Ali Naci Karacan – Lozan (2009)

Lozan Barış Konferansı’na basın gözlemcisi olarak katılan Ali Naci Karacan, 1943’te kaleme aldığı elimizdeki eserinde, konferansa dair tanıklığını okurlarına sunuyor.

Görüşmeler sırasında yaşananları gün gün Türkiye’ye duyuran Karacan, yıllar boyu topladığı belgeler, zaman içinde açılan uluslararası arşivlerden çıkardığı yazışmalar ve kayıtlarla bu çalışmasını zenginleştirmiş.

Kitap, Lozan’a dair anlatımların yanı sıra, Mudanya Mütarekesi’nden anlaşmanın imzalanmasına dek geçen süreyi çok yönlü bir biçimde anlatan belgesel nitelikte bir eser olarak dikkat çekiyor.

Karacan’ın eseri, savaşın ertesinde, uluslararası düzenin çöktüğü bir dünyanın yetkin bir panoramasını çizmesiyle önemli.

  • Künye: Ali Naci Karacan – Lozan, hazırlayan: Hulûsi Turgut, İş Kültür Yayınları, anı, 625 sayfa

Hüseyin Serdar Tabakoğlu – Akdeniz’de Savaş (2019)

Akdeniz, 16. yüzyıl boyunca Osmanlı ile İspanya arasında süren büyük mücadelelere sahne olmuştu.

Bu amansız savaş, ağırlıklı olarak donanma seferleri ve yanı sıra deniz savaşları şeklinde kendini hissettiriyordu.

Hüseyin Serdar Tabakoğlu’nun bu kapsamlı çalışması da, bu kapışmanın tarihini başından sonuna izlemesiyle önemli.

Kitap, Osmanlı ve İspanyol deniz gücünü ilk defa karşılaştırmalı olarak inceleyen bir eser olmasıyla da önemli.

Genel olarak 16. yüzyılda denizdeki rekabetin durumuyla ilgili okurunu aydınlatarak açılan çalışma,

  • Osmanlı ve İspanyol donanmaları nasıl seferber edildiğini,
  • Gemilerin inşasından silahlandırılmasına, tersane faaliyetlerinden donanma görevlilerine nasıl bir sürecin işlediğini,
  • Akdeniz’deki Osmanlı ve İspanyol filolarının kuvvet olarak ne durumda olduğunu,
  • Savaşlara yön veren kadırgaların en önemli özelliklerinin neler olduğunu,
  • İki gücün Akdeniz’e yönelik stratejilerinin nasıl geliştiğini,
  • İnebahtı Deniz Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında Akdeniz’deki mücadeleler ve savaşların nasıl ilerlediğini,
  • Ve bunun gibi konuları irdeliyor.

Tabakoğlu’nun çalışması için, İspanya’da Simancas Arşivi ve Madrid Deniz Müzesi Arşivi gibi Akdeniz’deki Osmanlı- İspanyol mücadelesine dair değerli bilgiler barındıran yerlerde araştırmalar yaptığını da bilhassa belirtelim.

  • Künye: Hüseyin Serdar Tabakoğlu – Akdeniz’de Savaş: Osmanlı-İspanya Mücadelesi, Kronik Kitap, tarih, 368 sayfa, 2019

Kolektif – Orta Çağ İslâm İktisat Düşüncesi (2015)

Orta Çağ Müslüman âlimlerin eserlerinde yer alan iktisadi düşüncelere odaklanan bir derleme.

Yazarlar bunu yaparken, Antik Yunan filozofları ile Latin skolastikler arasındaki birkaç yüzyılın tamamıyla “büyük kayıp halka” olduğunu savunan Joseph Schumpeter’in teziyle de hesaplaşıyor.

Latin Skolastiklerinden önceki beş asır boyunca, kimi öncü Müslüman âlimlerin yazılarında keşfedilen iktisadî düşüncenin kökenlerini derinlemesine irdeleyen kitaptaki makaleler, yalnızca Schumpeter’in tezleriyle değil, aynı zamanda İslam coğrafyasında iktisadın yanı sıra felsefe bilim, tıp, coğrafya, matematik ve metafizik gibi alanlarda ortaya konan katkıları görmezden gelen hâkim yaklaşımlarla da hesaplaşıyor.

  • Künye: Kolektif – Orta Çağ İslâm İktisat Düşüncesi, editör: Shaikh M. Ghazanfar, çeviren: M. Sabri Akgönül, Klasik Yayınları, iktisat, 365 sayfa, 2015

Carolyn E. Fick – Haiti Devrimi (2019)

Haiti Devrimi, dünyanın en tüyler ürpertici ve en sonu gelmez diktatörlüklerinden birini alaşağı etmenin en görkemli örneklerinden biridir.

