Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak (2021)

Batılı düşünürler Batı dışı halkları görmezden geldikleri halde, üçüncü dünya sosyal bilimi nasıl olup da Avrupa düşüncesine bu denli derinden bağlı kaldı?

Tarihyazımında çığır açmış ‘Avrupa’yı Taşralaştırmak’, sosyal bilimlerdeki Avrupa-merkezciliğin kırılmasında büyük paya sahip.

Dipesh Chakrabarty, kapitalist modernitenin kavramlarla ördüğü soyut anlatıyı ve kronolojiyi tarihin çoklu zaman çizgilerinin içine çekerek sarsıyor.

Batı-dışı toplumların ne yaparlarsa yapsınlar noksan kaldıkları ilerleme ve medeniyet ideallerini sorguluyor, moderniteye geçiş tartışmalarını yeniden yazıyor.

Yazara göre, Avrupa’nın “insanlığın evrensel tarihi”ni temellük edişine son verip, kıtayı taşralaştırmak sosyal bilimleri ve geleceği özgürleştirecek ilk adımdır.

Chakrabarty, Avrupa’yı taşralaştırmak fikrini muazzam olgularla ve ustalıklı yeniden yorumlayarak modernite ve sömürge deneyimi hakkındaki mevcut tartışmalara büyük katkıda bulunuyor.

  • Künye: Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak: Postkolonyal Düşünce ve Tarihsel Farklılık, çeviren: İlker Cörüt, Dergah Yayınları, siyaset, 420 sayfa, 2021

Ayhan Aktar – Varlık Vergisi ve “Türkleştirme” Politikaları (2021)

Son zamanlarda özellikle Kulüp dizisi vesilesiyle Varlık Vergisi yeniden gündemimize girdi.

Ayhan Aktar’ın Varlık Vergisi konusunda başvuru kaynağı niteliğine erişmiş elimizdeki çalışması, genişletilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Yazar burada, Varlık Vergisi uygulamasının hem ulusal burjuvazi yaratma, hem Türkleştirme hem de ötekileştirme amacına hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na fiilen katılmamış olsa bile savaşın yarattığı koşullardan etkilenmişti.

Milli Şef’in üstün diplomatik “becerileri” ile atlatılan bu dönem, uzun yıllar gözden kaçan/kaçırılan bir miras bırakmıştı: Varlık Vergisi.

Elbette ulus-devlet ideolojisinin farklı bir veçhesi olarak değerlendirilmesi gereken Varlık Vergisi uygulaması, devletin ulusal burjuvazi yaratmak konusundaki ısrarının bir yansıması şeklinde de okunabilir.

Bunların yanı sıra dönemin basınının olaya bakışı, azınlıklar üzerinde estirilen terör, uygulayacıların da bir süre sonra kontrolünden çıkan gelişmeler, yaklaşık on altı ay süren köşe bucak temizlik harekâtı, bu uygulamadan arta kalanlar.

Aktar, Cumhuriyet döneminde devlet-gayrimüslim azınlık arasındaki ilişkilerin nasıl biçimlendiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor ve bu çerçevede ortaya çıkan “Türkleştirme” politikalarının tartışıyor.

  • Künye: Ayhan Aktar – Varlık Vergisi ve “Türkleştirme” Politikaları, Aras Yayıncılık, tarih, 2021

Joel Andreas – Haklarını Yitirenler (2021)

Mao döneminde işçiler, iş güvenceli kadrolu güvenceli işlere sahipti, hatta çalıştıkları fabrikalarda pay sahibiydi.

Bugünse Çin, dünyanın en büyük emek sömürücülerinden biridir.

Joel Andreas’ın bu özgün çalışması, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

1949’da iktidarı ele geçiren Çin Komünist Partisi sınıfsal eşitlik sağlamak amacıyla iktisadi, kültürel ve siyasal sermayeyi hedef alan bir dizi kampanya başlattı ve 1949 devrimini takip eden onyıllarda, Çinli işçiler iş güvenceli kadrolu çalışma ve fabrikalarda meşru paydaşlık anlamına gelen bir “endüstriyel yurttaşlık” elde ettiler.

