Sezai Ozan Zeybek – Türkiye’nin Yakın Tarihinde Hayvanlar (2020)

Türkiye yakın tarihini, hayvan-insan ilişkisi bağlamında ve sosyal bilimler perspektifinden izleyen çok özgün bir çalışma.

Sezai Ozan Zeybek, başıboş köpekleri, ithal edilen inekleri, orman zararlısı ilan edilen keçileri, çalışmayı reddeden arıları ve buna benzer pek çok ilgi çekici konuyu mekân ilişkileri, Türkiye siyaseti ve ekolojiye uzanarak irdeliyor.

Bunun yanı sıra, endüstriyel hayvancılık ve Kürt sorunu arasındaki ilişki, köpek merkezli şehirlerin hayatımıza kattıkları ve bizden eksilttikleri, toprak altı hayatı ile bağışıklığımız arasındaki ilişkiyi de tartışan Zeybek’in çalışması, insan ile hayvan arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede bittiğini, hatta böyle bir sınırın var olup olmadığını sorgulamasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Sezai Ozan Zeybek – Türkiye’nin Yakın Tarihinde Hayvanlar: Sosyal Bilimleri İnsan Olmayanlara Açmak, Nota Bene Yayınları, sosyoloji, 208 sayfa, 2020

Klaus P. Fischer – Nazi Almanyası (2020)

Naziler üzerine tam 880 sayfalık, konuyla ilgilenen herkesin kitaplığında muhakkak bulunması gereken bir çalışma.

Klaus Fischer, 19. yüzyıldan başlayarak Hitler’in iktidarı ele geçirmesinden Yahudilerin soykırıma tabi tutuluşuna, 2. Dünya Savaşı’ndan Almanya’nın savaştaki mağlubiyetine uzanarak konuyu derinlemesine izliyor.

O dönemde kitlelerin neden Hitler’in peşinden sürüklendiğini de irdeleyen çalışma, Üçüncü Reich’ın ekonomik, politik, askeri, diplomatik, uluslararası, dini ve kültürel bileşenlerini çok yönlü bir şekilde ele alıyor.

‘Nazi Almanyası’nın bir diğer büyük katkısı ise, anılar ve fotoğraflardan da yararlanarak Holokost gerçeğini ve Avrupalı Yahudilerin yaşadıklarını bütün açıklığıyla ortaya koyması.

Künye: Klaus P. Fischer – Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih, çeviren: Yavuz Alogan, Alfa Yayınları, tarih, 880 sayfa, 2020

Maurice Blanchot – Kafka’dan Kafka’ya (2020)

Fransız düşüncesinin en parlak isimlerinden Maurice Blanchot’dan Kafka’yı farklı yönleriyle irdeleyen ufuk açıcı denemeler.

Blanchot, Kafka’nın kitaplarından olduğu kadar, yazarın en az kurmaca eserleri kadar ünlü günlüklerinden de yola çıkarak Kafka’nın hayatının ve yazarlığının izini sürüyor.

Blanchot bunu yaparken, yalnızca Kafka değil, genel olarak edebiyat, yazmak ve yazarlık üzerine harikulade saptamalar da yapıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bir yapıt ortaya koyan yazar kendini bu yapıtta ortadan kaldırır ve kendini onda onaylar. Onu kendinden uzaklaştırmak için yazmışsa, öyle olur ki bu yapıt onu angaje eder ve kendini çağırır, eğer onu kendine göstermek ve onda yaşamak için yazıyorsa, yaptığı şeyin hiçbir şey olmadığını, en büyük yapıtın en önemsiz edime değmediğini, yapıtın onu kendisinin olmayan bir varoluşa ve yaşam olmayan bir yaşama mahkûm ettiğini görür.”

“Yapıtı okur yapar; onu okuyarak yaratır; onun gerçek yazarıdır, Yazılı Şey’in bilinci ve canlı tözüdür; nitekim yazarın artık tek bir amacı vardır, bu okur için yazmak ve onunla özdeşleşmek.”

