Brian Fagan – Küçük Buzul Çağı (2021)

‘Küçük Buzul Çağı’, tarih içinde iklim değişikliklerinin insanlığı nasıl etkilediği konusunda çok önemli bir çalışma.

Arkeolog Brian Fagan, Vikinglerin ilk kolonilerinin kalıntıları üzerinde yapılan incelemelerden yola çıkarak iklim değişikliğinin tarihe nasıl yön verdiğini gözler önüne seriyor.

İklimbilimciler bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yardımıyla son on yıl içinde, iklim koşullarının yaklaşık son bin yılda geçirdiği değişime dair net bir görüntü elde etmeyi başardılar.

Bu keşif, uzun süredir duyulan birtakım kuşkuları doğrular nitelikteydi: Son Buzul Çağı yaklaşık 13.000 yıl önce sona ermesine karşın, MS 1300-1850 yılları arasında dünya bir soğuma döneminden geçmişti.

Uzmanlar bu periyoda “Küçük Buzul Çağı” adını verdi.

Fakat bu tespit bu kez daha büyük başka kuşkular doğurdu: Bu periyodun sonu neden Sanayi Devrimiyle, yani küresel ısınmaya giden yolun başlangıcıyla çakışıyordu?

Fagan bu eserinde, Vikinglerin İzlanda, Grönland ve Kuzey Amerika’da kurdukları ilk kolonilerin kalıntıları üzerinde yapılan incelemelerden yola çıkıp özellikle Avrupa tarihindeki büyük olaylara mercek tutarak iklim değişiminin tarihin akışı üzerindeki etkisini inceliyor.

Bilim, ekoloji, arkeoloji ve tarih okurlarına özellikle hitap edecek çalışma, insan toplumunun iklim zikzakları karşısında ne kadar savunmasız olduğunu göstermesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Brian Fagan – Küçük Buzul Çağı, çeviren: Zerin Dirihan, Say Yayınları, bilim, 376 sayfa, 2021

Sevgi Ağca Diker – Osmanlı Saray Teşkilatında Has Oda (2021)

Has Oda, Osmanlı’da devletin mülki ve askeri sınıfları için gereken yetenekli yöneticileri zorlu bir eğitimden geçirerek yetiştiren kritik bir kurumdu.

Sevgi Ağca Diker bu kapsamlı çalışmasında, Has Oda teşkilatının işleyişini ve zaman içindeki dönüşümünü irdeliyor.

Osmanlı Devleti’nde, mülki ve askeri sınıflarda görev yapacak iyi eğitilmiş, padişaha sıkı sıkıya bağlı ve seçkin bir kadro oluşturabilmek için gayrimüslim çocukların devşirilmesi yolu tercih edilmişti.

Bu oğlanlar Edirne Sarayı, Galata Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı gibi hazırlık okullarından sonra Topkapı Sarayı’na gelmekteydi.

Enderun’a bu şekilde katılan içoğlanların ulaşmayı hedefledikleri nihai nokta Has Oda’dır.

Ancak bu eğitim ve elemelere tabi tutularak onlarca yıl sonra gerçekleşebilirdi.

Fatih Sultan Mehmed tarafından teşkilatı oluşturulan Has Oda içinde yaşayan ağalarla padişahlık kurumunun kullandığı resmi ve özel alanlar yan yanadır.

Has Oda ağaları padişahın hemen yakınında yer alıp ona hizmetler sunarak, padişah sohbetlerinde bulunma ve resmi törenlerde ona eşlik etme imtiyazına sahip olmuşlardı.

Has Oda ağaları son derece sıkı kurallar ve disiplin içinde yönetilerek padişaha hizmet etmeyi öğrenmekteydi.

Has Oda, kendi içinde öyle özeldi ki, 30 yıllık eğitim sonrasında dahi yeni gelen ağa acemi kabul edilerek, yeniden eğitime tabi tutuluyordu.

