Tom Chivers – Yapay Zekâ Senden Nefret Etmiyor (2023)

Yapay zekâ teknolojisi şimdiden öngörülenin ötesine geçmeye başladı.

Yine de yapay zekâyla ilgili asıl korkutucu olan şey yapay zekânın öz bilinç ve özgür irade geliştirerek bize karşı isyan etmesi değil, dünyayı ve insanlığı yok etmesi.

Ne de olsa bizler yapay zekâ için yalnızca atomlardan ibaret olabiliriz!

Ödüllü yazar Tom Chivers tarafından kaleme alınan ve The Times’ın “Yılın Bilim Kitapları” arasına seçilen ‘Yapay Zekâ Senden Nefret Etmiyor’, yapay zekâ ve riskleri hakkında gerçekçi bir tablo çiziyor.

Bu konu üzerine eğilen LessWrong, “effective altruism” gibi toplulukların tarihi, üyeleri ve fikirleri hakkında önemli bilgiler aktaran Chivers, eleştirel rasyonalistlerin de önümüzdeki birkaç yıl içinde insanlığın geleceğine dair bize ne gibi içgörüler sağlayabileceklerine dair önemli bir analiz sunuyor.

  • Künye: Tom Chivers – Yapay Zekâ Senden Nefret Etmiyor: Rasyonalistler ve Dünyayı Kurtarma Arayışları, çeviren: Ayşegül Turan, Mundi Kitap, bilim, 304 sayfa, 2023

Zafer Karademir – Osmanlı Yeni Çağı’nda Tarımsal Gelişim (2023)

Modern çağlarda yüzleşmek istemediğimiz sorunlar arasında, teknik tarımın doğaya verdiği zarar önemli bir yer ediniyor.

Antroposen Çağı olarak bahsedilen bu zararlı dönemin çok önceden başladığı kabul ediliyor.

Sanayi Devrimi sonrası adeta kutsallaştırılan entansif tarımın, artan dünya nüfusunu çılgınca beslemek için toprak ve su başta olmak üzere doğal kaynakları hoyratça yok etmesi, bunları zehirleyerek kirletmesi oldukça tahrip edici gelişmelerdi.

Bu sürecin bir aşamasından sonra modern tarımın gerçekte bir kurtarıcı olup olmadığı sorusu sorulmaya başlandı.

Modern insanın bir hayli değer atfettiği entansif tarımın bütün yönleriyle hayran olunacak bir yöntem sayılamayacağı; diğer bir ifadeyle geleneksel tarımın tümüyle olumsuz sayılamayacağı daha iyi anlaşılmaya başlandı.

Bu kitap, tarımsal gelişim sürecinde daha çok geleneksel yapılardan kurtulamamış olan Osmanlı tarım emekçilerinin ve sermayedarlarının, modern çağlar öncesinde Yeni Çağ’daki “geri kalmışlık” sorununu yakından inceleme çabasıyla oluşturulmuş.

Çalışmanın temelinde yukarıda ana çerçevesi çizilen düşünce ciddi bir yer edindiğinden, Osmanlı çiftçisinin ekstansif tarıma bağlılığı katı bir eleştirel dille ve tavırla değil, çağın ve imparatorluğun şartları düşünerek incelenmiş.

“Geleneksel” hatta “ilkel” diye biraz da küçümser bir bakış açısıyla eleştirilen Osmanlı tarım sektörünün, hububat (özelde buğday) ziraatı sahasının, görece statik yapıda olsa bile sınırlı ve uzun soluklu bir gelişme çabası içinde olduğu tezi üzerinde konuya yaklaşılmış.

Tüm gelenekselliği ya da ilkelliğine rağmen hemen her zaman yabancıların buğday kaçırdığı bir memleket olarak Osmanlı’nın tarım emekçilerinin kendi şartları elverdiği ölçüde verimlilik artışına yönelik gayretleri kitapta dikkat çeken ayrıntılardan biri.

  • Künye: Zafer Karademir – Osmanlı Yeni Çağı’nda Tarımsal Gelişim: Ziraat, Hasılat, Ticaret, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 322 sayfa, 2023

Zygmunt Bauman – Tüketici Hayat (2023)

Akışkan modernitenin gelmesiyle birlikte, üreticiler toplumu tüketiciler toplumuna dönüştü.

Bu yeni tüketim toplumunda, bireyler aynı anda hem metaların teşvikçisi hem de teşvik ettikleri metalar haline gelmişlerdir.

Bunlar hem mal hem pazarlamacı, hem ürün hem seyyar satıcıdır.

Hepsi, geleneksel olarak pazar terimiyle tanımlanan aynı sosyal alanda yaşarlar.

Göz diktikleri sosyal ödülleri elde etmek için geçmeleri gereken sınav, kendilerini dikkatleri üzerlerine çekebilecek ürünler olarak yeniden biçimlendirmelerini gerektirir.

Tüketicilerin metalara bu incelikli ve yaygın dönüşümü, tüketici toplumunun en önemli özelliğidir.

