Steve Jones – Dâhilere Gerek Yok (2020)

Fransız devrimi, bilimsel alanda da büyük devrim ve dönüşümlerin kaydedildiği olağanüstü bir dönemdi.

Steve Jones da bu dikkat çekici çalışmasında, modern fiziğin, kimyanın ve biyolojinin temellerinin bu dönemde nasıl atıldığını ve bunlarda katkısı olmuş bilim insanlarının bilimsel ve politik duruşlarını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Bilim insanı siyasetle uğraşmaz tezini alaşağı eden kitap, devrim günlerinde Fransız bilim insanlarının salt Paris’i dünyanın dönemin bilim merkezine dönüştüren yeniliklere imza atmakla kalmayıp aynı zamanda içinde bulundukları toplumu dönüştürecek politik aktivitelerde de ne denli aktif olduklarını gözler önüne seriyor.

Kitap, modern bilimin öncüleri olan Lavoisier, Bailly, Marat ve daha pek çok ismin bu dönemdeki çalışmaları ve daha da önemlisi politik aktiviteleri üzerine referans niteliğinde bir çalışma.

Uçan balonların ilk keşfinden patlayıcıların kitlesel imha araçları olarak kullanılmalarına; patatesin Eski Dünya’daki açlığa çare oluşundan kimya bilimiyle atletizmin evliliğine kadar; dönemin bilimsel gelişmelerini ve Fransız Devrimi’ni sıra dışı bir açıdan incelemek isteyenler için keyifle okunabilecek bir çalışma.

  • Künye: Steve Jones – Dâhilere Gerek Yok: Giyotin Çağında Devrimci Bilim, çeviren: Onur Orhangazi ve Ogül Büber, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Joseph Campbell – Tanrıçalar ve Tanrıça’nın Dönüşümleri (2020)

Mitler üzerine devrim niteliğindeki çalışmalarıyla tanınan Amerikalı yazar Joseph Campbell’ın bu eseri, tanrıça kültünün doğuşu, gelişimi ve dönüşümünü tarihsel bir bakışla izliyor.

Konuyu ilk çağlardan Rönesans’a kadar izleyen Campbell’ın buradaki asıl amaçlarından biri de, günümüz kadınına rehberlik edebilecek ezeli ve ebedi bir kadın figürü sunmak.

Tanrıça kültü mitolojide kendine nasıl yer buldu?

Erkek egemen mitolojide tanrıça kültü ne anlama geliyor?

Kadının tarihten ve mitolojiden sürgün edildiği bu dünyada Tanrıça kültü, kadının kendini var etmesi açısından neden hayati derecede önemlidir?

Campbell, hem bu ve bunun gibi sorulara yanıt arıyor hem de bunu yaparken mitolojik dünya ile çağdaş dünya arasında sık sık çarpıcı karşılaştırmalar yapıyor, bağlantılar kuruyor.

Kitabın zengin görseller barındırdığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Joseph Campbell – Tanrıçalar ve Tanrıça’nın Dönüşümleri, çeviren: Nur Küçük, İthaki Yayınları, mitoloji, 360 sayfa, 2020

Paul Mason – Apaydınlık Gelecek (2020)

Paul Mason’ın ‘Apaydınlık Gelecek’i, her şeyden önce neoliberalizm üzerine usta işi bir çözümleme olmasıyla dikkat çekiyor.

Mason burada, ucu bucağı belirsiz teknolojinin, haddi hesabı olmayan denetimin, sonu gelmez gözetimin, büyük eşitsizliklerin egemen olduğu çağımızda, insanlığı savunmamızın gerekliliği ve zorunluluğu üzerine düşünüyor.

Çağımızın, alternatif sağına ve otoriter yönelimlerine getirdiği güçlü itirazlarla da öne çıkan kitap, otoriter güçlerin karşısında hem bireysel hem de kolektif olarak potansiyelimizin ne olduğunu da sorguluyor.

