise Pascal, tek başına on kaplan gücündedir.

Yayımlandığında büyük yankı uyandırmış ve el altından hızla yayılmış ‘Taşra Mektupları’ ise, bunda aslan payına sahiptir.

Düşünür burada, sansürün anlamsızlığı, kutsal yazıların sorgusuz sualsiz kabul edilen otoritesinin yarattığı sorunlar, beşeri yasalar ile dini yasalar arasındaki farklılıklar, sahte bağlılık ve yoksulların din tüccarları tarafından suistimal edilmesi gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Pascal’ın mektupları, Cizvitlerin “gevşek” din ve ahlak anlayışlarına savaş açmak amacıyla yazmış olsa da, dinin o dönemdeki örgütlenişi üzerine getirdiği sıkı eleştirilerle halkın din anlayışının değişiminde büyük bir rol oynadı.

Aynı zamanda Pascal’ın din felsefesine ve aynı zamanda dönemin felsefe, teoloji ve insan anlayışına da ışık tutan ‘Taşra Mektupları’, hakikat yolunda mücadele eden her eleştiricinin kitaplığında bulunmalı.

  • Künye: Blaise Pascal – Taşra Mektupları, çeviren: Mehmet Alkan, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2021

Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge (2021)

“Öyle olur ki, daima günün öyle bir saati gelir ki, gece yarısında veya gün ortasında artık ‘sinema nedir?’ diye değil, ‘felsefe nedir?’ diye sormak gerekir.”

Daha önce ilk cildine burada da yer verdiğimiz Gilles Deleuze’ün sinema üzerine yazıları, ‘Zaman-İmge’ başlıklı ikinci cildiyle karşımızda.

Deleuze, sinemanın zamanı dolaysız bir şekilde sunma kapasitesine kavuşmuş yeni bir imge türüne sahip olduğunu belirtiyor ve bu yeni kavramsal pratikleri zaman-imge kavramıyla karşılıyor.

Düşünür bunu yaparken Rosselini, De Sica, Godard, Rivette, Antonioni, Visconti, Fellini ve Orson Welles gibi pek çok yönetmenin yapıtlarını kat ediyor ve bu bağlamda,

  • Sinemada yeni gerçekçilik,
  • Sinema, semiyoloji ve dil,
  • Zaman-imgenin hareket-imgeye tabiiyeti,
  • Zamanın dolaylı temsili olarak montaj,
  • Orson Welles’te hakikat meselesi,
  • Bedenin sineması ve bedenlerin sinematografik yaratımı,
  • Sinema ve politika,
  • Görsel imgenin boyutu olarak sesli film,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu tartışıyor.

Deleuze’ün buradaki yazıları, yönetmenlerin nasıl birer filozof ve kuramcı olduklarını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge, çeviren: Burcu Yalım ve Emre Koyuncu, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 343 sayfa, 2021