Bu eğitim sonrasında padişahın hayatını korumak dahil tüm hizmetleriyle yakından ilgilenme, üstünde bıçak taşıma, kıymetli kumaşlardan kıyafetler, kürkler giyme, kendine ait mutfağa, atlara, kapı halkına sahip olma imtiyazlarını da kazanırlardı.

Bu şekilde sıkı bir eğitimden geçen bir kul yüzyıllar boyunca soylu ailelerden gelen zadelerden üstün tutulmuş, devletin mülki ve askeri sınıfları için gereken yetenekli yöneticiler de böylece yetiştirilmiştir.

Hatta terfileri kendi içinden yapılan ilmiye sınıfına dahi Enderun sisteminden geçenlerden bazı atamaların yapıldığı biliniyor.

Her terfilerinde ödüllendirilen, en iyi biçimde yetiştirilmeleri hedeflenen bu ağaların, gelişmelerini tamamladıkları kabul edildiklerinde devlet göreviyle saraydan çıkmaları sağlanırdı.

İşte Diker bu kapsamlı çalışmasında, Has Oda hakkında merak edilen bütün detayları ayrıntılı bir şekilde aydınlatıyor.

  • Künye: Sevgi Ağca Diker – Osmanlı Saray Teşkilatında Has Oda, Kitap Yayınevi, tarih, 501 sayfa, 2021

Kolektif – Osmanlı’da Marksizm ve Sosyalizm (2021)

Osmanlı ve Türkiye işçi sınıfı tarihi üzerine yeni kuşak araştırma arayanların bu çalışmayı bilhassa edinmesi gerekiyor.

Bizden yüz yıl önce bu topraklarda sosyalizm mücadelesini var etmek için çalışanların faaliyetlerine ışık tutan çok önemli bir kitap.

Kitapta,

  • 1908 Devrimi öncesinde Selanik’te sosyalizm ile tanışan Müslüman/Türkler bağlamında “Türk sosyalistlerinin” ilk faaliyetleri,
  • Ermeni Hınçak Partisi’nin uzun soluklu öğrenci dergisi olan Gaydz’ın yayın hattı bağlamında dönemin dinamikleri,
  • Bulgar “dar” sosyalistlerinin etkisiyle Marksist sosyalizmin işçi sınıfı içerisinde yer bulmasında önemli rol oynamış ve II. Meşrutiyet İstanbul’unda ağırlıklı olarak Rumların oluşturduğu Türkiye Sosyalist Merkezi ya da İşçi Merkezi’nin rolü,
  • 1908 Devrimi’nden sonra patlayan tiyatro salgını ve politik tiyatro hareketi içinde sosyalizmin nasıl Osmanlı sahnelerinde sahnelenen Türkçe oyunlarda arz-ı endam ettiği,
  • Meşrutiyet döneminde güçlenen sosyalist düşüncenin ve hareketin 1919 seçimleri çerçevesinde gelmiş olduğu durum,
  • Ve Karl Marx ile Friedrich Engels’in ‘Komünist Manifesto’sunun Türkçe çevirisinin yapılması serüveni gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Y. Doğan Çetinkaya, İ. Arda Odabaşı, Stefo Benlisoy, Yaşar Tolga Cora, Bilge Seçkin Çetinkaya, Erol Ülker ve Mehmet Ö. Alkan.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’da Marksizm ve Sosyalizm: Yeni Kuşak Çalışmalar, derleyen: Y. Doğan Çetinkaya, İletişim Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2021

Kolektif – Çerkeslerin 21. Yüzyılı (2021)

Günümüz Çerkes sosyolojisi, kültürü, politikaları ve gelecek yönelimleri hakkında muhteşem bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki demokrasi tartışmalarına Çerkesler ve Çerkes diasporası penceresinden büyük katkı sunacak türden.

