Stefan Breuer – Milliyetçilikler ve Faşizmler (2010)

Önde gelen Max Weber araştırmacılarından biri olmasının yanı sıra, sağ politikanın tarihi hakkındaki çalışmalarıyla da dikkat çeken Stefan Breuer ‘Milliyetçilikler ve Faşizmler’de, Fransa, İtalya ve Almanya örnekleri üzerinden milliyetçiliği ve faşizmi inceliyor.

Breuer, milliyetçilik ve faşizm arasındaki değişken ve gerilimli ilişkiyi, özellikle bu ilişkinin ampirik-tarihsel biçimlenişini incelemesiyle ilgi çeken bir çalışmaya imza atmış diyebiliriz.

Liberal milliyetçilik, sol milliyetçilik ve sağ milliyetçilik gibi temel milliyetçilik türleri; Milliyetçiliğin işlev değişimi, faşist partilerin örgüt yapısı, Fransız milliyetçileri, ultra milliyetçilik, İtalya’da faşizmin beslendiği kaynaklardan sendikalizm, Almanya’da Nazi faşizmini doğuran etkenler ve “ırk aristokratçılığı”, Breuer’in odaklandığı konulardan birkaçı.

Künye: Stefan Breuer – Milliyetçilikler ve Faşizmler, çeviren: Çiğdem Canan Dikmen, İletişim Yayınları, siyaset, 263 sayfa

Emre Aracı – Naum Tiyatrosu (2010)

 

Emre Aracı ‘Naum Tiyatrosu’ başlıklı elimizdeki çalışmasında, İtalyan operasının, 19. yüzyıl İstanbul’unda ciddi anlamda filizlenmeye başladığı Naum Tiyatrosu’nu kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Aracı, Beyoğlu’ndaki Naum Tiyatrosu’nu, inşaatından yok oluşuna, sanatçı profilinden seyirci mozaiğine, opera repertuvarından varyete temsillerine ve karnaval balolarından yaşanan skandallara kadar birçok yönüyle ele alıyor.

1848 yılında inşa edilen tiyatro, 1870 yılına kadar yaklaşık otuz yıl boyunca şehrin kültür ve sanat hayatında önemli roller üstlenmişti. Çok sayıda belgeyle desteklenen ve görsel malzemesiyle de dikkat çeken çalışma, bu ünlü tiyatroya dair yetkin bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Emre Aracı – Naum Tiyatrosu, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 406 sayfa

Jean-François Solnon – Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa (2010)

On dördüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla Osmanlılar ile Hıristiyan Avrupa’nın tarihini, kültürel alışverişini ve zaman içinde birbirlerine karşı değişen algılarını izleyen ödüllü bir çalışma.

Jean-François Solnon, bizde daha önce ‘Sarık ve İstanbulin’ adıyla çevrilen bu kitabında, iki kültür arasındaki ilişkinin elçilik heyetleri, tercümanlar, sanatçılar ve seyyahlarla belirlendiğini gösteriyor ve iki toplum arasında da oldukça zengin karşılıklı bir hayranlığın bulunduğunu ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki ilişkiler daha çok savaş ve çatışma merkezliydi.

Buna verebileceğimiz en güçlü örnekler ise İstanbul’un fethi, Viyana Kuşatması ve İnebahtı Savaşı’dır.

Oysa birbirinden apayrı bu iki toplum arasında savaşlar ve çatışmadan başka ilişkiler de mevcuttu.

Claudio Magris’in bir zamanlar dediği gibi: “Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğu’nun karşılaşması, savaşan ve birbirini yiyip bitiren iki ayrı dünyanın sonunda farkına bile varılmadan nasıl iç içe geçip birbirlerini zenginleştirdiklerinin büyük örneğidir.”

Solnon da, Osmanlı ve Avrupa arasındaki karşılıklı hayranlığı edebiyat, resim, müzik, tiyatro, koleksiyonlar ve koleksiyoncular, moda, eğlence dünyası gibi pek çok örnek üzerinden anlatmasıyla dikkat çekiyor.

