Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral (2021)

Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarıyla buna bağlı olarak gerçekleştirilen uygulama, tören ve ritüeller üzerine çok önemli bir çalışma.

Konuyu devletin kuruluşundan itibaren bir bütünlük içerisinde ele alan Ali Akyıldız, Osmanlı’nın 600 yılı aşan tarihi boyunca teşrifat kurallarıyla müesseselerin gelişimine paralel olarak cülûs ve cülûs ritüellerinde ortaya çıkan değişim ve dönüşümü ortaya koyuyor.

Çalışmanın bir diğer önemi de bu alanda yapılacak benzer çalışmalara öncülük edecek nitelikte olması.

‘Kral Öldü, Yaşasın Kral’, Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarını ifade eden “cülûs” kavramı bağlamında Osmanlı tarihine farklı bir açıdan bakmak isteyen okurların severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral: Osmanlı’da Cülus, Veraset ve Meşruiyet, Timaş Yayınları, tarih, 512 sayfa, 2021

Howard Zinn – Hakikatin Gücü (2021)

Howard Zinn, kendisiyle yapılan bu söyleşilerde Amerikan halklarının tarihindeki vahşet ve sömürü ile yüzleşiyor.

‘Hakikatin Gücü’, tarihçilerin göz ardı ettiği korkunç gerçekleri gün yüzüne çıkardığı gibi Amerika’nın geleceği üzerine de düşünüyor.

Zinn’in ‘Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’ adlı çalışması hakkında derinlikli bir söyleşi olan kitap, Zinn’in bilgeliği, insanlığı ve nüktedanlığıyla yoğrulmasıyla bilhassa dikkat çekiyor.

Zinn, Amerika’nın karanlık geçmişinin yanı sıra, bu tarihin ortaya koyduğu sosyal hareketlerden yükselen umudu nasıl bulabileceğimizi de açıklıyor.

Kitap, Amerika’nın istisnailiğini veya üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmaktan ziyade, tersine, tarihçilerin göz ardı ettiği, sıradan insanların oluşturduğu insan ahlakı ve cesaretinin parıltıları için bizi bu tarihe dobra dobra bakmaya teşvik ediyor.

“Tarihi yalnızca geçmişin bilgisine sahip olmak için değil, geleceği değiştirmek için de bilmeliyiz.” diyen Zinn’in bu kitabı, direnişi coşkulu ve cazip hale getirmesiyle alışılagelen politikadan bıkan gençlere de hitap ediyor.

  • Künye: Howard Zinn – Hakikatin Gücü: Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi Üzerine Sohbetler, söyleşi: Ray Suarez, çeviren: Semih Aközlü, İmge Kitabevi, tarih,192 sayfa, 2021

Raphaël Meyssan – Komünün Lanetlileri (2021)

Yalnızca 72 gün yaşayabilmiş Paris Komünü üzerine muazzam bir yapıt.

Raphaël Meyssan, Lavalette adlı bir komüncünün izini sürerek 1871 Paris Komününün temel kaynaklarına, ilk elden tanıklıklara dayanıyor ve o günleri döneminde çizilmiş 136 gravürle anlatıyor.

Meyssan’la birlikte bir buçuk yüzyıl önce yaşamış bir komüncünün peşine düşüyor ve arşivlerde, eski gazetelerde, kitaplarda, tarihî duvar afişlerinde, her yerde Lavalette adlı bu komüncüyü arıyoruz.

Yapboz gibi, her seferinde tek bir parça yerleştiriyoruz resme.

Sayfalar ilerledikçe Lavalette’in yanında Ulusal Muhafız Merkez Komitesinin diğer üyeleri beliriyor.

Prusya kuşatmasından sağ çıkmış Paris’i ve Komünü kuran, canı pahasına savunan Paris halkını görüyoruz.

Bütün resim ortaya çıktığında ise sadece yetmiş iki gün sürmüş Komünün hazin sonuna tanıklık ediyoruz.

Yine de aklımızda bu son değil, yüz elli yıldır yazılıp çizilen bu devrim üzerine daha yazılacak çok şey olduğu kalıyor.

  • Künye: Raphaël Meyssan – Komünün Lanetlileri: Paris Komünü 150 Yaşında!, çeviren: Damla Kellecioğlu, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2021

Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri (2021)

Gökyüzü, yaşamın anlamı hakkında hikâyeler anlatmak için öteden beri bir tuval vazifesi gördü.