1990’ların ortalarından itibaren sürekli kadrolu çalışma sisteminden büyük ölçüde esnek, güvencesiz çalışmaya dayalı bir sisteme geçilmesiyle birlikte, Çin’de endüstriyel yurttaşlık radikal bir değişime uğradı.

Bu komünist projenin başarısızlığının sebeplerini anlamak için nüfusun yönetildiği temel mekân olan işyerindeki hiyerarşik yapılara odaklanan ve araştırmasını o dönemde fabrikalarda çalışmış kişilerle yaptığı görüşmelere dayandıran Andreas, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

Bunun Çin Komünist Partisi açısından ne anlama geldiğini, işçiler arasında nasıl yankı bulduğunu, Maocu dönem boyunca ne yönde gelişim gösterdiğini ve 1990’lardaki yapısal reformun işçilerin yoğun muhalefetine rağmen hangi yollardan uygulandığını belgeleriyle ve tanıklıklarla ortaya koyuyor.

‘Haklarını Yitirenler’, Çin’in yirminci yüzyılda giriştiği sosyalist deneylerin tarihine, mirasına ve geleceğine ilgi duyanların okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Joel Andreas – Haklarını Yitirenler: Çin’de Endüstriyel Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Onurcan Ülker, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2021

Ali Kar – Anılar (2021)

Ali Kar bütün hayatını tavizsiz bir sosyalist mücadele yürüterek yaşadı.

Bu kitap da, Kar’ın ziraat teknisyenliğinden Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine ve oradan sürgüne uzanan çalkantılı hayatından çarpıcı anılar sunuyor.

Köyden ziraat teknisyenliğine, oradan köy öğretmenliğine, oradan astsubaylığa, oradan maden işçiliğine, oradan temizlik işçiliğine, oradan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine…

Sonra Kaçaklık…

Ülke dışı…

Yine işçilik…

Kar, Cem Karaca’nın şarkısındaki “işçisin sen, işçi kal” çağrısına uymuş gibi sanki bütün hayatı boyunca.

Ama o işçi “kalmakla” yetinmedi, nerede olursa olsun boyun eğmez bir işçi olarak kaldı.

Bu çalışma, Nâzım Hikmet’in dizeleriyle “kahreden ve yaratan” bir sınıfın kendi içinden çıkardığı bir işçi önderinin özyaşamöyküsü olarak okunmalı.

  • Künye: Ali Kar – Anılar: Kahreden ve Yaratan ki Onlardır, Gün Zileli ve Can Şafak, Ayrıntı Yayınları, anı, 160 sayfa, 2021

Catrine Clay – Kral, İmparator, Çar (2021)

 

Dünyayı büyük bir savaşa sürükleyerek milyonlarca insanın kaderini belirlemiş üç dehşetli kuzenin hikâyesi.

Catrine Clay bu çalışmasında, İngiltere Kralı V. George, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve Rus Çarı II. Nikolay’ın hayatından bilinmeyenleri aydınlatıyor.

Aile arasındaki adları Georgie, Willy ve Nicky olan bu isimler, milyonlarca insanın kaderini belirleyen, dünyayı uçurumun kıyısına sürükleyen üç kuzendi.

Çocukluk yıllarında, tatillerde, düğünlerde, doğum günü kutlamalarında, tahta çıkma törenlerinde sık sık bir araya gelirlerdi.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar birbirlerine siyasî yorumların aile hayatının olağan dedikodularıyla karıştığı mektuplar yazmışlardı.

Clay, kraliyet mektupları ve günlüklerden geniş ölçüde yararlanarak, kraliyet ailesinin kesişen hayatlarını, aralarındaki çatışmaları, aşklarını, dedikodularını, siyasî farklılaşmalarını ve nihayetinde dünyayı sürükledikleri acımasız savaşın arka planını anlatıyor.

  • Künye: Catrine Clay – Kral, İmparator, Çar: Dünyayı Savaşa Sürükleyen Üç Kuzen, çeviren: Ayşen Sarı, Pan Yayıncılık, tarih, 408 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi (2021)

Sosyolog Pierre Bourdieu ve tarihçi Roger Chartier, kendi disiplinlerini ve toplumdaki rollerini karşı karşıya getiriyor.

Kitap, Bourdieu’nün temel kavramları ile sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutmasıyla önemli.

Fransız tarihçi Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar.

Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında “À voix nue” deyimidir.

Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve ‘Sosyolog ve Tarihçi’ de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkar.

Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ile Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla ‘Sosyolog ve Tarihçi’, Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarını ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerini aydınlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi, çeviren: Zuhal Emirosmanoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2021

Milton Mayer – Özgür Olduklarını Sanıyorlardı (2021)

Alman halkı, Nazilerin kendileri için en iyi seçenek olduğunu düşünüyordu.

Sonuç, kötülüğün kitlesel yükselişiydi.

Milton Mayer, savaş sonrasında bazı Almanlarla birebir görüşerek onları Nazi yapan etkenlerin neler olduğunu araştırdığı şahane bir kitapla karşımızda.

Frankfurt Üniversitesi’nde araştırma profesörü olan Mayer, Kronenberg adındaki küçük bir kasabada yaşadığı sırada, on Alman ve onların 1933-1945 yıllarındaki hayatları üzerine bir çalışma yapar.

Mayer bu insanları Nazi yapan şeyin ne olduğunu merak etti ve bu kişilerle yaptığı savaş sonrası röportajları temel alan bu kitabı yazdı.

Onlarla Nazilik, Nazi Almanya’sının güç kazanması, kötülüğün kitlesel yükselişi üzerine yaptığı söyleşiler ‘Özgür Olduklarını Sanıyorlardı’ çalışmasının temelini oluşturuyor.

İlk kez 1955’te basılan ‘Özgür Olduklarını Sanıyorlardı’, değişimin yavaş bir şekilde kendini hissettirmesini, kötülüğün sessiz yükselişini, ahlaki otoritenin ortadan kalkmasını basit ama açıklayıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nazi denen bu korkunç canavar ruhlu adamı hep görmek istedim. Onunla konuşmak ve onu dinlemek istedim. Onu anlamaya çalışmak istedim. İkimiz de insandık neticede.”

  • Künye: Milton Mayer – Özgür Olduklarını Sanıyorlardı, çeviren: Murat Demirtekin, The Kitap Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2021

Christopher Tyerman – Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır? (2021)

Orta Çağ’da bir erkeği yahut kadını Kutsal Topraklara doğru belirsiz ve tehlikeli bir yolculuğa çıkaran faktörler nelerdi?

Christopher Tyerman, bir haçlı seferinin debdebeli hazırlıkları ve maliyetini merkeze alarak Orta Çağ toplumunun doğası hakkında bizi aydınlatıyor.

Birinci Haçlı Seferi’nin ve sonraki Haçlı Seferlerinin öyküsü sıra dışıdır fakat çoğu araştırma, Papa’nın yaptığı çağrıları kısaca anlatıp hemen muharebe meydanına geçmeye çalışır.

Tyerman daha farklı bir yol izleyerek gözden kaçan bir noktaya, Haçlı Seferlerinin nasıl planlandığına odaklanıyor.

Batı Avrupa’daki topraklarını ve ailelerini terk edip Kutsal Topraklara doğru belirsiz bir geleceğe adım atan binlerce erkeğin ve kadının çabaları, bu zamana kadar yeterince araştırılmamıştı.

Bu insanların eylemleri, Orta Çağ toplumunun doğası hakkında cevaplanması zor pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

‘Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır?’ sorusunu başlığına taşıyan çalışma, diplomasinin, iletişimin, propagandanın, iletişim araçlarının kullanımının, tıbbi bakımın, teçhizatın, yolculukların, paranın, silahların, vasiyetnamelerin, fidyelerin, hayvanların ve duanın sahip olduğu güce ışık tutuyor.

Tarihin anlaşılması büyük çaba gerektiren bu dönemine, yeni ve kuşatıcı bir bakış sunuyor.

Haçlı Seferi projeleri konusunda uzman Murat Çaylı’nın Türkçeye kazandırdığı çalışma, bir Haçlı Seferinin tüm hazırlık safhalarını mercek altına alıyor.

  • Künye: Christopher Tyerman – Bir Haçlı Seferi Nasıl Planlanır?: Yüksek Orta Çağ’da Akıl ve Dinî Savaş, çeviren: Murat Çaylı, Selenge Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2021

Éric Vuillard – Yoksulların Savaşı (2021)

İlahiyatçı Thomas Müntzer’in önderlik ettiği ve Almanya’yı ateşe vermiş isyan üzerine harika bir çözümleme.

