Şehriban Teyhani – Ateşi Çalan Yolcular 1 (2020)

Devrimci Yol’un işçi örgütlenmesi ve bu bağlamda büyük mücadeleler vermiş Kamer Teyhani’nin hayatı ve çalışmaları hakkında dört dörtlük bir tanıklık.

Burada hem Teyhani’nin hayatına hem de uğruna mücadele ettiği Türkiye halklarının Devrimci Yol’una ve onun işçi sınıfı içerisindeki çalışmasına tanıklık ediyoruz.

Kitap için, Teyhani’nin yol arkadaşları Çetin Uygur, Sedat Şeyhoğlu, İsmet Yılmaz, Mehmet Ünsallı, Doğan Halis, İlbay Kahraman, Kamil Kartal, Erdal Dönmez, Remzi Kılıç, Çeçen Karakoyun, Yasin Nuri Aydınlı, Hasan Basri Çıplak, Zafer Ayden, Ruhsati Yalçın, Hüseyin Gülseven, Tarık Günlü ve Necmettin Çobanoğlu ile görüşülmüş.

Çalışma, geçmiş deneyimleri aktarırken aynı zamanda bugünün siyaseti için de muazzam dersler ve perspektifler sunmasıyla ve ayrıca faşizmin kurumsallaşması karşısında muhalefetin ne gibi yollar ve araçlara başvurabileceğine dair sağlam fikirler vermesiyle çok değerli.

‘Ateşi Çalan Yolcular 1’, Ayrıntı Yayınları’nın yakın tarih dizisinin –şimdilik– son kitabı.

Bu diziden çıkan kitapların her biri, Türkiye’nin özgürlük ve sosyalizm mücadelesi üzerine birer hazine değerinde.

  • Künye: Şehriban Teyhani – Ateşi Çalan Yolcular 1: Kamer Teyhani Kitabı, Ayrıntı Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2020

Frederick C. Crews – E. M. Forster’da Hümanizmin Tehlikeleri (2020)

‘En Uzun Yolculuk’, ‘Hindistan’a Bir Geçit’ ve ‘Meleklerin Uğramadığı Yer’ gibi görkemli yapıtların yazarı Edward Morgan Forster, gelenekle modernizmin büyük çatışma içinde olduğu bir dönemde yaşadı ve yazdı.

Forster, kendini bir hümanist olarak tanımlıyordu, fakat hayatı boyunca bunun çelişkilerini de yaşadı.

Daha da önemlisi, hümanizmin aslında büyük tehlikeler barındırdığını kabul ederek bunun beraberinde getirdiği krizle de boğuştu.

Peki, Forster’ın hümanizmini ve bunun tarihsel kaynaklarını nasıl tanımlayabiliriz?

İşte Frederick Crews’ün bu özenli çalışması, 19. yüzyıl liberalizmi ve hümanizmini merkeze alarak bu soruya doyurucu yanıtlar veriyor.

Forster’ın ailesinin, eğitim geçmişinin, dini/politik mirasının ve “Bloomsbury Grubu” ile olan ilişkisinin izini süren Crews, yazarın “hümanizmin tehlikeleri”ni kabul etmesiyle artan melankolisini ortaya koyuyor.

Crews, Forster’ın romancılığının, kendisini cinsel eşitlik, kendini ifade etme, sosyal sorumluluk gibi moda sloganlardan uzaklaştırdığını savunuyor.

  • Künye: Frederick C. Crews – E. M. Forster’da Hümanizmin Tehlikeleri, çeviren: A. Kadir Gülen, Nota Bene Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2020

Kolektif – “Sıkıntı Var” (2020)

Sıkıntı bizi her yere götürebilir.

Tümüyle içimize de kapanabilir, devrimci de olabiliriz.

Öte yandan sıkıntı, her coğrafyada kendine özgü şekillerde sirayet eder.

İşte elimizdeki bu zengin derleme de sıkıntıyı mekân/zaman, siyaset, edebiyat ve sinema bağlamında ele alıyor.

Sıkıntıya odaklanmanın bu coğrafyada bizi nerelere götürebileceği konusunda çok ilginç sonuçlar barındıran kitap, özellikle sıkıntının toplumsallığı ve sıkıntının potansiyeli üzerine bizi düşündürmesiyle önemli.

Sıkıntının Türkiye’ye özgü veçheleri, mekânları, zamansallığı ve öznelik biçimlerini ayrıntılı bir biçimde ortaya koyan çalışma, Türkiye bağlamında, taşra sıkıntısından sıkıntı hashtag’ine giden süreçlerin bize ne anlattığını, sıkıntı kavramının, bu coğrafyada hem tarihsel olarak hem de bugünün koordinatları içindeki anlam arayışlarını, sıkıntının toplumsal hareketler, gündelik hayat ve kültürel pratikler hakkında bize ne söyleyebileceğini irdeliyor.