Çalışmanın, 2010 Avrupa Tarih Kitabı ödülünü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jean-François Solnon – Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa, çeviren: Ali Berktay, İş Kültür Yayınları, tarih, 720 sayfa, 2019

Gültekin Uçar – Koçgiri (2019)

Gültekin Uçar’ın bu özgün çalışması, aşiret kavramını, aşiretlerin oluşum ve dönüşümü Koçgiri aşiretlerinin tarihsel yolculuğu ve güncel sosyolojilerini merkeze alarak irdeliyor.

Uçar, “aşiret” kavramının Ortadoğu’daki etno-dinsel toplulukları tanımlamakta yetersiz olduğunu savunuyor ve “aşiret” olarak tanımlanan halk topluluklarını “etnos”, toplulukların içinden ortaya çıkan yönetsel mekanizmayı ise “aşiret” olarak tanımlıyor.

“Asabiyye”nin kaynağının ise topluluğun kandaşlığı değil, aslında sınıfsal-siyasal bir yapılaşmanın nüvesi olan “aşiret” mekanizması olduğu, Uçar’ın bir diğer tezi.

Belgelerde ve literatürde Koçgiri bölgesinin ele alınma biçimini ele alarak açılan kitapta,

  • Modern öncesi tarihsellikte aşiret kavramı,
  • Türkiye’de modern zaman tarih yazınında “aşiret”, “etnos” ve “asabiyye” kavramlarının ele alınışı,
  • Modernleşme öncesinde Kızılbaş/Alevi Kürtlerde aşiret,
  • Tarihsel, sosyal-kültürel bağlamıyla Koçgiri ve Kızılbaş/Alevi Kürt aşiretler,
  • Devletin merkezileşme sürecinde Kızılbaş Kürt aşiretler,
  • İttihat Terakki’den Cumhuriyet’e aşiret politikaları,
  • Cumhuriyet dönemine geçiş ve Koçgiri “hadisesi”,
  • “Koçgiri Hadisesi”nin niteliği ve kimlik inşasındaki rolü,
  • Koçgiri’de nüfus-göç-“aşiret”-siyaset İlişkisi,
  • Günümüzde Koçgirili aşiret mensuplarının inanç ve etnik kimlik aidiyet algıları,
  • Koçgirililerin kimlik inşa unsurları olarak dost-düşman algısı,
  • Koçgirililerin sosyal-siyasal durumları ve yönelimleri,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konular tartışılıyor.

Künye: Gültekin Uçar – Koçgiri: Aşiret, Kimlik, Siyaset, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2019

Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam (2019)

Jean Baudrillard’ın yeniden basılan ‘Karnaval ve Yamyam’ı, Batının dünyanın geri kalanını Hıristiyanlaştırma, kolonizasyon, dekolonizasyon ve küreselleşme gibi tarihsel süreçler yoluyla sömürgeleştirmesinin çarpıcı sonuçlarını izliyor.

Batıya özgü dini, teknolojik, ekonomik ve politik değerlerin küresel düzeyde tekrarlandığını ve bunun karnavala dönüştürülen bir süreç olarak yaşandığını belirten Baudrillard, dünyanın geri kalanının bunun cazibesine kapılmasına karşın, bazı toplumları Batının birer karnaval düzenine, başka bir deyişle Batının komik birer taklidine indirgediğini belirtiyor.

Baudrillard, Batının ve onun temsil ettiği bu gücün de, bizzat Batının komik taklidine dönüşmüş söz konusu toplumlar tarafından yavaş yavaş tahrip edildiği, yutulup “yenildiği”ni ve böylece olağanüstü bir tersine çevrilme sürecinden geçirildiğini belirtiyor.

Baudrillard bu duruma örnek olarak da 16. yüzyılda yaşanan bir yamyamlık olayını anlatır.

Bu tarihte, yerlilerin hiç direnmeden Hıristiyanlığa geçişini kutlamak üzere Portekiz’den Brezilya’ya özel olarak gelen başrahipler, buradaki yerliler tarafından kızartılıp yenmişti.