Kitapta yer alan yazılar zaman zaman tarihe ve Çerkeslerin kült persona non grata’sı Çerkes Ethem’e göndermeler yaparak Çerkeslerin toplumsal tarih içerisinde edindikleri ama pek de tekin olmayan, ikircikli pozisyonlarına ve bu pozisyonun “dışarıdan” nasıl göründüğüne eğiliyor; Çerkeslerin, kendilerine ve dışarıya nasıl baktıklarına ilişkin değerlendirmelerini ve tanıklıklarını paylaşıyor.

Çerkeslerin 1864’ten bu yana siyasi faaliyetleri, örgütlenmeleri ve mücadeleleri kitabın odak noktaları arasında. Çerkes milliyetçiliğinin ve “Çerkes kadını” imajının gölgesindeki kadın sorunu ise toplumsal cinsiyet ilminin verimini kitaba taşıyor.

Diasporada asimilasyon ve gençlerin gelecek öngörülerini tartışan söyleşiler kitaba zenginlik katan öğelerden biri.

Kitap ayrıca, Çerkeslerin Osmanlı döneminden günümüze kadar diasporadan anayurda dönüş girişimlerini özetliyor, dönüş fikrinin gelişimini izliyor ve bir siyasal pratik olarak dönüşün anlamı üzerinde duruyor.

Abhazya Cumhuriyeti’nin dönüş ve kabul politikalarını ve dönüşün hukuki prosedürü üzerine ayrıntılı bir sunuyu da içeren kitap, Türkiye ve Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya politikalarının karşılaştırmalı analizine yer veriyor.

Çerkes diasporasının Türkiye’nin Kuzey Kafkasya politikalarına katkısının neler olabileceğini, ayrıca emperyal güçlerin bölgedeki ağırlıkları ve politik tasarruflarını mercek altına alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Anıt Baba (Papba), Bahar Ayça Okçuğoğlu, Behice Bağ Özveri, Birgül Asena Güven, Bülent Jane, Cahit Aslan, Can Nart, Cumhur Bal, Denef Işık, Elmas Zeynep Arslan, Erdoğan Aydın, Ergün Özgür, Erol Köroğlu, Erol Taymaz, Eylem Akdeniz Göker, Filiz Çelik, Georgy Chochiev, Merih Cemal Taymaz, Muhittin Tolga Özsağlam, Murat Özçelik, Setenay Nil Doğan, Tanıl Bora, Ulaş Sunata ve Yaşar Güven.

  • Künye: Kolektif Çerkeslerin 21. Yüzyılı: Kimlik, Anayurt ve Siyaset, derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, inceleme, 468 sayfa, 2021

İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (2021)

Balkan Savaşları’yla birlikte Türk milliyetçiliğinin kitleselleşmesi, kapitalist yayıncılığın desteği sayesinde mümkün oldu.

Arda Odabaşı, 1913-1914 senelerinde gerek Osmanlı medya sisteminin dönüşümü gerekse Türkçülüğün yükselişi, Balkan Savaşları ve 1913-1914 Boykotu’nun statükoyu sarstığı koşullarda matbuat kapitalizmi ile Türkçülüğün nasıl etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Bu zaman diliminde payitahtta gözlenen matbu canlanma, ifadesini en başta bir dergi patlamasında bulur.

Milliyetçi tonlar da içeren dergi furyası, Osmanlı matbuat kapitalizminin yeni atağını ve artık “Türk matbuat kapitalizmi” yoluna girişini temsil eder.

Milliyetçiliğin yükselişi bir yönüyle, kendileri milliyetçi ve hatta Türk olsun veya olmasın, kâr amacı güden yayıncıların dahliyle ilgilidir.

“Kitaphane/kütüphane” olarak anılan bu yayıncı kitapçılardan başka, genç yazarlar, matbuat emekçileri ve seyirci okurlar da sürecin dinamik unsurları olarak göze çarpar.