Şu anda içinde yaşadığımız tüketiciler toplumunun gizli gerçeği, en derin ve en sıkı korunan sırrıdır.

Zygmunt Bauman, ‘Tüketici Hayat’ta tüketimci tutum ve davranış kalıplarının sosyal yaşam siyaseti ve demokrasi, toplumsal bölünmeler ve tabakalaşma, topluluklar ve ortaklıklar, kimlik inşası, bilginin üretimi ve kullanımı ve değer tercihlerinin görünüşte bağlantısız çeşitli yönleri üzerindeki etkisini inceliyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Tüketici Hayat, Kübra Oğuz, Tellekt Kitap, siyaset, 184 sayfa, 2023

Anne Dufourmantelle – Yumuşaklığın Gücü (2023)

Yumuşaklık bir muamma…

Karşılamak ile vermekten müteşekkil bir ikili harekete eklenmiş, ölümle doğumun imzaladığı geçişlerin eşiğinde beliriyor.

Kendi yoğunluk derecelerini taşıdığı, sembolik bir kuvvet olduğu ve şeyler ile varlıklar üzerinde dönüştürücü bir kabiliyeti bulunduğu için de bir güç.

Bir felsefe kitabının konu ettiği meselenin tavrını takındığı çok nadiren görülür: Maddeyi ele alırken töze, yüzeyi ele alırken geometriye dönüşmesi, hatta zamana seslenirken sabırsızlanması gibi.

‘Riske Övgü’ ile övgümüzü kazanan Anne Dufourmantelle imzalı ‘Yumuşaklığın Gücü’ de, yumuşak bir kitap olmak gibi inanılmaz bir hünere sahip.

Yumuşaklık ‘hakkında’ yumuşaklığın kendisi ‘tarafından’ yazılmış bir kitap.

‘Yumuşaklığın Gücü’ bizi eğiten, yatıştıran, rahatsız eden, ama hepsinden önce bize bir şekilde daima, her an dokunan önemli bir metin.

Bu sayede okur, kırılganlığa adanmış bu kitaptan -şüpheye yer bırakmayacak şekilde- güçlenerek çıkar.

  • Künye: Anne Dufourmantelle – Yumuşaklığın Gücü, çeviren: Sinan Oruç ve Samet Yalçın, Kolektif Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2023

Sándor Papp – Osmanlılar ve Macarlar (2023)

Orta Avrupa’nın kadim milletlerinden Macarlar 15. yüzyıldan itibaren Osmanlıyla sürecek bir irtibat kurdu.

Bu irtibat, bazen bir askerî çatışma, bazen bir diplomatik münasebet, bazen de kültürel bir alışveriş olarak tecelli etti.

On altıncı yüzyılda Habsburg ve Osmanlı imparatorluklarının çetin mücadelelerinde, Macarlar her iki tarafın da diplomatik ve askerî faaliyetlerinde önemli roller üstlendi.

Budin, Belgrad, Peçuy, Segedin gibi önemli Macar şehirlerinin Osmanlı hâkimiyetine girmesi, bu iki milletin sosyal ve kültürel irtibatlarını yoğunlaştırdı.

Osmanlı Macaristan’ı, Habsburg Macaristan’ı ve Erdel Voyvodalığı olarak üçe bölünen Macaristan, erken modern dönem Osmanlı diplomasi tarihinin önemli sahnelerinden biri oldu.

Macaristan’daki Szeged Üniversitesi profesörlerinden Sándor Papp’ın Türkçe kaleme aldığı ‘Osmanlılar ve Macarlar: Bir Diplomatik Tarih’, uzun soluklu bir tarihin, kaynakların titizlikle incelenmesiyle oluşturulmuş bir sunumu.

Macarca, Türkçe ve Almanca kaynaklardan yola çıkılarak, 19. yüzyıla kadar uzanan bir düzlemde on dört ayrı temadan oluşan eser, bu iki milletin tarihi hakkında okura yeni bakış açıları kazandıracaktır.

  • Künye: Sándor Papp – Osmanlılar ve Macarlar: Bir Tiplomatik Tarih, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2023

Kolektif – Gıdanın Politik Ekolojisi (2023)

Gıdaya erişimdeki eşitsizlikler çığ gibi büyüyor.

Gıda konusunu politik ekolojiden toplumsal cinsiyet eşitliğine, agroekolojiden teknolojik gelişmelere birçok boyutuyla ele alan bu kitap, adil ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin nasıl kurulabileceğine odaklanan ufuk açıcı makaleler barındırıyor.

  • Kapsayıcı ve dönüştürücü gıda politikaları nasıl olmalıdır?
  • Farklı kavramsal ve politik çerçeveler kimler tarafından hangi politik arka planlardan beslenerek hangi tarihsel bağlamda geliştiriliyor?
  • Bu farklı yaklaşımlar egemen gıda sistemini nasıl sorunsallaştırıyor?
  • Bu yaklaşımların gıda sisteminin geleceğine dair görüşleri ve önerdikleri yol haritaları neler?

