Jacques Droz – Avrupa’da Antifaşizmin Tarihi (2023)

Yirminci yüzyıl başında Avrupa’da yükselen faşizm dalgası, hem direniş iradesini hem de bu iradeyi örseleyen tartışmaları beraberinde getirdi.

Olayların aciliyeti içinde özellikle sosyalistler, komünistler, liberaller, entelektüeller, dinî cemaatler ve işçiler bu fikir ve eylem dünyasının baş aktörleri oldular.

Faşizm güçlenip yayılırken antifaşistler bunun bir ölüm kalım meselesi olduğunu anlamakta geç mi kalmışlardı?

Birleşmek mi ayrı mücadele etmek mi, gizli örgütlenmeler kurmak mı meclis çatısı altında demokrasiyi savunmak mı gerekiyordu?

Jacques Droz, faşizme karşı direniş hareketlerinin izini sürerken sadece bir tarih okuması yapmıyor, aynı zamanda döneme dair eleştirel bir çözümleme de sunuyor.

İtalyan, Alman, Avusturyalı, Fransız, İngiliz ve İspanyol antifaşizmleri yanında Balkan ve Kuzey ülkelerine de yer veriyor.

Kendi vatanlarında ya da sürgünde, yeraltında ya da parlamentoda, silahlarıyla ya da kalemleriyle, hayatları pahasına direnen insanları anlatıyor.

‘Avrupa’da Antifaşizmin Tarihi’, sadece direnişin değil faşizmin analizi için de temel bir referans niteliğinde.

Kitaptan bir alıntı:

“Faşizm, bir dönemin ahlâki hastalığı olarak ya da kimi ülkelerin tarihsel gelişiminin mantıksal mirası olarak ele alınıyor, kapitalist toplumun tahakkümünün bir evresi olarak ya da hem komünizme hem de ayrıcalıklı bir azınlığın sömürüsüne karşı kendini ifade etme arzusundaki orta sınıf özlemlerinin meyvesi olarak analiz ediliyordu. Fakat görülmeyen ya da gözün kapalı kaldığı şey, faşizmin Avrupa’nın 19. yüzyılda tanımış olduğu diktatörlük rejimlerine asla indirgenemeyeceğiydi.”

  • Künye: Jacques Droz – Avrupa’da Antifaşizmin Tarihi (1923-1939), çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2023

Emil Michel Cioran – Hiçliğe Açılan Pencere (2023)

Kendini “ihtimal fanatiği” olarak tanımlayan Emil Michel Cioran, sürgün yaşamının doğurduğu azaba çare işlevi gören kalemini saplantılarını yatıştırmak ve hıncını dindirmek için oynatır.

Politik görüşlerini aşındıran savaş sonlanmışken, yenilgiden ibaret gördüğü kaderinin yarattığı buhranın ana motifleri Cioran külliyatında yeni yeni belirmeye başlar.

30’lu yaşlarının keskin virajında yeni bir yol tutmaya, köksüzlük yoluna girmeye kendini mecbur gördüğü, felsefi “kabiliyetinin” sinik ve kuşkucu bir pus içinde buhar olup uçtuğu dönemde, Paris sokaklarının isimsizleri arasında dolaşır ve küçük otel odalarında ‘Hiçliğe Açılan Pencere’nin iskeletini oluşturacak yüzlerce okunaksız sayfa karalar.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zira hayat çıkmaz bir yoldan ibarettir, giderek de daralmaktadır.”

“Hayal kırıklıklarına vaktim oldu sadece. Hayal kırıklıklarından kaynaklanmayan ne varsa fanilerin alınterine hakaret eden bir soluklanma gibi gelmiştir bana.”

“Ölümü ciddiye aldım. Onu geride bıraktım.”

“Ulumayı beceremediğimizden potansiyel katil oluruz.”

“Yücelik söze döküldüğünde her şeyi yitirir. Üslupsuzdur yücelik.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Hiçliğe Açılan Pencere, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, deneme, 174 sayfa, 2023

Gaston Bachelard – Mumun Alevi (2023)

‘Mumun Alevi’, alev imgeleri üstüne, yer yer değme şairi kıskandıracak güzellikte, felsefi bir metin, hatta filozofun girişte kullandığı ifadeyle, “düşünceyle yazılmış” bir şiirdir; ömrünün sonuna doğru olduğundan mıdır bilinmez, Bachelard’ın kendi benliğini gizlemediği, hülyalarını olmasa bile, başkalarının hülyaları karşısında hissettiklerini yazmaktan çekinmediği, az çok kişisel bir yapıt; bu yönüyle de sistematik incelemeden ziyade deneme sayılabilecek bir metin.