Mason,

  • Neoliberal benliğin nasıl inşa edildiğini ve neden çuvalladığını,
  • “Occupy” hareketlerinde, Arap Baharı’nda, Gezi’de nelerin başarıldığını ve bu mücadelelerde neyin eksik olduğunu,
  • Yapay zekânın karşısında insanlığımızı nasıl koruyup geliştireceğimizi,
  • Denetim toplumuna teslim olmadan insanlığın temel değerlerini nasıl koruyacağımızı,
  • Marksizmin insan doğası teorisinin bugün için bize neler söyleyebileceğini,
  • Kadınların uğradığı baskıların işçi sınıfına ne gibi roller biçtiğini,
  • Ağ bağlantılı bireylerin kapitalizmi devirme olanaklarını,
  • Ve yeni “sınıf” tartışmalarının Marksizmle nasıl ilişkilenebileceğini tartışıyor.

Duru anlatımıyla da öne çıkan kitap, sömürüsüz, eşit, özgür ve aydınlık bir geleceği kurmamız için neler yapmamız gerektiği üzerine bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Paul Mason – Apaydınlık Gelecek: İnsanın Köktenci Bir Savunusu, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, siyaset, 432 sayfa, 2020

Artun Ünsal – İktidarların Sofrası (2020)

Bir başyapıt olan ‘İktidarların Sofrası’, Artun Ünsal’ın on yıllık emeğinin ürünü.

Ünsal burada, gastronomi ve siyaset ilişkisini Antik Yunan’dan Osmanlı’ya uzanarak ve bunu oldukça zengin bir pencereden; ekonomik, kültürel, sosyolojik, antropolojik ve simgesel yönleriyle ele alıyor.

Tarımla beraber sofraların nasıl zenginleştiğini irdeleyerek kitabına başlayan Ünsal, devamında da,

  • Yeryüzünün ilk ziyafetleri olarak kurban ritüellerini,
  • Mezopotamya ve komşu ülkelerdeki gastronomi ve kutsallık ilişkisini,
  • Roma devlet tanrılarının yemek alışkanlıklarını,
  • Eski Orta Asya Türkleri ve Moğollarda “Toy” geleneğini,
  • Osmanlı’nın şenlik ziyafetlerini,
  • Osmanlı’da yemek aracılığıyla siyasal meşruiyetin onay ya da ret alma pratiklerini,
  • Bağışçı ve denetleyici padişahları,
  • Osmanlı’da yiyecek ve içecekle sosyal statü arasındaki ilişkiyi,
  • Ve Osmanlı’nın son yüzyılında şenlik ve ziyafetlerin değişen simgelerini irdeliyor.

Ünsal’ın çalışması, yeme içme kültürünün çok eski çağlardan bugüne, görkemli saray davetlerinden alçakgönüllü ev sofralarına kadar her alanı nasıl belirlediğini, yönettiğini, anlamlandırdığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.

  • Künye: Artun Ünsal – İktidarların Sofrası: Yemek, Siyaset ve Simgesellik, Everest Yayınları, yemek, 832 sayfa, 2020

Kolektif – Küçülme (2020)

Ekonomik büyüme ve kalkınma, bugün adeta bir din gibi tabu haline gelmiştir.

Oysa hızlı yoksullaşmanın, artan eşitsizliklerin ve toplumsal-ekolojik felaketlerin en büyük nedeni bizzat büyümedir.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, tam da bu ihtiyaca yanıt vermesiyle büyük öneme haiz.

Toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunan bu hareketin ortaya koyduğu küçülme fikri, hem toplumsal hareketler ve anaakım dışı düşünürler arasında hem de yerleşik yapılar ve kurumlar içerisinde daha fazla ses bulur oldu.

İşte pek çok yazarın katkıda bulunduğu bu zengin derleme de, küçülmeyi, hem daha geniş çevrelerce tartışmaya açıyor, hem de diğer radikal fikir ve pratiklerle eklemleme arzusunu ifade ediyor.

Kitabın bizim açımızdan asıl önemli katkısı da, küçülme tartışmalarını Türkiye bağlamına taşıması.

Zira yakın dönem Türkiyesi’nin büyüme ile istikrarın bu derece doğrudan ilişkilendirildiği ortamında küçülmeyi tartışmak ayrıca önemli.