Sıkıntının temelde bir anlam krizine işaret ettiğinden yola çıkan çalışma, sıkıntı mekânlarına ve onun zamanla ilişkisine, bir estetik kategori olarak kullanımına, siyasette uç verdiği anlara, edebiyat ve sinemadaki temsillerine ve ona karşı sunulan panzehirlere yakından bakmak için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aylin Kuryel, Senem Aytaç, Barış Bıçakçı, Sevinç Çalhanoğlu, Ayşe Çavdar, Begüm Özden Fırat, Emre Tansu Keten, Orhan Koçak, Beno Kuryel, Efe Murad, Pınar Öğünç, Osman Özarslan, Necati Sönmez, Asuman Susam, Uğur Tanyeli, Mehmet Fatih Uslu, Sezen Ünlüönen, Nalan Yırtmaç ve Fırat Yücel.

Künye: Kolektif – “Sıkıntı Var”: Sıkıntı Üzerine Denemeler, derleyen: Aylin Kuryel, İletişim Yayınları, inceleme, 398 sayfa, 2020

Aslıhan Burcu Öztürk – Bebekten Katile Erkeklik (2020)

Kadına yönelik şiddetteki asıl mesele, bunun yalnızca erkeğe özgü bir sorun olarak ele alınması.

Oysa bu başlı başına bir toplumsal sorundur.

Başka bir deyişle, kadına şiddet uygulayan erkek, genel anlamda içinde bulunduğu toplum tarafından biçimlendirilir.

İşte Aslıhan Burcu Öztürk’ün bu özenli çalışması da, kadına şiddet uygulayan erkeğin dünyasına mercek tutmasıyla önemli.

Öztürk’ün feminist bir yaklaşımla ördüğü çalışmasının en büyük katkısı ise, erkekliğin bu coğrafyada nasıl inşa edildiğini adeta adım adım izlemesi.

Kitap, şiddetle kuşatılan erkeğin, çocukluktan yetişkinliğe evde, okulda, işte, yatak odasında, askerde ve cezaevinde verdiği erkeklik sınavını, nasıl olup da kadını yaralayarak ve yok ederek geçmeye çalıştığını çarpıcı bir biçimde gösteriyor.

Hem şiddetin kaynağını daha iyi kavramak hem de bu konuda neler yapabileceğimizi daha iyi görmek açısından okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Aslıhan Burcu Öztürk – Bebekten Katile Erkeklik: Kadına Şiddet Uygulayan Erkekler, Nika Yayınevi, inceleme, 240 sayfa, 2020

Marcia Bjornerud – Yeryüzünün Zamanı (2020)

Dünyanın kendine has bir temposu, zaman ölçeği vardır.

Fakat insanoğlu, çoğunlukla şimdi odaklı yaşar, o yüzden de dünya ile ilişkisinde herhangi bir zaman bilincine sahip değildir.

İşte ‘Yeryüzünün Zamanı’, tam da bu konuyla ilgili güzel bir çalışma.

Jeolog Marcia Bjornerud, dünyanın bizden önceki zamanları hakkındaki çocukça ilgisizliğimizi ve cahilliğimizi çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor, bugün yaşadığımız sorunların asıl sebebinin doğa yasalarına aldırış etmediğimiz için yaşandığını gözler önüne seriyor.

Yeryüzünün görkemli hikâyesi olarak okunabilecek kitap, durum saptaması yapmakla yetinmeyerek bu sakat ilişkiyi nasıl onarabileceğimiz üzerine de düşünüyor.

Bjornerud bizi, yeryüzünü tanımaya, onun ritimlerini öğrenmeye, kaynaklarının ne kadar zorlu süreçlerden sonra oluştuğuna, geçmişte yaşanan büyük çevre felaketleri ve toplu yok oluşların sebeplerinin neler olduğuna daha yakından bakmaya davet ediyor.

2019 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nin PROSE Ödülü’ne layık görülen ‘Yeryüzünün Zamanı’, basitleştirilmiş bir jeolojik zaman çizelgesi ve dünyadaki fenomenlerin süre ve hızlarına dair aydınlatıcı ek metinler de barındırıyor.

  • Künye: Marcia Bjornerud – Yeryüzünün Zamanı: Bir Jeolog Gibi Düşünerek Dünyayı Kurtarabilir miyiz?, çeviren: Raşit Gürdilek, Metis Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2020

Brian Z. Tamanaha – Hukukun Üstünlüğü (2020)

Uzun yıllar süren mücadelelerle oluşan, büyük bedeller ödenerek varılmış hukukun üstünlüğü ideali, bütün toplumlar için hayati derecede önemli.