Bu devrimin tartışmasın en büyük önemi, lidersiz ve silahsız Haitili kitlelerin yaratıcı enerjisini ve bu halkın muazzam örgütlenme kapasitesini gözler önüne sermesidir.

Carolyn Fick’in bu önemli çalışması ise, halk zihniyeti ve halk hareketlerinin, on sekizinci yüzyıl Saint Domingue’deki devrimci olaylar üzerindeki etkisini ve onların doğasını izah ediyor.

Fick burada dikkatini ağırlıklı olarak devrimden önceki süreçte, Gonaïves, Saint Marc, Léogâne, Jacmel, les Cayes ve Jérémie’de, kırsal alanlarda başlayıp ancak oralardan sonra Port-au-Prince’e sıçrayan halk hareketlerine yöneltiyor.

Fick ardından, Haiti’nin devrim öncesindeki ve sonrasındaki trajik tarihini, modern dünyanın kapitalist, kolonyalist ve ırkçı karakteri bağlamında ele alıyor.

  • Künye: Carolyn E. Fick – Haiti Devrimi: Aşağıdan Bir Tarih, çeviren: Galip Doğduaslan, Dipnot Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2019

Ronald Grigor Suny – Ararat’a Bakmak (2015)

Modern Ermeni tarihine farklı açılardan bakan önemli bir çalışma.

Yazar, Ermenilerin ilk ortaya çıkışından bugüne tüm tarihlerini, bir siyasi yapı oluşturma çabası olarak ele alıyor.

Rus-Ermeni ilişkileri, Ermeni devrimci hareketinin doğuşu, Soykırım gibi konularda aydınlanmak için sağlam bir kaynak.

  • Künye: Ronald Grigor Suny – Ararat’a Bakmak, çeviren: Ebru Kılıç, Aras Yayıncılık, tarih, 408 sayfa, 2015

Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı – Gerçekte(n) Öyle mi Olmuş (2019)

Gerçek ötesi (Post-truth) olarak adlandırılan günümüzde, tarih disiplini nasıl bir dönüşüm geçirdi?

Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı bu önemli çalışmalarında, post-truth süreçte, tarihi ve tarihçiliğin geleceğini etkileyecek riskleri ve tehditleri kapsamlı bir bakışla izliyor.

Tarihin siyasiler tarafından bir meşruiyet aracı olarak kullanarak tarihi, başka bir deyişle hakikati nasıl suistimal ettiğini gözler önüne seren yazarlar, yine bununla bağlantılı bir durum olarak medyada üretilen tarihsel bilginin gerçekliğinin denetlenememesiyle ortaya çıkan ve toplumsal kutuplaşmalara yol açan bilgi kirliliğinin boyutlarını ortaya koyuyor.

Kitap,

  • Tarihin ve tarih eğitiminin varlık-amaç işlevlerinin belirlenmesinin temelinde yatan nedenleri,
  • Geçmişin çağrışımının siyasetle ilişkisini,
  • Günümüz bilgi teknolojilerindeki değişimi,
  • Dördüncü sanayi devrimiyle dönüşecek toplumsal yapının dinamiklerini,
  • Ve toplumun geçmiş ve gelecek algısı ile bu algının post-truth dönemdeki yansımalarını irdeliyor.

Özellikle gerçeğin peşinden koşan tarihçiler ile tarih severlerin muhakkak okuması gereken çalışma, siyasetçiler ile yeni medya ve onun uzantılarının hakikati nasıl eğip büktükleri ve tarihçiliği bekleyen olası riskler konularında Türkiye’de iyi bir tartışma başlatmaya aday.

  • Künye: Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı – Gerçekte(n) Öyle mi Olmuş: Post-Truth Zamanlarda Tarihin Temsili, Yeni İnsan Yayınevi, tarih, 184 sayfa, 2019

Ian Kershaw – Hitler 2 (2009)

İngiliz tarihçi Ian Kershaw’ın Adolf Hitler hakkında başvuru niteliğindeki iki ciltlik biyografisinin 1889-1936 dönemini ele alan ilk cildi 2007 yılında yayımlanmıştı.

Kershaw ilk ciltte, Nemesis’in idareyi ele almaya başladığı 1936 yılına kadarki zaman dilimini, yani Hitler’in yenilmez olduğunu düşündüğü Hubris (Kibir) dönemini anlatıyordu.

Biyografinin şimdi yayımlanan ikinci cildi ise, Hitler’in hayatının 1936-1945 arasındaki çöküş sürecini anlatıyor.

Yazarın bu cilt için seçtiği Nemesis ismi, Yunan mitolojisinde cezalandıran tanrıça demek ve tanrıların aşırı kibir ya da “hubris”e yol açan insan budalalığını cezalandırması anlamına geliyor.