Kapitalist yayıncılığın geliştiği koşullarda görsellik, promosyon ve reklam gibi araçlar öne çıkarken piyasadaki rekabet, ifadesini giderek şiddetlenen polemiklerde bulur.

Kökeninde ticari çıkar ve rekabet yatan polemikler siyasi ve ideolojik kisvelere bürünür, ulvi ideallerle perdelenir.

Gazete, dergi, yıllık gibi süreli yayınların, her formda kitabın, panorama, albüm, fihrist, katalog, broşür, fotoğraf, kart, kartpostal, el ve duvar ilanı, afiş gibi matbu türlerin, dönemin yeni kitle iletişim aracı sinemanın toplamından müteşekkil “medya sistemi”, mücadelenin ve dönüşümün arenası olur.

  • Künye: İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (1913-1914), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 410 sayfa, 2021

Sam Kean – Casuslar Tugayı (2021)

Hitler’in atom bombasını yapmasına ramak kalmıştı.

Zira Almanlar reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirmede epey yol kat etmişti.

Sam Kean, polisiye roman tadında okunacak ‘Casuslar Tugayı’nda, ABD ve Almanya arasındaki atom bombası yarışını aydınlatıyor.

İkinci Dünya Savaşının hemen arifesinde Avrupalı fizikçiler uranyum çekirdeğinin parçalanmasının mümkün olduğunu keşfederler.

Fakat bu çok tehlikeli bilgiyi sır olarak saklamayı beceremezler.

Sırrı öğrenen Amerikalılar, İkinci Dünya Savaşı patlak verince, Nazileri durdurmak için bir atom bombası yapmaya koyulurlar.

Ancak Müttefik istihbaratçılar Almanların reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirme konusunda epey yol kat ettikleri kanısındadır.

Hitler’in bir-iki kilo uranyumla savaşın seyrini değiştirme gücüne kavuşacağı düşüncesi Amerikalıları telaşlandırır.

Hemen bilim adamları, komandolar ve ajanlardan oluşan özel bir birlik kurup Nazi atom bombası programını durdurmak üzere bir dizi operasyon başlatırlar.

Bu elit birlik Nazilerin kontrolü altındaki bölgelere sızacak, casusluk, sabotaj yapacak ve mecbur kalırsa cinayet işleyecektir.

‘Casuslar Tugayı’, sadece ABD ve Alman atom bombası programlarının yarışını esprili bir dille anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda radyoaktivitenin keşfi ile başlayıp Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla sonuçlanan bilimsel gelişmeleri, bilim insanlarının merak ile ahlak daireleri arasında bocalayışlarını çarpıcı biçimde ele alıyor.

Kitap, bilim ve tarihin güzel bir bireşimi olarak okunabilir.

  • Künye: Sam Kean – Casuslar Tugayı: Nazi Atom Bombası Programının Durduruluşunun Nefes Kesici Öyküsü, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2021

Huricihan İslamoğlu – Dünya Tarihi ve Siyaset (2021)

Batı modernliğinin “evrenselliği” bugün yoğun bir şekilde tartışılıyor.

Huricihan İslamoğlu da, Batı merkezli modernleşme söylemine karşı eleştirel bir bakış açısı geliştirerek buna alternatif bir geleceği yeniden tahayyül ediyor.

Yüzlerce yıldır verili gerçeklik olarak kabul edilen Batı modernliğinin “evrenselliği”, Batı merkezli dünya tarihi anlayışları artık tartışmaya açılmış̧ durumda: Dünyadaki güç dengelerinin de değişmesiyle gerek siyasi gerek akademik alanda farklı ülkelerin, bölgelerin dünya tarihindeki yeri, Batı’ya hiç̧ de benzemeyen gelişim çizgileri, modelleri ele alınıyor.

Öteden beri tarihteki süreğenliğe dikkat çeken Huricihan İslamoğlu da alışılagelmiş̧ Batı merkezli modernleşme söylemine karsı eleştirel bir bakış̧ acısı geliştiriyor.