Baudrillard bu olaydan yola çıkarak Batının ahlaki değerlerinin, ekonomik akılcılığının; gelişme, performans ve gösteri ilkelerinin küresel boyutlara varan ihracı sonucunda, buna benzer karnaval ve yamyamlık özelliklerini taşıyan ikili bir biçimin çıktığını belirtiyor.

Baudrillar’ın son dönem kitaplarından olan ‘Karnaval ve Yamyam’, aynı zamanda düşünürün simülasyon ve simgesel değiş tokuş gibi önemli kavramlarını yeniden yorumladığı bir metin olmasıyla da önemli.

  • Künye: Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 75 sayfa, 2019

Arif Tekin – Kur’an’da Kadın ve Hz. Muhammed’in Hanımları (2010)

Arif Tekin ‘Kur’an’da Kadın ve Hz. Muhammed’in Hanımları’nda, İslam kaynaklarından ve Hz. Muhammed, halifeler ve sahabelerin evlilik yaşamından hareketle, İslam’ın ilk dönemlerinde kadın-erkek ilişkilerini irdeliyor.

Kitapta ilk olarak, teorik bilgiler ağırlıkta olacak şekilde, Kur’an ve hadislerinde kadın konusu inceleniyor.

Tekin ardından, pratik bilgiler ekseninde Hz. Muhammed’in kadınlarını ve başta dört halife olmak üzere, cennetle müjdelenen on seçkin sahabinin kadınlarla ilişkilerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor ve böylece, İslam’da kadın-erkek ilişkilerinin düzenlenişi ve sosyal hayatta kadının yeri konusunda kapsamlı bir çalışmaya imza atıyor.

  • Künye: Arif Tekin – Kur’an’da Kadın ve Hz. Muhammed’in Hanımları, Berfin Yayınları, din, 294 sayfa

Michel Ragon – Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi (2010)

‘Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi’, kronolojik bir incelemeyle Barcelona, Moskova, Viyana, Chicago, Paris ve Brasilia gibi şehirlerdeki mimarlık ve şehircilik serüvenini sunuyor.

On dokuzuncu yüzyılda modern şehirciliğin doğuşu ve şehirli işçi sınıfının ortaya çıkışıyla yaşanan konut sorunlarıyla çalışmasına başlayan Ragon, Walter Gropius, Mies van der Rohe, Le Corbusier gibi kuramcı mimarlar ile Bauhaus, işlevselcilik ve uluslararası üslup gibi akımları, projeleri ve icraatlarıyla birlikte ele alıyor.

Tarih, teknoloji, sosyoloji ve estetik alanlarından yararlanan çalışma, görsel malzemeleri ve ayrıntıcı yaklaşımıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Michel Ragon – Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi, çeviren: Murat Aykaç Erginöz, Kabalcı Yayınları, mimari, 780 sayfa

Mehmet Çelik – Balkanlar’da Tanzimat (2010)

Mehmet Çelik ‘Balkanlar’da Tanzimat’ta, 1864-1868 yılları arasında Tuna Vilâyeti’nde valilik yapmış Midhat Paşa’nın reformlarını ve Rusya’nın Panislavist politikalarıyla yükselen Bulgar ihtilal hareketiyle mücadelesini analiz ediyor.

Çalışma buradan hareketle, Midhat Paşa’nın bu pilot bölgedeki imparatorluk içerisindeki diğer vilâyetlere de örnek oluşturacak reformlarını, milli ayaklanmalara karşı mücadelesiyle karşılıklı bir ilişki ekseninde ele alıyor.

Bu incelemeyi de, 19. yüzyıl Balkan dünyasının bir panoramasını çizerek yapması ise, çalışmanın en özgün katkılarından.

  • Künye: Mehmet Çelik – Balkanlar’da Tanzimat: Midhat Paşa’nın Tuna Vilâyeti Valiliği, Libra Kitap, tarih, 150 sayfa

Mete Tunçay – Bilineceği Bilmek (2019)

Mete Tunçay’ın ilk baskısı 1983’te yapılan ‘Bilineceği Bilmek’ adlı bu çalışması, Türkiye’de siyasal gelişmenin evreleri ile Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Türkiye’de sol akımların gelişimini aydınlatmasıyla bugün de muazzam bir kaynaktır.