Éric Vuillard, 500 yıl önce gerçekleşen o isyanı yeniden yorumlayarak, bugün için bize nasıl bir devrimci perspektif sunacağını tartışıyor.

On altıncı yüzyıl Avrupa’sı: Protestan Reformu Katolik Kilisesi’ne, güçlülere ve ayrıcalıklılara karşı bir isyana girişir.

Böylece, kendilerine yalnızca cennette eşitlik vaat edilen köylüler ve yoksullar, bu eşitliğe neden burada ve hemen sahip olmadıklarını sorgulamaya başlar.

Bunun neticesinde, muktedirlerle aralarında kısa sürede alevlenen şiddetli bir mücadele patlak verir.

Tarihe damgasını vuracak bu mücadeleye bir ilahiyatçı önderlik edecektir: Thomas Müntzer.

Kendisi Almanya’yı ateşe verecek olan kişi.

Ne Martin Luther’in ne de Katolik Kilisesi’nin yanında.

‘Yoksulların Savaşı’ onun ve sıradan insanların hikâyesi.

Eşitsizliğin uzun ve korkunç bir tarihi var.

Ve henüz son bulmadı.

Vuillard, kurmacanın imkânlarından faydalanarak okuru bir kez daha tarihin yazıldığı anlardan birine götürüyor.

Yaklaşık 500 yıl önce gerçekleşmesine karşın günümüze dek uzanan eşitsizliklerle ilişkisini hâlâ koruyan bu isyanı kendine özgü üslubuyla yeniden yorumluyor.

  • Künye: Éric Vuillard – Yoksulların Savaşı, çeviren: Nihan Özyıldırım, Can Yayınları, tarih, 56 sayfa, 2021

Richard J. Evans – Hitler Komploları (2021)

Komplolar bugün yeniden revaçta.

Hitler ve Nazilerle ilgili en çok tartışılan beş iddiayı araştıran ‘Hitler Komploları’, komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de aydınlatıyor.

Tarihte hiçbir şeyin tesadüfen gerçekleşmediği, hiçbir şeyin ilk bakışta göründüğü gibi olmadığı, olan her şeyin de perde arkasında bir şeyleri maniple eden kötü niyetli insan gruplarının çevirdiği gizli entrikaların sonucu olduğu fikri tarihin kendisi kadar eskidir.

Fakat pek çok insan komplo teorilerinin yirmi birinci yüzyılda daha da popülerlik ve yaygınlık kazandığına, internetin ve sosyal medyanın yükselişinden güç aldığına, gazete editörleri ve kitap yayıncıları gibi geleneksel kanaat bekçilerinin eski önemlerini kaybetmesiyle bir şeyler öğrenmek isteyen insanlar nezdinde komplo teorisyenlerinin etkinlik kazandıklarına, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkındaki –çarpık “alternatif gerçek” kavramında ifadesini bulan– belirsizlik tarafından teşvik edildiğine inanıyor.

Bu kitap, Hitler ve Nazilerle ilgili çokça tartışılan beş iddiayı ele alıyor:

  • Yahudilerin Siyon Liderlerinin Protokolleri’nde özetlendiği gibi medeniyeti baltalamak için komplo kurmaları,
  • Alman ordusunun 1918’de sosyalistler ve Yahudiler tarafından “arkadan bıçaklanması”,
  • Nazilerin iktidarı ele geçirmek için Reichstag’ı yakması,
  • Rudolf Hess’in 1941’de İngiltere’ye uçuşunun Hitler tarafından onaylanması ve beraberinde barış önerileri taşıması,
  • Ve Hitler’in 1945’te sığınaktan çıkıp Güney Amerika’ya kaçması.

Yakın dönem Alman tarihi üzerine çok sayıda kitabı bulunan Evans, hakikat sonrası (post-truth) çağı için hayati önem taşıyan bu tarih kitabında, Adolf Hitler ve Nazileri çevreleyen komplo teorilerini bütün ayrıntılarıyla ele almasının yanında diğer komplo teorilerinin de bazı şaşırtıcı ortak özelliklerini ve komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Hitler Komploları, çeviren: Ali Karatay, Runik Kitap, tarih, 305 sayfa, 2021