Kitaptaki yazılar farklı bir dünya tarihi tahayyülü arayışını temsil ediyor.

Bu arayışın çıkış noktasıysa 13. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar varlıklarını sürdürmüş Avrasya imparatorlukları.

Liberalizmin bitmek bilmeyen “devlet” meselesi, serbest piyasacı yaklaşımın açmazları, İslamiyetin yaygın olduğu coğrafyayı dünya tarihi içinde konumlandırma cabaları, hukuk-mülkiyet-meşruiyet ilişkisi gibi konuları tartışan ve Çin, Osmanlı ve Babür imparatorlukları örneklerinin kapsamlı bir değerlendirmesini, Batı’yla karşılaştırılmasını da sunan İslamoğlu, ortak bir gelecek tahayyülünün imkânlarını araştırıyor.

  • Künye: Huricihan İslamoğlu Dünya Tarihi ve Siyaset, çeviren: Yağız Ay, İsmail Ilgar ve Aytek Soner Alpan, İletişim Yayınları, tarih, 255 sayfa, 2021

Marcus Terentius Varro – Ziraat İşleri (2021)

Eski Romalılarda ziraat soylu bir iş olarak kabul edilirdi.

Marcus Terentius Varro’nun bu yapıtı da, Roma’daki tarım uygulamaları, zooloji, botanik, coğrafya ve tarih konularında çok önemli bir kaynak.

‘Romulus ve Remus adlı iki çoban tarafından kurulmuştur Roma.

Doğal olarak Roma’ya dair her şeyin temelinde kırsal yaşam vardır.

Hatta Roma soylusu şehir hayatını küçümser.

Ona göre kırsal yaşam gerekliliktir ve fazla şehirlileşmek, bozulmak demektir.

Oysa Varro bu eseri yazarken Roma o safhaları çoktan aşmıştı.

Eserin adı Ziraat İşleri olsa da ziraat bu eserde aslında bir çerçeve görevindedir.

Bu eser ölüm döşeğindeki Roma Cumhuriyeti’ne dair, Varro’nun bir bakıma son sözleridir.

Ziraat çerçevesinin içindeki resimde Roma’nın diline, dinine, geleneklerine, coğrafyasına, tarihine dair pek çok kesit bulunuyor.

Okur bu eserde, Roma’daki tarım uygulamalarının yanında zooloji, botanik, coğrafya ve tarih konularında da pek çok bilgi bulacak.

Kitaptan bir alıntı:

“Ziraatın özelliği yalnızca daha eski olması değildir. Ziraat aynı zamanda daha soyludur. Bu yüzden atalarımızın şehirde yaşayan vatandaşları kırlara geri döndürmesi boşuna değildi. Barış zamanında bu yurttaşları Roma köylüsü besliyordu. Savaş zamanında yardımı gene Roma köylüsünden alıyorlardı. Gene toprağa ‘ana’ veya ‘Ceres’ demeleri de boşuna değildi. Toprağı işleyenlerin vazifeşinas ve faydalı bir yaşam sürdüklerine, bu insanların kral Saturnus’un tebaasından geriye kalan son insanlar olduklarına inanıyorlardı.”

  • Künye: Marcus Terentius Varro – Ziraat İşleri, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 358 sayfa, 2021

Şerafettin Halis – Yalanın Mimarı (2021)

Dersim’de 1937/38’deki katliam hakkında doğru bilinen sayısız yanlış var.

Şerafettin Halis, bunda başat referans olduğunu söylediği Baytar Nuri’nin çalışmalarını merkeze alarak “sentetik Dersim ezberleri”yle hesaplaşıyor, bu konudaki bilgi kirliliğini gözler önüne seriyor.

Çevresinden yüzyıllarca izole yaşayan Dersim’in oluşturduğu gizem, denebilir ki son yüz yıllık zaman diliminin en yoğun ilgi odaklarından birisi oldu.