Fakat bugün, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünyanın farklı ülkelerinde hukukun üstünlüğü büyük gerileme yaşadı ve halen yaşıyor.

İşte Amerikalı hukukçu Brian Tamanaha’nın bu kitabı, hukukun üstünlüğü idealinin tarihini, siyasi çerçevesini ve teorik boyutlarını çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Tamanaha, konuyu antik Yunan ve Roma’daki fikirleri ele alarak çalışmasına başlıyor ve devamında da,

  • Hukukun üstünlüğüne Orta Çağ’da yapılan katkıları,
  • Liberal teoride ve liberal siyasi sistemlerde hukukun üstünlüğünün oynadığı rolü,
  • Batılı liberal muhafazakârların hukukun üstünlüğünün zayıflaması konusundaki endişelerini,
  • Radikal Sol’un hukukun üstünlüğü ideali üzerindeki etkileri,
  • Hukukun üstünlüğüne dair temel teorik akımları,
  • Ve hukukun üstünlüğünün küresel ölçekte bugün karşı karşıya bulunduğu çıkmazları kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bugünün dünyasında en önde gelen meşrulaştırıcı siyasi ideal hukukun üstünlüğüdür, fakat onun tam olarak ne anlama geldiği konusunda bir fikir birliği yoktur.”

“Devletin hukukla sınırlandırdığı fikrinin ortaya çıkardığı muamma şudur: Hukuku bizzat üretip yürürlüğe koyan bir güç onunla nasıl sınırlandırılır?”

“Hukukun üstünlüğü geleneği asırlardır süren bir oluşum. Tarih boyunca bu sürecin vazgeçilmez unsuru, devlet yetkilileri ve halkın, hukukun üstünlüğünün değerini ve doğruluğunu kabul etmiş olması ve sorgusuz sualsiz benimsemeye başlamasıydı.”

  • Künye: Brian Z. Tamanaha – Hukukun Üstünlüğü: Tarih, Siyaset ve Teori, çeviren: Ali Fahri Doğan, Runik Kitap, hukuk, 244 sayfa, 2020

Yusuf Örnek – Mektuplardaki Felsefe (2020)

 

Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş düşünürlerden Hannah Arendt, çağımızın iki büyük filozofu olan Martin Heidegger ve Karl Jaspers’in öğrencisi olmuştu.

Hatta Arendt’in Nazi Almanyası’nın yarattığı acılar nedeniyle hocalarıyla olan ilişkisi bir dönem kesintiye uğrasa da, savaştan sonra onlarla yeniden ilişki kurmuş ve her ikisine de olan bağına sadık kalmıştı.

Bu ilişkinin ne denli güçlü olduğunun en iyi örneği de, üçlü arasında yıllarca süren mektuplaşmalardır.

Elimizdeki kitap da, bu mektuplaşmalardan yola çıkarak üç düşünürün birbiriyle olan ilişkilerinin ayrıntılarına iniyor.

Yusuf Örnek çalışmasında, bununla da yetinmeyerek üç filozofun mektuplaşmasına yansıyan felsefi görüşlerini, yaşananlar hakkındaki düşüncelerini ve karşılıklı besledikleri duyguları ortaya koyuyor.

Yusuf Örnek bunların yanı sıra mektuplara dökülen düşünce ve duyguların arka planındaki tarihsel bağlamları da yansıtabilmek amacıyla Jaspers’in savaş sonrasında Freiburg Üniversitesi Nazilerden Arındırma Komisyonu’na Heidegger hakkında yazdığı mektupların ve onu antisemit olmakla suçlayan Arendt’e yazdığı bir mektubun çevirilerini de kitabına almış.

Kitap, bu üç düşünürün felsefi düşünceleri arasında yapılabilecek olası araştırmalar ve karşılaştırmalar için başlangıç niteliğinde bilgi vermesiyle önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Yusuf Örnek – Mektuplardaki Felsefe: Arendt – Jaspers – Heidegger, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Talal Asad – Seküler Çeviriler (2020)

“Seküler olan” ile “dini olan” çerçevesindeki söylemleri keşfetmenin en iyi yollarından biri de dildir.

Bu kitabın yazarı Talal Asad ise, bu iki farklı yaşam tarzını anlamak için, bunların dilin pratiklere nasıl kök saldığı ve bu pratiklerini bize ne söylediği üzerine antropolojik bir perspektifle düşünüyor.