“Tamı tamına belli bir kitle için yazan yazar, hakikatte, yazıyor değildir: yazan bu kitledir ve bu nedenle de bu kitle artık okur olamaz; okuma sadece görünüştedir, gerçeklikte yok hükmündedir. Okunmak için yaratılmış yapıtların önem taşımaması buradan gelir, onları hiç kimse okumaz.”

“Yazmak gececil şeydir; kendini karanlık güçlere bırakmak demektir, aşağıdaki bölgelere inmek, kendini saf olmayan kucaklaşmalara teslim etmektir. Bütün bu ifadeler Kafka için dolaysız bir hakikati barındırır. Karanlık büyülenmeyi, arzunun iç karartıcı parıltısını, her şeyin radikal ölümle son bulduğu geceleyin zincirlerinden boşanan şeyin tutkusunu çağrıştırır.”

“Kendinden kaçmayı isteyerek kendi saplantısına daha da batan kör uyanıklığıyla edebiyat; eğer varoluş varoluştan çıkma olanaksızlığıysa, varlık her zaman varlığa geri itilen şeyse, dipsiz derinlikte olan şey çokta dipteyse, hâlâ uçurumun temeli olan uçurumsa, kendisine karşı çarenin olmadığı çareyse, varoluş saplantısının tek tercümesidir.”

  • Künye: Maurice Blanchot – Kafka’dan Kafka’ya, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, MonoKL Yayınları, 240 sayfa, 2020

Murat Önderman – Utanç (2020)

Utanç duymak, bireye ve topluma dair tam olarak neler söyler?

Murat Önderman’ın, utanç fenomenini öznel, sosyal, öznelerarası ve kolektif yönleriyle inceleyen dikkat çekici çalışması, yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Sosyoloji, siyasal teori, psikolojisi, felsefe ve psikanalitik sosyoloji gibi farklı disiplinlerden yararlanan Önderman’ın çalışması, utancı Türkiye’nin toplumsal ve kültürel yapısı bağlamında ayrıca okumasıyla da önemli.

Utancın toplumsal boyutundan bir toplumsal kontrol aracı olarak utanca, utanç mekanizmalarından utancın psişik boyutlarına pek çok konunun tartışıldığı kitap, sosyo-kültürel etmenlerin duyguları nasıl ürettiklerini ortaya koyuyor ve bununla da sınırlı kalmayarak utancın fenomenolojisiyle ilgili kimi saptamalarda bulunuyor.

  • Künye: Murat Önderman – Utanç: Sosyo-Kültürel Bir Fenomen, Vakıfbank Kültür Yayınları, kültür, 440 sayfa, 2020

Bell Hooks – Duygu Yoldaşlığı (2020)

Kadınlar sevgiyle nasıl bir ilişki kurar?

Feminist düşüncenin önde gelen teorisyenlerinden Bell Hooks, bu girift ilişkiyi feminist bir perspektifle irdeleyen, dikkat çekici bir çalışmayla karşımızda.

Kadınların, erkeklere oranla duygularını daha iyi bildikleri ve böylece bunları daha rahat ifade ettikleri söylenir.

Oysa ataerkil toplumlarda var olan tahakküm, kendini duygular üzerinde de hissettirir.

Böylece duyguları bilmek ve tanımak da, sanılandan daha zor hale gelir.

İşte Hooks’un çalışması, bizlere şaşırtıcı gelse de içinde yaşadığımız toplumlarda kadınların da neredeyse erkekler kadar sevgi konusunda cahil olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli.

Hooks, ileri yaşlarında sevgiyi tanımayı başarmış kadınların deneyimlerine de başvurarak, kadınların gerçek sevgiyi tanıma mücadelesini ve bu mücadelede kazandıkları zaferleri anlatıyor, bunun yanı sıra kadınların var olan tahakkümün ötesine geçerek sevgiye nasıl ulaşabileceklerini tartışıyor.