Özellikle son kırk yıllık zaman diliminde başta siyasi alan olmak üzere popüler ve akademik tarih tartışmalarının kayda değer bir bölümünde gittikçe ısınarak/ısıtılarak gündem olmaya devam etti.

Bugün, Dersim’e dair güncel siyasi konularda bile tartışmanın çoğu kez Dersim 1937/38’e bağlanıyor olması, o dönemde yaşananların en azından ana kodlarının bilinmesini zorunlu kılıyor.

Halis, Türk ve Kürt (resmi) tarihçi ve siyasetçilerin Dersim 1937/38’e yönelik bilgi kaynaklarının aynı olduğunu söylemenin yanlış olmadığını belirtiyor.

Yazara göre, günümüzde resmi ideolojilerin eksenindeki tarihçi, akademisyen, aydın, sanatçı ve siyasetçinin Dersim’e dair ezberlenmiş tezlerinin önemli bir kısmı gerçek dışı bilgilerden oluşuyor.

Halis, oluşan bu ezberin başat referansının -yazdığı iki kitapla- Baytar Nuri olduğunu savunuyor.

Halis’e göre bu referans, galat-ı meşhur, yani doğru bilinen yanlışlar dizgesi üzerinden bir “sentetik Dersim ezberi”ne neden oldu ve gün geçtikçe derinleşip genişleyen bilgi kirliliği havzası oluşturdu.

‘Yalanın Mimarı’ tam da bu amaçla, Dersim etnik kimliğinin ve ‘38’in kodlarını irdeliyor.

Halis, Dersim’in otantik yapısı ve diğer toplumlarla olan tarihsel ilişkileri üzerindeki örtüyü aralayarak Baytar Nuri’nin referansıyla beslenen “Dersim ezberi”nin toplumsal, siyasal, kültürel alanlardaki yıkıcılığına ve Baytar Nuri’nin “Kim?”liğine dikkat çekiyor.

  • Künye: Şerafettin Halis – Yalanın Mimarı: Dersim’de Yok Edilişin İnşası 1 (Kırk Parçalı Aynada Baytar Nuri Suretleri), Nota Bene Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2021

Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri (2021)

“Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?

Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?”

Bu şiirin yazarı Ömer Hayyam, gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında dönmediğini; aksine Güneş’in ve yıldızların sabit olduğunu, Dünya’nın ise kendi etrafında döndüğünü Galileo’dan yüzyıllar önce keşfetmişti.

Başkanlığını yaptığı ve dönemin birbirinden kıymetli bilim insanlarının çalıştığı İsfahan Gözlemevi, Sultan Melikşah ve Nizamü’l-Mülk tarafından destekleniyordu.

Bu sayede Ömer Hayyam ve ekibi birçok gökbilimsel keşfe öncülük etti.

Aslında benzer bir iddiayı Hayyam’dan yaklaşık yüzyıl evvel Biruni de ortaya atmıştı ancak görüşlerini okuyan İbn Sina bunları tenkit etmiş ve onu Dünya merkezli evren teorisine geri döndürmüştür.

İslâm devletleri erken dönemlerden itibaren özellikle gökbilimcileri himaye etmiş, antik bilim mirasının aktarımında çeviriye büyük önem vermiştir.

Bu mirası yüklenen Orta Çağ İslâm Dünyası, yapılan çeviriler sayesinde yeni araştırmalara kapı aralamış, bu birikimin modern bilime aktarılmasında bayraktarlık etmiştir.

Seyfettin Kaya’nın dönem kaynaklarını inceleyerek kaleme aldığı ‘Orta Çağ İslâm Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri’, Emevi ve Abbasi dönemlerinden başlayarak Selçuklu’ya kadar gökbilimlerine ışık tutuyor, öncü âlimlerin temel tezlerini ortaya koyarak Müslümanlarca kurulan rasathaneler hakkında bilgi veriyor.

  • Künye: Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri, Selenge Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2021