Çalışma şimdi, genişletilmiş baskısıyla yeniden raflardaki yerini aldı.

Kitabın ilk bölümde Tunçay’ın kavramlar, kitaplar ve tarihyazımı üzerine makaleleri yer alıyor.

İkinci Kısım “Türkiye’de Siyasal Gelişmenin Evreleri” başlığıyla Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi’nin siyasal tarihine genel bir giriş niteliği taşıyor.

Üçüncü ve dördüncü kısımlar ise Mete Tunçay’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında özel olarak odaklandığı sosyalist ve komünist harekete dair tartışmalarla bu tartışmaların genel çerçevesine dair farklı dönemlerde farklı mecralarda kaleme aldığı yazılarından oluşuyor.

Bu önemli derleme, Türkiye’de siyasal tarih araştırmalarında yöntem, kaynak zenginliği ve birincil kaynakların ustaca kullanmasıyla bildiğimiz Tunçay’ın, uzun yıllar öncesinden dikkat çektiği hususların bugün de ne denli hayati olduğunu yeniden gösteriyor.

  • Künye: Mete Tunçay – Bilineceği Bilmek: Türkiye’de Siyasal Gelişmenin Evreleri ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sol Akımlar, İletişim Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2019

Christopher R. Browning – Sıradan Adamlar (2019)

 

Sıradan insan, olağanüstü dönemlerde nasıl bir canavara dönüşebilir?

Christopher Browning, Naziler döneminde Alman 101. Yedek Polis Taburu’nda görevli, çoğu yaşlarından dolayı cepheye gönderilmemiş aile babası sıradan adamların acımasız birer katile dönüşerek 38 bin Yahudi’yi enselerinden vurarak katletmesine ve 45 binini de Treblinka’daki gaz odalarına göndermesine neden olan içsel ve dışsal etkenleri ortaya koyuyor.

13 Temmuz sabahı, 101. Yedek Polis Taburunun adamları Josefow isimli bir Polonya köyüne giderler.

Bunlar yaşamlarında işçi, esnaf, zanaatkâr ya da memur olan, daha da önemlisi, Almanya’nın o dönemlerde Nazi ideolojisine görece en kapalı şehri Hamburg kökenli olan ve zihin dünyalarının büyük bir kısmı Weimar Cumhuriyetinde şekillenmiş kişilerdi.

Fakat ne olduysa, 13 Temmuz gecesinde oldu.

Bu tarihten itibaren on altı ay içerisinde bu polisler, acımasız bir katile dönüşecekti.

500 adamdan oluşan tabur, 38 bin Yahudi’yi enselerinden vurarak katledecek, 45 bin Yahudi’yi de Treblinka’daki gaz odalarına gönderecek, yani toplamda 83 bin Yahudi’nin ölümünden sorumlu olacaktı.

İşte Browning, bu adamları bu vahşeti yapmaya yönelten nedenleri izliyor.

Bizzat onların ağzından anlatılanlara ve dönemin başka tanıklıklarına dayanmasıyla çok önemli olan çalışma, mutlak itaat kültürünün bireyi nasıl yok etiğini, grup psikolojisinin insanı getirebileceği korkunç aşamaları, Yahudi karşıtlığının ya da Nazi doktrinin Alman toplumunu nasıl biçimlendirdiğini ve bunun gibi pek çok önemli konuyu aydınlatıyor.

Kitap, sıradan insanların olağanüstü insan dışılık kapasitesi hakkında, bugün de bizi çok düşündürecek sarsıcı bir tablo sunuyor.

  • Künye: Christopher R. Browning – Sıradan Adamlar: 101. Yedek Polis Taburu ve Polonya’da Nihai Çözüm, çeviren: Hilal Kara ve Ali Açıkgöz, Heretik Yayıncılık, tarih, 360 sayfa, 2019