Kozmoloji üzerine kültürel çalışmalarıyla bildiğimiz Anthony Aveni de bu harika çalışmasında, antik ve çağdaş çok sayıda kültürün tasavvur ettiği yıldız hikâyelerini irdeleyerek kozmik anlatıların doğasında var olan kültürel çeşitliliğe odaklanıyor.

Gökyüzünün farklı çağlarda ve farklı kültürlerde hayatın anlamı, kader ve gelecekle ilgili hikâyelerle birlikte anılması insanların ilgisini çekmeyi hep başarmıştır.

Yunan ve Roma mitlerinden Çin mitolojisine, kadim kâhinlerden modern falcılara varıncaya dek, bilinmezi bilmenin başrolü olmuştur gökyüzü ve yıldızlar.

Aveni, nesillerden beri sevilerek anlatılan hikâyeleri bir araya getirerek yıldızlarla dolu gökyüzünün sıra dışı bir haritasını çıkarıyor: Orion, Pleiadlar, Samanyolu’nun karanlık bulut takımyıldızları, Kutup takımyıldızlar…

Bizden önce sayısız kuşak boyunca anlatılagelen bu hikâyeler, bugün de bizler tarafından paylaşılmayı ve üzerinde düşünülmeyi çokça hak ediyor.

‘Yıldız Hikâyeleri’, hayat karşısında yaşadığımız deneyimlerin gökyüzündeki yansıması üzerine olağanüstü bir çalışma.

  • Künye: Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri: Dünya Kültürlerinde Takımyıldızlar, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 152 sayfa, 2021

Thomas Barfield – Afganistan (2021)

Afganistan’daki savaş, Afgan halkının köklü tarihini gölgede bırakıyor.

Boston Üniversitesi antropoloji profesörlerinden Thomas Barfield, uzun zamandır uluslararası dramada belli belirsiz bir dekora dönmüş Afgan halkının siyasi ve kültürel tarihi hakkında nitelikli bir eserle karşımızda.

Kitapta, 18. yüzyılın ortasında siyasi bütünlüğe kavuşan bu çileli ülkede yöneticilerin siyasi meşruiyeti nasıl elde ettikleri ve ülkeye nasıl düzen getirdikleri ya da getiremedikleri sorusu irdeleniyor.

Barfield’in Afganistan’da geçirdiği uzun yıllardan sonra kaleme aldığı eserde, Afganistan’ın aşiret yapıları, yabancı istilalarının sebep ve sonuçları hakkında tahliller yaptığı gibi ülkenin geleceği hakkında kimi öngörülerde de bulunuyor.

Türkiye’de Afganistan ve Orta Asya literatüründe yeni bir saha açacak çalışma, bir kadim ülkenin nasıl İngiliz, Sovyet ve nihayetinde Amerikan imparatorluklarının “mezarına” dönüştüğünü merak eden her okur için önemli ve değerli bir eser.

  • Künye: Thomas Barfield – Afganistan: Politik ve Kültürel Bir Tarih, çeviren: Burhan Yüksekdaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 520 sayfa, 2021

Hakan Şahin – Türkiye’de Asker Toplum ve Siyaset (2021)

Türkiye’de askerin kendisine, topluma ve siyasete nasıl baktığı hakkında çok iyi bir çalışma.

Burada 132 askerin kaleme aldığı hatırat, günlük, defter ve otobiyografiyi inceleyen Hakan Şahin, kapsamlı bir zihniyet analizi yapıyor.

Tanzimat döneminden başlayıp 2010’lara uzanan ve erden mareşale her rütbeden kişinin değerlendirmelerini çözümleyen çalışma, modern Türk ordusunun son 150 yıldaki geçmişine ayna tutuyor.

‘Türkiye’de Asker, Toplum, Siyaset’in incelediği kaynakların en eski tarihlisi 1839 doğumlu Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ya, en yenisi ise 1974 doğumlu asteğmen Selahattin Yusuf’a ait.

50 bin sayfayı aşan bir malzemenin çözümlenip ilk defa yorumlandığı bu çalışma, yazarlarının yaşamöykülerini ve dönemlerinin siyasi-toplumsal atmosferini de dikkate alarak askerî sosyoloji alanına devasa bir panoramik bakış sunuyor.