  • Künye: Bell Hooks – Duygu Yoldaşlığı: Kadınların Sevgi Arayışı, çeviren: Öznur Karakaş, Bgst Yayınları, feminizm, 224 sayfa, 2020

Filiz Bingölçe – Kadın Argosu Sözlüğü (2020)

Filiz Bingölçe’nin daha önce iki cilt halinde yayımlanan ‘Kadın Argosu Sözlüğü’, şimdi yeni baskısıyla ve tek cilt olarak karşımızda.

Hazırladığı ünlü argo sözlüğü ile bildiğimiz Hulki Aktunç, “Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir,” demişti.

Bingölçe’nin uzun süren bir derlemenin, 2 bin 500’ü aşkın kadınla temas sonucu hazırladığı bu sözlüğü de, kadınlara has argonun en yetkin örneklerinden biri.

“Abarot göt”ten “Badem”e, “Camcama”dan “Çanak Anten”e,”Dantelacı”dan “El Feneri”ne pek çok maddenin yer aldığı sözlük, halk dilinin ne kadar zengin ve yaratıcı olduğunu gözler önüne seriyor.

Bingölçe’nin bu özenli sözlüğü, aynı zamanda okuruna argo olan nedir, küfür nedir, kaba dil nedir ve teklifsiz dil nedir gibi konular üzerine düşünme fırsatı da veriyor.

  • Künye: Filiz Bingölçe – Kadın Argosu Sözlüğü, Alfa Yayınları, sözlük, 364 sayfa, 2020

Anonim – Kitâb-ı Me’kûlât (2020)

‘Kitâb-ı Me’kûlât’ (Yemekler Kitabı), Manisa İl Halk Kütüphanesi yazmaları arasında bulunan, Osmanlı mutfağı üzerine altın değerinde bir kaynak.

Kitap, yemek ve kültür tarihi açısından çok önemli olduğu gibi, diğer kaynaklarda geçmeyen yemek isimlerini barındırması, tariflerindeki yerelliğin yemeklerin mekân ve zamana göre değişimini göstermesi gibi niteliklere de sahip.

‘Kitâb-ı Mek’ûlât’ bu yönüyle, mutfak sözlüğüne ve tarihine bir ek niteliğinde.

Öte yandan kitap sadece yemek tariflerinden de oluşmuyor: Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılacak macun ve şerbet tariflerini de içeriyor.

Bu yönüyle çalışma, hem Osmanlı mutfağına hem de kitabın yazıldığı dönemin özelliklerine dair önemli bilgiler barındırıyor.

Çalışmanın bu edisyonu ise ayrıca dikkat çekici.

Zira Çiya lokantalarının da sahibi, dünyaca ünlü şef Musa Dağdeviren’in,

‘Kitâb-ı Me’kûlât’taki tarifleri asıllarına sadık kalarak yaptığı uyarlamalarla birlikte sunuluyor.

  • Künye: Anonim – Kitâb-ı Me’kûlât: Bilinmeyen Bir Osmanlı Yemek Kitabı, yayına hazırlayan: Günay Kut, çevrimyazı: Gülsev Koç, tarifleri uyarlayan: Musa Dağdeviren, İletişim Yayınları, yemek, 155 sayfa, 2020

Igor Despot – Savaşan Tarafların Gözüyle Balkan Savaşları (2020)

Balkan Savaşları’nın birincisi, 8 Ekim 1912’de, Karadağ’ın Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmesiyle başladı.

Bu süreç adeta ışık hızıyla ilerledi ve aralarındaki anlaşmazlıkları bir yana bırakıp bir araya gelen dört millet, Balkan İttifakını oluşturdular: Sırbistan, Yunanistan, Karadağ ve Bulgaristan.

Balkan İttifakı olağanüstü bir toprak zaferi elde etmesine karşın, çok geçmeden toprakların nasıl bölüştürüleceği konusunda tartışmalar baş gösterdi.

Makedonya’dan aldığı paydan memnun olmayan Bulgaristan, eski müttefikleri Sırbistan ve Yunanistan’a saldırdı.