  • Künye: Ian Kershaw – Hitler 2, 1936-1945: Nemesis, çeviren: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları, biyografi, 1164 sayfa

Vasilis Kiratzopulos – Kayıt Olunmamış Soykırım (2009)

Vasilis Kiratzopulos ‘Kayıt Olunmamış Soykırım’da bizi, çok uzak olmayan bir tarihe, 6-7 Eylül olaylarının yaşandığı 1955 yılındaki İstanbul’a götürüyor.

Yazar, 6-7 Eylül olayları için, “Eylül’de olanlar” anlamına gelen “Septemvriana” kavramını kullanıyor.

Olayların yaşandığı dönemin öncesi ve sonrasını kapsamlı bir bakışla irdeleyen Kiratzopulos’un, uluslararası hukukun soykırım kavramına da daha yeni ve daha geniş bir anlam vermesi ise, dikkat çeken bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.

Zira yazar, Septemvriana’nın İstanbul Rum Cemaatine karşı yapılmış ve halen cezasız kalmış bir soykırım hareketi olduğunu savunuyor.

  • Künye: Vasilis Kiratzopulos – Kayıt Olunmamış Soykırım: İstanbul Eylül 1955, çeviren: Sonya Özzakar, Pencere Yayınları, siyaset, 201 sayfa

Naşit Hakkı Uluğ – Derebeyi ve Dersim (2009)

Yunus Nadi ve Falih Rıfkı ile aynı ekolden olan Naşit Hakkı Uluğ, feodalizm ve köyüler konularında Cumhuriyet’in yaklaşımının ateşli savunucularındandı.

‘Derebeyi ve Dersim’ de, Cumhuriyet’in Kürt sorununun çözümü konusundaki inkârcı ve şiddet taraftarı yaklaşımını en iyi yansıtan kaynaklardan biri oluşuyla şaşırtıcı değil.

Kürt sorunun müzakere edilmeye başlandığı, ayrıca Dersim Katliamı’nın yeniden tartışıldığı günümüzde, şu ana kadar Türkiye’de egemen olan bu anlayışın ülkeyi getirebileceği tehlikeli durum, Uluğ’un yaklaşımında açıkça görülüyor.

Kitabında feodalizm, Dersim, din, aşiretler ve seyyitler gibi konuları anlatan Uluğ, Kürtlerin Türk soyundan geldiklerini de savunuyor.

  • Künye: Naşit Hakkı Uluğ – Derebeyi ve Dersim, Kaynak Yayınları, siyaset, 82 sayfa

James George Frazer – Günah Keçisi (2019)

James George Frazer’ın en ilginç çalışmalarından olan bu kitap, Günah Keçisi olgusunu parçalarını oluşturan unsurlarına kadar ayırarak bu tuhaf fikrin kökenlerine iniyor.

Eski toplumlarda, kötülüğün cansız nesnelere, hayvanlara, insanlara, taş ve sopalara aktarılması geleneğini irdeleyerek başlayan kitap, devamında da,

  • Günah keçilerinin genel özellikleri,
  • Klasik Antik Çağ’da insan günah keçileri,
  • Meksika’da Tanrıyı öldürme anlayışını,
  • Satürnalya ve benzeri festivallerle günah keçisi olgusu arasındaki ilişkiyi,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konuları irdeliyor.

Frazer’ın çalışması, “maddi bir yükü başkalarının sırtına yükleme imkânı ile bedensel ve zihinsel rahatsızlıklarımızı bizim adımıza taşıyacak birine aktarma” olarak tanımladığı Günah Keçisi fikrini antropolojik, dini ve tarihsel açılardan irdelemesiyle çok önemli.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bakire Meryem görüşü gerçek anlamı unutulmuş eski bir putperest geleneğine getirilmiş bir Hıristiyan yorumundan başka bir şey değildir.”

“Avrupa değerlerine hayranlık duyan bir kabile mensubu Fransız bir seyyaha yalvararak kendisine sopayla sertçe vurmasını istedi. Seyyah çıplak sırtına vurdukça adamın yüzü minnetle ışıldıyordu.”

“1857’de Bolivya’nın Aymara Adaları ile Peru’da veba salgını çıkınca, vebaya yakalananların giysileri siyah bir lamaya yüklenip üstüne de brendi serpilmiş ve hayvan hastalığı da beraberinde götüreceği umuduyla dağlara götürülüp serbest bırakılmıştı.”

“1644 yılında İskoçya’yı ziyaret eden bir kişi Leith Links’te aynı anda dokuz kanlı canlı cadının yakıldığına tanık olmuştu.”

“İnsanlar kötü ruhlara iyi ruhlardan çok daha fazla boyun eğerler. Zira korku ve suçluluk duygusu aşk ve minnettarlık duygusundan çok daha güçlüdür.”

“Günah ve ıstıraplarımızı, bunları bizim yerimize üstlenecek olan başka bir varlığa aktarma ilkel zihne özgü bir kavramdır.”

  • Künye: James George Frazer – Günah Keçisi, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, antropoloji, 408 sayfa, 2019