‘Mumun Alevi’, Bachelard’ın ateş nesnesinin çevresinde oluşturulan düşlere vakfettiği emeğin bir parçası.

Savaş Kılıç’ın sunumuyla…

Kitaptan bir alıntı:

“Tüm imgeler arasında, alev imgeleri şiirden bir işaret taşırlar. Alev karşısında hayal kuran herkes gücül bir şairdir. Alev karşısında dalınan her hülya, hayranlık duyan birinin hülyasıdır. Aleve doğal, hatta doğuştan gelme bir hayranlığımız vardır. Alev, görme zevkinde bir yoğunlaşmayı, her zaman görülenin ötesini özendirir. Bizi bakmaya zorlar.”

  • Künye: Gaston Bachelard – Mumun Alevi, çeviren: Işık Ergüden, Minotor Kitap, felsefe, 112 sayfa, 2023

Meropi Anastassiadou – Selanik (2022)

Osmanlı döneminin önemli şehirlerinden biri olan Selanik pek çok halka ev sahipliği yaptı.

Çokuluslu ve çokdinli yapısıyla halkların iç içe yaşadığı kozmopolit şehir, Tanzimat Fermanıyla birlikte kültür ve ticarette olağanüstü gelişmeler kaydedip Osmanlı modernleşmesinin merkezinde yer aldı.

Şehrin silüeti; mahalleleri, surları, limanları, evleri; dönemin yaşam koşulları; geleneksel meslekler ve yüksek sosyetesiyle Selanik, Batıdaki Fransız İhtilali ve fikir akımlarından da en çok etkilenen şehirlerden biri oldu.

Tanzimat öncesi dönemden Balkan Savaşlarına giden süreci anlatan ‘Tanzimat Çağında Bir Osmanlı Şehri Selanik’, çokuluslu bir şehrin dağılışına hepimizi tanık ediyor.

  • Künye: Meropi Anastassiadou – Selanik: Tanzimat Çağında Bir Osmanlı Şehri 1830-1912, çeviren: Işık Ergüden, Alfa Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2022

Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev (2021)

Bir Tanrı varsa bile, bizim saygı ve sevgimize layık bir varlık mıdır?

Zihnimizde unutulmaz yer edinmiş Marquis de Sade, kendine has tarzıyla Tanrı üzerine düşünüyor.

Fransız edebiyatçı ve de Sade’ın kitabı, Tanrı’yı özgün ve benzersiz bir durumdan yola çıkarak düşünüyor.

Ona göre ateizm, şiddetli ve çelişik bir fetihtir; çocukluğumuzun korkunç oyuncaklarının insanlığın yüreğinden ve belleğinden tamamen sökülüp atılmasıdır.

  • Ne Tanrı ne de din varsa evreni yöneten kimdir?
  • Maddenin sürekli hareketi her şeyi açıklar mı?
  • ‘Doğamız gereği’ ölümsüz olmayı arzulamamız sonsuzluğun bir kanıtı mıdır?
  • Peki, bizi ürküten bu karanlık, bu sonsuz yok oluş korkusunu ne yapmalı?

Dönemin karmaşası ve anlam kargaşası içerisinde de Sade, “Felsefe her şeyi söylemelidir” diyor; sansüre ve her tür despotizme karşı her şeyi söylemelidir.

Bu kitap ile yazar, okuru, hapishane hücresinin yalnızlığından taşan felsefi bir tutarlılık arayışına davet ediyor.

  • Künye: Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2021

Louis Lavelle – Söz ve Yazı (2021)

Bu kitap, söz ve yazı üzerine derinlemesine bir felsefi tefekkür olarak okunmalı.

Fransız filozof Louis Lavelle; dil, düşünce, okuma ve yazmanın insanın bütün hayatını nasıl mucizevi şekilde dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.

Dil bir mucizedir; içimizde doğup, bedenin bariyerlerini parçalayan bir çığlık gibidir.

Şeylerin imgelerini yeniden üreterek, onları ışığa, yani varoluşa çağırır.

Dilin doğuşu bir dünyanın doğuşudur; kendisine karşı duran yine de onu aydınlatan başkasını anlamamızı sağlayan da bu dünyadır.