  • Künye: Hakan Şahin – Türkiye’de Asker, Toplum ve Siyaset, Beyoğlu Kitabevi, siyaset, 436 sayfa, 2021

İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah (2021)

O kadar ağzımıza düşkünüz ki, cennetten bile iştahımız yüzünden kovulduk.

İsmail Gezgin, atalarımızın nasıl beslendiğini incelerken et yemenin beden üzerine etkilerini, toplumsal ataerkil yapıya etkilerini ve eril şiddetin et yemekle bağlantısını tartışıyor.

Kitapta,

  • Atalarımızın ilk besinlerini ilk kez ne zaman pişirdikleri,
  • İçinde bulunduğumuz uygarlığın bir buğday yoksa ekmek uygarlığı olup olmadığı,
  • Yaşamın ne zamandan bu yana ekmek kavgasına dönüştüğü,
  • Antikçağın sofralarında neler olduğu,
  • Ve zenginin şöleninden fakirin ekmeğine kadar sınıfsal sofra savaşlarının tarihte nasıl seyrettiği gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

İlerlemeci bilim uzun yıllar insanın tarihsel yolculuğunun, karnını doyurmakta güçlük çeken akılsız hayvandan, modern, akıllı, tok bir varlığa doğru olduğu öyküsünü anlattı.

Avcı-toplayıcıları, tüm gün karınlarını doyurma peşindeki yarı-aç ilkeller olarak betimleyen bu bilimsel söylem, elde edilen arkeolojik veriler ışığında nihayet terk edilmeye başlandı.

Yiyecek bulmak için özel bir zamana dahi gereksinim duymayan, günlük hareketliliği içerisinde karşısına çıkan yiyeceklerle karnını doyuran avcı-toplayıcı insana kıyasla modern insanın yaşamı, yemek üzerine kuruludur.

Bu “yemek” uygarlaşma süreci boyunca öylesine bir dönüşüm geçirir ki, insanı doğadan ve birlikte evrimleştiği diğer tüm canlılardan ayırır.

Evcilleşip, kentcilleşmiş insanın midesi bedeninden taşar.

Yemek artık sınıfsal bir ayraçtır ve bu yolda iştah da uygarlaşmıştır.

Gezgin’in milyonlarca yıllık insan-besin ilişkisi üzerine düşündüğü çalışmasında, atalarımızın ne yediğinden başlayarak buğday uygarlığına, ilk evcil tohumlardan hayvan yemeye, antikçağın ataerkil şölenlerinden lezzet tüccarlarına, yemeğin iktidarla doğrudan bağına, farklı çağlardan geçerek ve türlü türlü sofralara konuk olarak tanıklık ediyoruz.

  • Künye: İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah: Atalarımız Nasıl Besleniyordu? (Karnını Doyuran Canlıdan Gözü Doymayan İnsana), Redingot Kitap, arkeoloji, 408 sayfa, 2021

Liah Greenfeld – Milliyetçilik (2021)

Liah Greenfeld, milliyetçilik konusunda dünya çapında kabul görmüş bir otorite.

Bu kitabı da okurunu tarihte, coğrafyalar ve kültürler arasında entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor; milliyetçiliğin sebep olduğu tüm olumlu ve olumsuz gelişmeleri nesnel ve akılcı bir tarzda aktarıyor.

On altıncı yüzyılda İngiltere’de çeşitli fikir ve inanışların birleşiminden filizlenen ulus olma duygusu, yeşerdiği topluma katkılarıyla kısa zamanda komşu ülkelerin de dikkatini çekti.

Bu duygunun sonucu olan milliyetçilik, Fransız ve Amerikan devrimlerine, uzun yıllar varlığını sürdüren faşist ve otoriter komünist rejimlere ve dünyada dengeleri yerinden oynatan birçok meseleye ön ayak oldu.

Kültürden kültüre biçim değiştirse de milliyetçilik, Çin ve Japonya örneklerinde gördüğümüz üzere hemen her coğrafyaya nüfuz etti.

Geçmişten günümüze dünya siyasetine yön veren en temel etkenlerden milliyetçilik, ülkelerin çağdaş politikalarına kök salmaya, yayılmaya hâlâ devam ediyor.

İşte bu kitap da, milliyetçiliğin geçmişten bugüne olan serencamını kısa ve öz bir bakışla ortaya koymasıyla, konuyla ilgilenen her okura hitap edecek türden.