10 Ağustos 1913’te yapılan Bükreş Antlaşması bu ikinci savaşı sona erdirdi, ancak barışa vesile olmadı.

Saraybosna suikastıyla başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda da, Balkanlar yine bir savaş sahnesine dönüştü.

İşte Igor Despot’un bu özenli çalışması, Balkan Savaşları’na neden olan etkenlerden savaşların seyrine ve sonuçlarına uzanarak süreci başından sonuna izleyen çok önemli bir kitap.

Kitap, söz konusu anlaşmazlığın belgelenmesi ve anlaşılmasına katkıda bulunmasıyla büyük öneme haiz.

Öte yandan çalışma, bu savaşlar sırasında yaşanan olayları aktarmakla sınırlı kalmayarak, bu olayları kültürel bağlamlarının ışığında inceleyerek Balkan tarihi boyunca ortaya çıkmış müttefiklikleri belirlemiş ya da çatışmaları alevlendirmiş olabilecek kültürel benzerlik ve farklılıklara da dikkat çekiyor.

  • Künye: Igor Despot – Savaşan Tarafların Gözüyle Balkan Savaşları, çeviren: Mete Tunçay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 330 sayfa, 2020

Nurdan Gürbilek – İkinci Hayat (2020)

Zamanında Gaston Bachelard, “Ev ilk evrenimizdir” demişti.

Theodor Adorno da, “Ev geçmişte kalmıştır.”

Tümüyle eve tıkılıp kaldığımız bu günlerde ise, ev, yurt, sınır, aile, mahalle, ülke ve yer üzerine daha çok düşünüyoruz.

Nurdan Gürbilek de ‘İkinci Hayat’ta, eve, evin sırlarına ve sınırlarına yakından bakıyor.

Bunu yaparken edebiyattan sinemaya ve felsefeye geniş bir alanda gezinen Gürbilek, yalnızca fiziksel anlamda vatanı ve evi değil, “dilsel vatan”ın sınırları üzerine de zengin bir bakış geliştiriyor.

Gürbilek’in kitabı, özellikle çok kritik bir eşikte bulunduğumuz bugün, yönümüzü nasıl bulacağımız konusunda kimi sorular sormasıyla da önemli.

Ev, kapısını başkalarına tümüyle kapatmış, özel bir sığınak, bir kişisel hücre olarak mı kalacak, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz?

Yaşadığımız yer, etrafı duvarlarla çevrilmiş bir alan olarak mı kalacak, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz?

Gürbilek, evin hayatımız üzerindeki etkilerini derinlemesine irdeleyerek; onun olumlu ve olumsuz anlamları üzerine bizi yeniden düşünmeye çağırarak bu sorulara yanıt veriyor.

  • Künye: Nurdan Gürbilek – İkinci Hayat: Kaçmak, Kovulmak, Dönmek Üzerine Denemeler, Metis Yayınları, deneme, 208 sayfa, 2020

Michael Axworthy – Devrimci İran (2020)

Çağdaş İran üzerine iyi bir analiz okumak isteyenlere bu şahane çalışmayı öneriyoruz.

Michael Axworthy, kapsamlı kitabında, İran’ı 1979 Devrimi’nin kökenlerinden günümüze eksiksiz bir hikâyesini anlatıyor.

Axworthy, İran’ı Orta Çağ’a ait gerici bir coğrafya olarak algılayan egemen anlayışa temelden karşı çıkıyor.

Yazar, İran rejiminin sıra dışı dayanıklılığını açıklıyor ve bu dayanıklılıkta, kitle siyaseti manipülasyonunun, teknoloji ve eğitim saplantısının, İran tarihi ve kültürünün kullanımının, suistimalin ve cumhuriyetin ısrarlı modernliğinin nasıl belirleyici nitelikler olduğunu gözler önüne seriyor.

Çarpıcı değerlendirmeleriyle dikkat çeken kitap, İran’ın nevi şahsına münhasır dünyasına yakından bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Michael Axworthy – Devrimci İran, çeviren: Ali Karatay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 550 sayfa, 2020