China Miéville – Perdido Sokağı İstasyonu (2011)

  • PERDIDO SOKAĞI İSTASYONU, China Miéville, çeviren: Güler Siper, Yordam Kitap, roman, 736 sayfa

China Miéville’in, bilim kurgu / fantastik romanı ‘Perdido Sokağı İstasyonu’, çete savaşlarının yaşandığı gerçeküstü bir dünyayı hikâye ediyor. Roman, Yeni Crobuzon adlı bir kentte geçer. Dünyanın merkezi olan bu kentte insanlar, Tekraryapımlar ve sıra dışı ırklar bir arada yaşamaktadır. Fakat bu ülke, aynı zamanda güçlü olanların güçsüz olanları, olabildiğince acımasız yöntemlerle baskı altına aldığı bir cehennemdir. Yaklaşık bin yıldır parlamento ve onun eli kırbaçlı milisleri; işçileri, askerleri ve sanatçıları ezmektedir. Bu esnada, bütün kente dehşet saçan bir yaratık peyda olmuştur. Yaratık, kentin tüm düzenini alaşağı edecektir.

Masanobu Fukuoka – Doğal Tarımın Yolu (2011)

  • DOĞAL TARIMIN YOLU, Masanobu Fukuoka, çeviren: Meltem Altan, Kaos Yayınları, ekoloji, 295 sayfa

 

Masanobu Fukuoka ‘Doğal Tarımın Yolu’nda, kendine yeten ve kendini yenileyen; sürdürülebilir yaşamın temel taşı olarak gördüğü doğal tarımın felsefesini ve uygulamasını anlatıyor. “Doğal Köyü” esas alarak, doğa ile ruhani uyum temelinde tarımın yol ve yordamını irdeleyen Fukuoka, toprağı sürmeden, gübrelemeden, ağacı budamadan ve eğip bükmeden; meyve, sebze ve tahılı ilaçlamadan, doğal bir tarımın ne şekilde yapılabileceğini ayrıntılarıyla ele alıyor. Fukuoka’nın bunu yaparken, her sebze ve meyveyi yetiştiği yerde ve ihtiyacımız kadar yetiştirmenin gereği ve ahlâkı üzerine düşünmesi de, çalışmayı daha derinlikli kılan hususlardan biri.

Mario Bellatin – Güzellik Salonu (2011)

  • GÜZELLİK SALONU, Mario Bellatin, çeviren: Şevin Aksoy, Notos Kitap, roman, 54 sayfa

 

İspanyol yazar Mario Bellatin, ruhsal ve fiziksel arızaları olan kişilerin çevresinde kurduğu romanlarıyla biliniyor. Bellatin’in elimizdeki kısa romanı da, erkek eşcinsellerin sığındığı bir güzellik salonunda yaşanan trajik olayları hikâye ediyor. Romanın, kadın giysileri giymekten hoşlanan anlatıcısı, bir güzellik salonu sahibidir. Fakat kısa bir süre sonra salon, homofobiklerin saldırılarına maruz kalan erkeklerin sığındığı bir bakımevine dönüşür. Salgın hastalıklarla, egemen cinsiyet anlayışıyla ve eşcinsel düşmanı katillerin saldırılarıyla boğuşan bu erkeklerin sığındığı Güzellik Salonu, şimdi tam bir Ölüm Evi’ne dönüşmüştür.

Sinan Demirbilek – Terzi Fikri (2011)

  • TERZİ FİKRİ, Sinan Demirbilek, Ozan Yayıncılık, biyografi, 304 sayfa

 

Terzi Fikri, Mahir Çayan ve arkadaşlarının arandığı dönemde, Ordu’nun Fatsa ilçesinde etkili bir politik süreç yürütmüştü. Terzi Fikri’nin ilçedeki belediye başkanlığı döneminde oluşturduğu model, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen unutulmadı. Sinan Demirbilek bu kitabında, Fatsa’da sosyalist bir yönetim kurduğu gerekçesiyle 12 Mart Darbesi’nin ardından cezaevine konan Terzi Fikri’nin hayatını ve politik çalışmalarını inceliyor. Demirbilek çalışmasında, Terzi Fikri’nin yaşamının ilk dönemlerini; TİP’le başladığı siyasî hayatını; siyasetin radikalleşme döneminde Fatsa’daki belediye başkanlığını; cezaevi yıllarını ve ölümünü anlatıyor.

Ayhan Aktar (haz.) – Yorgo Hacıdimitriadis’in Aşkale-Erzurum Günlüğü (2011)

  •  YORGO HACIDİMİTRİADİS’İN AŞKALE-ERZURUM GÜNLÜĞÜ, yayına hazırlayan: Ayhan Aktar, İletişim Yayınları, anı, 325 sayfa

 

Türkiye’de 2. Dünya Savaşı yıllarında uygulanmış Varlık Vergisi, yakın tarihin “azınlık karşıtı” politikalarının en bariz örneklerinden. Uygulamanın mağdurlarından biri de, Yorgo Hacıdimitris’ti. Niğde’de doğan Hacıdimitris, daha sonra İstanbul’a gelerek burada ticarete atılmıştı. Hacıdimitris, 1942’de üstesinden gelemeyeceği bir vergi ödemesiyle karşı karşıya gelir. Kendisine tahakkuk edilen verginin çok az bir kısmını ödeyebilen Hacıdimitris, 5. Kafile ile Erzurum’a yollanmıştı. İşte elimizdeki kitap, evinden binlerce kilometre uzakta, son derece kötü şartlarda yaşamaya mecbur edilen Hacıdimitris’in sürece dair tanıklığından oluşuyor.