Asad, sekülarizmin liberal demokratik devletlerin bağlı olduğu varsayılan soyut bir eşitlik ve özgürlük ilkesinden ibaret olmayıp, örneğin hissetme, düşünme ve konuşma tarzları gibi, birtakım duyarlılıklara da sahip olduğunu belirtiyor.

Asar bu bağlamda, farklı siyasi, ahlaki ve epistemolojik dünyaların dilsel olarak birbirine çevrilebilirliğinin olanaklarını; seküler dilin, dinsel dili kendine çevirmedeki başarısını/başarısızlığını ve “Sekülerliğin dili” ile “dinsel dil”in farklı dünyalarını tartışmaya açıyor.

Asad bunu yaparken de ulus-devletten modern benliğe ve akla zengin bir kavramsal alana ve Wittgenstein’dan Benjamin’e, Gazâlî’den Roman Jacobson’a pek çok ismin düşüncelerine uzanıyor.

  • Künye: Talal Asad – Seküler Çeviriler: Ulus-Devlet, Modern Benlik ve Hesapçı Akıl, çeviren: Ferit Burak Aydar, Vakıfbank Kültür Yayınları, antropoloji, 256 sayfa, 2020

Mark Boyle – Eve Giden Yol (2020)

Teknolojinin esirleriyiz.

O olmadan, tek bir adım bile atamaz hale geldik.

Bu kitabın yazarı Mark Boyle ise, hepimiz gibi sadece şikâyet etmeyip bir adım atmaya da karar vermiş.

Hatta birden fazla adım.

“Maillerimi son kez kontrol edip, sonsuza kadar olacağını umarak telefonu kapattığımda, saat akşam on birdi.” diyor Boyle ve ardından yüzünü doğaya dönmüş.

Yazar, sıcak su, araba, elektrik, internet, telefon ve hiçbir elektronik veya beyaz eşyanın olmadığı, tümüyle kendi elleriyle yaptığı, bir ladinin dibinde küçücük ahşaptan bir kulübeye çekilir.

Bu kitap, Boyle’un bu süreçteki deneyimlerini bizimle paylaşan, lirik ve pastoral bir muhasebe.

Kitapta, elleriyle bir ev yapmanın, kazanmayı öğrenmenin, ilkbaharda su taşımanın, yiyecek toplamanın, balık tutmanın, güneşi ve mevsimleri yakından tanımanın insana nasıl bir kendine yetebilme, başarabilme ve mutluluk duygusu getirdiği anlatılıyor.

‘Eve Giden Yol’, bizi, artık bizim olmaktan çoktan çıkmış şu hayatımız üzerine eğilmeye davet eden, baştan çıkarıcı bir kitap.

  • Künye: Mark Boyle – Eve Giden Yol: Teknolojisiz Yaşamdan Hikâyeler, çeviren: Burak Irmak, Othello Kitap, felsefe, 315 sayfa, 2020

Nadejda Krupskaya – Lenin’den Anılar (2020)

“Vladimir İlyiç, St. Petersburg’a 1893 güzünde geldi, ancak benim onunla tanışmam bundan bir süre sonra oldu. Yoldaşlar, Volga’dan son derece bilgili bir Marksistin geldiğini söylemişti.”

Rus devrimci, yazar ve eğitimci Nadejda Krupskaya, Vladimir İlyiç Lenin’in en yakınında bulunmuş isimlerdendi.

Bu ciltte yayınlanan anılar ise, Lenin’le tanışmasından Ekim Devrimi’ne kadar olan süreyi, 1894-1917 arasını kapsıyor.

Bu dönem, bilindiği gibi, muazzam tarihsel öneme sahip.

İşçiler arasında kitle hareketinin gelişimine, en zor yeraltı faaliyeti koşullarında çelikleşen işçi sınıfının güçlü ve dayanıklı partisinin oluşumuna ve sürekli büyüyen sınıf bilincine ve örgütlülüğüne tanıklık etmiş bir dönemdi bu.

Aynı zamanda proleter sosyalist devrimin zaferi ile sonuçlanan, her şeyin göze alındığı bir mücadele dönemi.

İşte Krupskaya’nın anıları, Lenin’i tam da içine doğduğu, etkilendiği ve yön verdiği bu dönemin merkezine yerleştirerek anlatmasıyla çok önemli.

Canlı anlatımıyla da okuru etkileyecek kitap, Lenin’in yaşadığı ve çalıştığı koşulların sağlam bir resmini sunuyor.

  • Künye: Nadejda Krupskaya – Lenin’den Anılar, çeviren: Özlem Koşar, Yordam Kitap, anı, 512 sayfa, 2020