Özellikle son yirmi yılın Türkiye’sinin ekonomik büyümenin sadece faydalarının değil toplumsal ve ekolojik maliyetlerinin de çok eşitsiz paylaşıldığı, büyüme politikalarına içkin yerinden edilme, mülksüzleşme ve parçalanma süreçlerinin yıkıcı etkilerinin toplumun en kırılgan kesimleri tarafından omuzlandığı bir dönem olduğunu hepimiz sıcağı sıcağına deneyimledik.

  • Künye: Kolektif – Küçülme: Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, hazırlayan: Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis, çeviren: Ayşe Ceren Sarı, Berk Öktem, Burag Gürden ve Yaprak Kurtsal, Metis Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020

D. H. Lawrence – Psikanaliz ve Bilinçdışı (2020)

David Herbert Lawrence, cinsellik, bilinçdışı, evlilik, eğitim gibi alanlardaki döneminin ötesinde sayılabilecek aykırı, eleştirel fikirleri yüzünden hayatı boyunca sansürler ve yasaklarla uğraşmak zorunda kalmış yazarlardandı.

O’nun 1921 yılında yayımlanan bu kitabı da, psikanalize getirilen ilk eleştirilerden biri olmasıyla çok önemli.

Lawrence’ın çalışması, hem Freud’un “bilinçdışı” ve “ensest-güdü” mefhumlarına sıkı eleştiriler getiriyor hem de bunlara kimi alternatifler getirmeye çalışıyor.

Lawrence göre bilinçdışı, yaşamdan kovulmuş bir gölge değil, her tekil varlığın analiz edilemez ve tanımlanamaz eşsiz doğasıdır.

Dolayısıyla tüm çabamız da, kendi doğamızı tutkuyla gerçekleştirmektir.

Kitabın yayımlanışının üzerinden uzun yıllar geçse de, tezlerinin güçlü oluşuyla zamana meydan okuyor diyebiliriz.

  • Künye: D. H. Lawrence – Psikanaliz ve Bilinçdışı, çeviren: Nergis Tanç, Otonom Yayıncılık, psikanaliz, 80 sayfa, 2020

Ernst Fraenkel – İkili Devlet (2020)

Sosyalist hukukçu Ernst Fraenkel, Nazilerin iktidara geldiği dönemde yeraltı direniş gruplarına katkıda bulunmuştu.

1939’da Amerika’ya iltica eden Fraenkel’in, ilk olarak 1941’de yayımlanmış ‘İkili Devlet’i de, totaliterlik, otoriterlik ve faşizm araştırmaları alanında bugün tam bir klasiktir.

Fraenkel burada, Nazi iktidarını norm devleti ve önlem devleti gibi ikili özellikler arasında gidip gelen bir devlet organizasyonu şeklinde tanımlayarak analiz ediyor.

Buna göre norm devleti, kendi koyduğu yasa ve kurallara uyar yahut en azından uymaya çalışırken önlem devleti de, keyfi kararlarla hareket eden, hatta çoğu zaman kendini herhangi bir normla bağlı saymayan devlet anlamına geliyor.

Nazi iktidarında bu iki devlet yaklaşımı sürekli birbirinin ayağına dolanıyor, birbirleriyle rekabet ediyorlardı.

Fraenkel, bu çifte yapının Naziler iktidarında her zaman önlem devleti lehine geliştiğini ve böylece yurttaş güvencelerini adım adım zayıflatan bir düzene nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Carl Schmitt’in siyaset ve hukuk felsefesinin derinlemesine bir eleştirisini sunmasıyla da dikkat çeken kitap, nasyonal sosyalist devletin hukuki karakterini çarpıcı bir şekilde betimlemesiyle büyük önem arz ediyor.

  • Künye: Ernst Fraenkel – İkili Devlet: Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020

Geraldine A. Johnson – Rönesans Sanatı (2020)

Oxford Üniversitesi’nde sanat tarihi dersleri veren Geraldine A. Johnson, Rönesans sanatı ve Barok sanat üzerine yaptığı çalışmalarla biliniyor.

Johnson, bu alandan edindiği tecrübeleriyle kaleme aldığı elimizdeki kitabında, Rönesans sanatını önemli isimleri ve karakteristik özellikleriyle, ayrıca dönemin bir panoramasını da çizerek okurlarına tanıtıyor.