Yaşar Ayaşlı – Yeraltında Beş Yıl (2011)

  • YERALTINDA BEŞ YIL, Yaşar Ayaşlı, Yordam Kitap, anı, 414 sayfa

 

68 hareketinin de aktif isimlerinden olan Yaşar Ayaşlı, ‘Yeraltında Beş Yıl’da, 12 Eylül darbesine dair tanıklığını okurlarıyla paylaşıyor. Uzun bir mahpusluk süreci yaşayan Ayaşlı, darbenin ertesinde yurtdışına kaçmak yerine, cuntaya karşı yeraltına çekilen bir grup devrimcinin içinde yer almıştı. Kitap, bu beş yıllık yeraltı mücadelesinde Ayaşlı’nın tanık olduğu işkenceleri, tutuklamaları, sokak infazlarını ve bir avuç devrimcinin bunlara karşı sergilediği büyük direnişi kaleme getiriyor. Anılarını anlatırken, darbenin gerçekleşme sebeplerine de odaklanan yazar, 12 Eylül’le nasıl hesaplaşılabileceği konusunda da yorumlarda bulunuyor.

Doğan Ceren – Brüksel’de Bir Kürt Kadını (2011)

 

Doğan Ceren ‘Brüksel’de Bir Kürt Kadını’nda, Diyarbakırlı Cemilpaşazadeler ailesinden Pervin Cemîl’in hayatını anlatıyor.

Kadri Cemîl Paşa ve Ekrem Cemîl Paşa gibi isimler çıkarmış Cemilpaşazade ailesi, Kürt ulusal mücadelesinde önemli bir yere sahip.

Kitap bir anlamda, söz konusu ailenin tarihini, Pervin Cemîl’in uzun yılları kapsayan siyasî mücadelesi üzerinden inceliyor.

Pervin Cemîl’in çocukluğu ve gençliği, Cemil Paşa ailesine ilişkin anıları, düşünceleri ve mücadelesi gibi konuların yer aldığı çalışma, kökleri Diyarbakır’a uzanan; Suriye, Afrika ve Belçika’da hayatını sürdüren bir kadın aktivistin hikâyesi olarak da okunabilir.

  • Künye: Doğan Ceren – Brüksel’de Bir Kürt Kadını, Doz Yayınları, biyografi, 448 sayfa

Jean-Louis Rocca – Çin’in Sosyolojisi (2011)

 

Çin, gerek tarihi gerek sahip olduğu özgün yapısıyla, sürekli ilgi odağı olan ülkelerden.

Fransız sosyolog Jean-Louis Rocca da, ‘Çin’in Sosyolojisi’nde, sosyal bilimlerin araçlarını kullanarak Çin toplumunun özgüllüklerini çözümlüyor.

Rocca’nın çalışması, bu devasa ülkedeki toplumsal tabakalaşmayı; bireylerin ve toplulukların pratik ve imgelerini; doğrudan toplumsal ilişkileri ve sergilenen iktidar ilişkilerini ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Rocca bu incelemeyi yaparken, “Çin’in demokrasi açığı nasıl anlaşılabilir” ve “Siyasal iktidarla toplum arasındaki bu ikircikli ilişkilerin içeriği ne?” gibi hayati soruların da yanıtını arıyor.

  • Künye: Jean-Louis Rocca – Çin’in Sosyolojisi, çeviren: Arzu Nilay Kocasu, İletişim Yayınları, sosyoloji, 143 sayfa

Nergis Yazgan – Avcı Babam ve Ben (2011)

  • AVCI BABAM VE BEN, Nergis Yazgan, Yapı Kredi Yayınları, anı, 212 sayfa

 

Nergis Yazgan’ın kaleme aldığı ‘Avcı Babam ve Ben’, karşıt eğilimlere sahip bir baba ile kızının hikâyesi olarak okunabilir. Nergis Yazgan, babası Şadi Yazgan’ın hayat hikâyesini kaleme getirirken, avcı babası ile doğa koruma çalışmaları yapan kendisi arasındaki çelişkiler üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla burada, ava ve avcılığa âşık bir baba ile Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) gibi sivil toplum kuruluşlarında görevler üstlenmiş kızının öyküsü karşımıza çıkıyor. Yazgan, babasının 104 yıllık renkli hayatını, 19. yüzyıldan 2000’li yıllara uzanarak anlatıyor. Kitap böylece, Erenköy’ün bir zamanların meşhur üzüm bağlarından, Türkiye’nin doğal özelliklerine ve doğa karşısındaki önemli tehditlere; Hitler dönemi Almanyası’ndan 1940’lar Anadolusu’na ve ilginç avcılık hikâyelerine uzanıyor.

Platon – Ion: Şiir Üzerine (2011)

  • ION: ŞİİR ÜZERİNE, Platon, çeviren: Nihal Petek Boyacı, Kabalcı Yayınevi, felsefe, 77 sayfa

 

‘Ion’, Platon’un erken dönem diyaloglarından biri olarak kabul ediliyor. Platon’un, henüz siyasete adım atmadığı bir dönemde kaleme aldığı ‘Ion’, Sokrates ile şehir şehir dolaşarak ozanların şiirlerini halkın önünde okuyan bir rhapsodos olan Ion arasında geçer. Burada Sokrates, rhapsodos’un sanattan yoksun olduğunu; çünkü bir şeyin sanat niteliğini kazanması için, onun bilgi yoluyla icra edilmesi gerektiğini savunur. Ünlü filozofa göre, rhapsodos’un bir sanatı varsa, onun bir konusunun ya da nesnesinin de olması gerekir. Sokrates, ilerleyen sayfalarda, diğer sanatları örnek vererek, rhapsodosluğun bilgi ile icra edilmediğini savunur.