Şiirsel dilde görüldüğü gibi, her dil gerçekten bir büyüdür.

Kelime içeri girmemize imkân tanıyan tılsım gibidir; her telaffuz edildiğinde ânın dar penceresinden sonsuzluğu bize yeniden keşfettirir.

Yazmak ise kendini şekillendirmeyi, kendini bulmayı öğrenmektir.

Yazı kişinin kendisiyle bir tür sohbetidir, başkaları bu sohbetin dışında kalır.

Hiç durmadan vahiy getiren tanımadığımız bir dostu içimizde keşfetmemizi sağlar.

Hayatımız da her gün yazdığımız bir kitap gibidir, en iyi kitaplar zihnimizi beslemekten ziyade sarsanlardır.

Lavelle’in bu kitabı da, dil, sessizlik, düşünce ve okuma üzerinden, okuru, söz ve yazı hakkında derin bir düşünüme davet ediyor.

  • Künye: Louis Lavelle – Söz ve Yazı: Sessizlikten Çığlığa, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, felsefe, 160 sayfa, 2021

José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı (2021)

Prometheus’tan bu yana, baskının olduğu her yerde direniş de vardır.

Fransız çiftçi, siyasetçi ve sendikacı José Bové ile gazeteci-yazar Gilles Luneau, tarihten ve günümüzden çarpıcı sivil itaatsizlik örnekleri eşliğinde, sivil itaatsizliğin etik ve estetik değerlerini açıklıyor.

Mitolojiden çağdaş siyasete kadar, insanın olduğu her yerde baskı, baskının olduğu her yerde direniş vardır.

Prometheus, tanrıların buyruğuna itaatsizlik edip insanlığa ateşi verdi.

Alman kadınlar, Naziler tarafından gözaltına alınan Yahudi eşlerinin ve çocuklarının salıverilmesi için günlerce eylem yaptılar.

Gandhi, namlunun ucunda, “Tuz Yürüyüşü”ne çıktı.

Martin Luther King, hayal ettiği eşitlikçi dünyaya ulaşmak için yollara düşmekten çekinmedi.

Rosa Parks, beyazların tüm aşağılayıcı bakışlarına ve öfkesine rağmen oturduğu yerden kalkmadı.

Kadınlar özgürlüklerini kazanabilmek için ataerkine başkaldırdılar.

Sivil itaatsizlik, meşruluğunu yitirmeyen ve tarihin akladığı şiddetsiz bir direniş biçimi olageldi.

Baskılardan bunalan, kuralların keyfiliği ve haksızlıklar karşısında vicdanına kulak verenlerin başvurduğu, tarihin seyrini değiştirebilen sarsıcı bir güç olduğunu defalarca kanıtladı.

Bu kitap, uygarlaşma serüveninin en görkemli olaylarının bazen en mütevazıları olabildiğini gösteriyor.

“Başka bir dünya” hayalinin, silahlardan, sopalardan ve kaba güçten çok daha etkili olabildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2021

Emil Michel Cioran – Avare Düşünceler (2021)

“Her ülkede, her dünyada yabancı olmak: Hukuksal statünü metafizik bir nitelik düzeyine yükseltmek.”

Karanlık duygularımızın maharetli yazarı Emil Michel Cioran, okurunu nafilelik, hiçlik, ölüm, çöküş ve varoluş üzerine düşünmeye davet ediyor.

Cioran iflah olmaz, soluk kesen üslubuyla bütün fanatizmleri, inançları, dinsel ya da politik imanları yine yerden yere vuruyor: Kimi sayfalar bazı kaçış yollarını imlese de, ilerleme bir kurmaca sürüsüne, tanrı hastalığa, umut ise “uçurumun kenarında körebe oynamaya” dönüşüyor.

Cioran felsefeyi şeylerin “nafileliğinin algısı” olarak ortaya koyarak edebiyat dahil her türlü yanılsamaya karşı giriştiği mücadeleyi ölüm, çöküş, nafilelik, ıstırap, öznel varoluş üzerine aforizmalarla sürdürürken ilk sayfalardaki kişisiz biz ifadesine ben ve sen’i ekliyor ve kitabın iki temel kozunu açıkça ortaya seriyor: maddi, manevi ve tarihsel çürüme ile imkânsız kuşkucu ideal.