  • Künye: Liah Greenfeld – Milliyetçilik: Bir Kısa Tarih, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2021

Erdem Denk – 50 Bin Yıllık Dünya Düzeni (2021)

“İnsanlık tarihi” aslında “evrensel sorunlar”a verilen “yerel” yanıtlardan ibaret.

Erdem Denk, uygarlıkların ilksel örneklerini irdeleyerek toplumlar ve hukuklarının tarih içinde nasıl dönüştüğünü tartışıyor.

Devletin ne zaman, nasıl ve daha da önemlisi niçin ortaya çıktığı bitmeyen bir tartışma konusu.

Genellikle dünya/insanlık tarihinin kronolojik olarak ele alındığı literatürde, temelleri 18-19. yüzyılda atılan Avrupa/Batı-merkezci paradigmanın dışına da pek çıkılamıyor.

Öyle ki, bir yerden sonra radikal eleştiriler bile aslında kendi uygarlıklarının daha önce ya da daha iyi yol kat ettiğini gösterme çabasına dönüşüyor.

Oysa “insanlık tarihi” aslında “evrensel sorunlar”a verilen “yerel” yanıtlardan ibaret.

Ve her bir yanıt da yaşam ve üretim biçimine koşut geliştirilen güvenlik ve üretim araçlarının sahipliği çerçevesinde şekillenmiş.

Ortak ya da benzer çıkarları olanlar iç ve dış dinamikler arası itip çekmelere göre farklı ölçek ve niteliklerde örgütlenme birim ve biçimleri kurulmuş.

Yeni koşullara daha iyi adapte olanlar yükselirken, eski koşulların ürünü olanlarsa zamanla dağılmış.

Dolayısıyla, tüm ilgili değişkenlerin birlikte şekillendirdiği biçimsel farklılıklar bir yana, özü itibariyle farklı -ve dolayısıyla daha üstün ya da aşağı- herhangi bir “uygarlık” olduğunu söylemek zor.

Nihayetinde göçer avcı-toplayıcı, çiftçi yerleşik ve kandaş yarı-göçer gibi başlıca yaşam ve üretim biçimlerine göre şekillenip çöken tipolojik örgütlenme biçim ve birimleri söz konusu.

İşte Denk de bu nitelikli çalışmasında, ilksel örnekleri üzerinden bu farklılıkların tarih içinde nasıl ortaya çıktığını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Erdem Denk – 50 Bin Yıllık Dünya Düzeni: Toplumlar ve Hukukları, Kalkedon Yayınları, tarih, 144 sayfa, 2021

Aysel Kaya – Almanca Seyahatnamelerde Osmanlı Şehirleri (2021)

Seyahatnameler daha çok tarihçilerin, edebiyatçıların ve yabancı dil araştırmacılarının çalışmalarına konu edilmiştir.

Aysel Kaya ise, seyahatnameleri bu sefer bir turizm araştırmacısı olarak ele alarak özgün bir çalışmaya imza atmış.

Kitapta, 1852-1912 arasında yazılmış yedi Alman seyahatnamesinde altı Osmanlı şehrinin; İstanbul, Sakarya, Bilecik, Eskişehir, Bursa ve İznik’in nasıl tasvir edildiği araştırılıyor.

Kitap seyahatnamelere, geçmişle günümüz arasında karşılaştırma yaparak yitip giden ya da yeni eklenen kültürel değerleri bulmak ve tarihe ışık tutmak için önemli bir kaynak grubu olarak başvuruyor.

Çalışma, bilgi kaynağı olarak seyahatnamelere nasıl başvuracağımızı tartışarak açılıyor.

Daha sonra da, Alman seyyahların yaşam öyküleri ve seyahat güzergâhları ele alınıyor.

Burada karşımıza çıkan seyyahlar şöyle: Andreas David Mordtmann, Alfred Körte, Joseph Grunzel, Eduard von Bodemeyer, Karl Baedeker, Stefan von Kotze ve Richard von und zu Eisenstein.

Kitabın devamında ise, adı geçen seyyahların yukarıdaki Osmanlı şehirlerine dair değerlendirmelerine yer veriliyor.

Çalışma, Alman seyyahların 19. yüzyıl ikinci yarısı ila 20. yüzyıl başlarındaki Osmanlı Devleti’ne dair farklı bakış açılarından süzülmüş izlenimlerini yakından görmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Aysel Kaya – Almanca Seyahatnamelerde Osmanlı Şehirleri (1850-1912), İletişim Yayınları, tarih, 284 sayfa, 2021