Johnson, bir yandan Leonardo da Vinci, Albrecht Dürer, Hans Holbein ve Michelangelo gibi dönemin önemli sanatçılarının eserlerini kapsamlı bir yoruma tabi tutarken, öte yandan o dönemin dünyasında bu yapıtların nasıl algılandığı ve kabul gördüğüyle ilgili özgün analizler de sunuyor.

Rönesans sanatına tarihsel, toplumsal, ekonomik ve kültürel arkaplanından hareketle bakan yazar, dönemin ünlü isim ve eserleri kadar Avrupa’nın farklı bölgelerinden daha az bilinen örnekleri de masaya yatırıyor, bunları birbirleriyle karşılaştırıyor.

Dönemin eser, sanatçı, teknik veya üslup gibi yönlerinin yanı sıra Rönesans sanatının “gözden kaçan” yönlerini de dikkate alarak o zamanın gündelik nesnelerine neden ve nasıl sorularıyla yaklaşıyor.

Yeni çevirisi ve sanat tarihçisi, küratör Necmi Sönmez’in kapsamlı önsözüyle yeniden yayımlanan kitap, konu hakkında kaçırılmaması gereken bir yapıt.

  • Künye: Geraldine A. Johnson – Rönesans Sanatı: Çok Kısa Bir Başlangıç, çeviren: Tuncay Birkan, İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları, sanat tarihi, 184 sayfa, 2020

Janet Klein – Hamidiye Alayları (2020)

 

Hamidiye Hafif Süvari Alayları seçme Kürt aşiretlerinden oluşturulan düzensiz milis güçleriydi. Alaylar 1890’da Sultan II. Abdülhamid ve mutemet sır ortakları Şakir ve Müşir (Mehmed) Zeki paşalar tarafından oluşturuldu.

Janet Klein de, yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu nitelikli çalışmasında, Ermeni soykırımında önemli roller üstlenmiş ve bilhassa bu nedenle tartışma konusu olagelmiş Hamidiye Alayları’nı güç, periferi ve performans arasında bağlantı kurarak ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Klein çalışmasında, Osmanlı’nın Kürt aşiretleri içinde Hamidiye Hafif Süvari Alayları’nı oluşturmaya başladığı dönemi, II. Abdülhamid ile Jön Türkler zamanında Hamidiye Alayları’nın nasıl roller üstlendiğini irdeliyor.

Kitabı dikkat çekici kılan bir husus da, bölgenin tamamını olduğu kadar uluslararası düzeyde Osmanlı politikalarının yörüngesini şekillendirmede de rol oynamış Hamidiye Alayları’nın mirasını da çok yönlü bir bakışla ortaya koyması.

  • Künye: Janet Klein – Hamidiye Alayları: İmparatorluğun Sınır Boyları ve Kürt Aşiretleri, çeviren: Renan Akman, İletişim Yayınları, tarih, 335 sayfa, 2020

İrfan Polat – Türk Masal ve Efsanelerinde Olağanüstü Güçler ve Varlıklar & Türkiye Sahasının Demonoloji ve Diabolojisi (2020)

Korku, yalnızca bireysel bir mesele değil, ondan da öte, toplumu bir araya getiren bir olgudur, harçtır.

Masallar ve efsaneler ise, geçmişten günümüze korkularımızı toplumsal alanda en çok yansıtan folklor ürünleridir.

İşte İrfan Polat, Türk masal ve efsanelerinde korkunun nasıl işlendiğini ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Bu masal ve efsanelerde, korkunun olağanüstü güçler ve varlıklar şeklinde nasıl cisimleştiği, korkuların mahiyeti ve korkuların işlevi konusunda aydınlatıcı bilgiler veren çalışma, bununla da yetinmeyerek bunları halkbilimin teorik zenginliğinden yararlanarak çok yönlü bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, binlerce yıllık Türk anlatı geleneği içinde masal ve efsane temelli zengin bir korku haritası ve belleği olarak okunabilir.

  • Künye: İrfan Polat – Türk Masal ve Efsanelerinde Olağanüstü Güçler ve Varlıklar & Türkiye Sahasının Demonoloji ve Diabolojisi, Selenge Yayınları, folklor, 464 sayfa, 2020