Paris’teki dilsel “ikinci doğuş”una tarihlenen ve aynı dönemeçte aldığı düşünsel viraja dair temel bir edebi belge niteliği taşıyan ‘Avare Düşünceler’de kalemini Baudelairevari bir koyuluğa doğru akıtarak nihayet intihar motifini öne çıkaran Cioran, insanlığı katiller ile intihar edenler olmak üzere ikiye ayırıyor: İntiharın varoluşun işkencesinde değerli bir kurtuluş kaynağına dönüştüğü satırlar ise, kendini Hiçliğe daha iyi teslim etmek için her türlü inançtan kurtulan “şeylerin dışındaki insan” olarak yazarın istisnai bir otoportresiyle tamamlanıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Kendi sonumu faka basarcasına kabul ettim; bu kabul âdeta hem kanıma hem de uykusuzluklarıma yabancı bir sesten geliyor gibidir.”

“Şehirlerde yoldan geçenlerin gözlerinde rastladım ölüme; doğanın ortasında ise yaprakların hışırtısında. Ama daha sıklıkla da kalbin sessizliklerinde rastgeldim ölüme.”

“Bir bostanın ortasındadır sana özgü kısırlığın mutlak duyumu…”

“Kısırlık temeldeki bir histeridir. Her şey değerden yoksun gözükür; her şey birbirine denktir; önem taşıyan herhangi bir şey bulmak imkânsızdır. Dünyanın tebaası, sönük ve kokuşmuş uzanır zihnin dibinde.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Avare Düşünceler, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, deneme, 94 sayfa, 2021

Emmanuel Levinas – Tanrı, Ölüm ve Zaman (2021)

‘Tanrı, Ölüm ve Zaman’, çağdaş fenomenolojiye etik alanında getirdiği yorumla dikkat çekmiş düşünür Emmanuel Levinas’ın 1975-76 akademik yılında Sorbonne Üniversitesi’nde vermiş olduğu; “Tanrı”, “ölüm” ve “zaman”  kavramları etrafında şekillenen derslerinden oluşuyor.

Düşünür bu derslerinde, Aristoteles, Platon, Kant, Hegel, Bergson gibi, felsefe tarihinin önde gelen figürlerini yeni bir okumaya tabi tutuyor.

Fakat dersleri asıl ilgi çekici kılan husus, Heidegger’in ‘Varlık ve Zaman’ adlı yapıtıyla bir hesaplaşmaya girişmesi.

Levinas ilk elden, Heidegger’in, nesnel zaman anlayışına getirdiği eleştiriler ile varoluşun kendine özgü zamansallığını bireyin ölümlülük koşuluyla yakın ilişki içinde ele alışını takdir ediyor.

Öte yandan Levinas, Heidegger’i, varlık, ölüm ve zaman gibi kavramları çözümlerken, temel varlık tasarısı içinde kaldığı için de eleştiriyor.

  • Künye: Emmanuel Levinas – Tanrı, Ölüm ve Zaman, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, felsefe, 238 sayfa, 2021

Gilles Deleuze ve Félix Guattari – Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin (2020)

Kafka edebiyatının sıkı bir felsefi analizi için muhakkak okunması gereken bir yapıt.

Gilles Deleuze ve Félix Guattari, çağımızın en büyük yazarlarından olan Kafka’nın yapıtlarından mektuplarına ve günlüklerine neredeyse tüm külliyatını kat ederek, Kafka’yı kullandığı kelimeler, metaforlar, simgeler ve semboller üzerinden politik ve felsefi bir bakış açısıyla yeniden okuyor ve bu büyük yazarın yarattığı müstesna dilin büyük toplumsal makineleri nasıl parçalayıp dağıttığını ortaya koyuyor.

Felsefenin sanat yapıtını kullanma, onu kendine mal etme stratejileri; aşırı yorumun olanakları; dil üzerinde yeni bir alan oluşturma gerekliliği gibi konular üzerine okurunu düşünmeye davet eden çalışma, Kafka’yı başka bir gözle okumak için harika bir fırsat.

Kitaptan bir alıntı:

“Kafka yalnızca yabancılaşmış çalışma koşullarını düşünmekle kalmaz: Dehası, erkeklerin ve kadınların, yan yana sürdürdükleri faaliyetlerinde, aşklarında, protestolarında, öfkelerinde de makinenin parçası olduklarını öne sürmesinden ileri gelmektedir.”

  • Künye: Gilles Deleuze ve Félix Guattari – Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, felsefe, 144 sayfa, 2020