Gıda sistemindeki sorunları ve daha adil ve sürdürülebilir gıda politikalarına nasıl ulaşılabileceğini irdelemeyi amaçlayan kitabımız gıda konusunu politik ekolojiden toplumsal cinsiyet eşitliğine, sağlıktan beslenmenin sürdürülebilirliğine, agroekolojiden teknolojik gelişmelere çeşitli boyutlarıyla ele alıyor.

Dünyada ve Türkiye’de gıda sisteminin yapısı ve işleyişi ile bunlardan doğan ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunların, mücadelelerin ve çözüm arayışlarının tartışılabildiği bir zemin sunmayı hedefliyor.

Sağlıklı, adil, sürdürülebilir ve krizlere dirençli bir gıda sistemine ulaşmanın yolu, gıdanın bir hak olarak ele alınmasından ve sağlıklı gıdaya erişim hakkının insan hakları çerçevesinde kabul edilmesinden geçiyor.

Çiftçi örgütlenmelerinin yaygınlaştırılması, çiftçiler arası gıda ağlarının genişletilmesi, çiftçi bilgisinin merkeze alındığı agroekolojik uygulamaların benimsenmesi ve aynı zamanda teknolojik yeniliklere açık olunması yeni bir gıda sistemine geçişin ön şartları.

Bu tür bir dönüşüm, düşük emisyonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir gıda sistemini desteklerken, ekonomik ve sosyal açıdan da geçim kaynaklarının ve yerel kültürlerin korunduğu sağlıklı gıda üretimlerini sağlayabilir.

Kitap, krizlerin ve çatışmaların içinde yuvarlanan dünyamızın en temel ve acil sorunu olan gıda ve beslenmeye hem dünya genelinde hem Türkiye özelinde yakından bakmak için kapsamlı bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Gıdanın Politik Ekolojisi, hazırlayan: Fikret Adaman ve Sena Akkoç, Metis Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2023

William Graham Sumner – Toplumsal Sınıflar Birbirine Ne Borçludur? (2023)

Birey ile toplum arasındaki karmaşık ilişkiler ağı öteden beri düşünürlerin ilgisini çekmiştir.

Terazinin bir kefesinin diğeri karşısında ağırlık kazandığı anlar, birini diğerine karşı savunma ihtiyacı doğurmuş, tarihe yön veren fikir ayrılıklarına, hatta kanlı savaşlara varasıya birçok çatışmaya da neden olmuş, sınıfları insan dünyasının bu iki ucunun birbirine temas ettiği mücadele cepheleri hâline getirmiştir.

  • Peki, toplumsal sınıflar arasındaki ilişkiler, ittifaklar, çıkar birlikleri ve ayrılıkları nasıl haritalandırılabilir?
  • Toplumsal sınıfların kendi ahlak anlayışlarını diğer sınıflara dayatması meşru mudur?
  • Sınıflararası bir ahlak mümkün müdür?
  • Zengin olmak yerilecek, yoksul olmak övülecek bir durum mudur?
  • Sosyalist olmak yüce, kapitalist olmak aşağılık bir şey midir?
  • Bu soru yalnızca bir derece meselesiyse ve belirli bir noktaya kadar zengin olmak doğru ve daha zengin olmak yanlışsa, aradaki dengeyi nasıl kuracağız?

Amerikan sosyoloji geleneğinin iyi anlaşılamamış ve ‘unutulmuş’ kurucularından William Graham Sumner, sosyoloji literatürünün klasikleri arasına girmiş bu denemesinde, ilerleyen yıllarda akademik sosyoloji hâline gelecek alanın hayati soruşturma ve çatışma noktalarını parlak ve tartışmacı üslubuyla ortaya koyuyor.

Birey/toplum arasındaki gerilimli ilişkiye dair derinlikli bakışıyla, sınıf ahlakına ilişkin beylik kabulleri sorguluyor.

  • Künye: William Graham Sumner – Toplumsal Sınıflar Birbirine Ne Borçludur?, çeviren: Elif Çağatay, Fol Kitap, sosyoloji, 112 sayfa, 2023

Luc Ferry – Transhümanist Devrim (2023)

‘Transhumanist Devrim’de Luc Ferry iç içe geçip birbirini tamamlayan ve yakın geleceğe damgasını vuracak dört temel teknolojinin insanlığın önüne çıkaracağı olanakları ve yeni risk unsurlarını değerlendiriyor: nanoteknolojiler, biyoteknolojiler, enformatik (büyük veri ve nesnelerin interneti) ve bilişsel bilim (yapay zekâ).

Tıp alanındaki gelişmeler ABD’de transhümanizm adı altında ortaya çıkan ve web dünyasının Google gibi devleri tarafından desteklenen bir ideolojinin etki alanını genişletecek şekilde ilerliyor.

Amaç, tedaviye yönelik onarıcı tıbbın çok ötesine geçmek; en son bilimsel araçlar ve muazzam teçhizatlar yardımıyla insanlık durumunu “yükseltmek”, insan ömrünü ve gençliği mümkün mertebe uzatmak, genetik mühendisliğiyle nesilden nesile aktarılan genlere müdahale etmek ve son noktada insan-makine hibritleri üreterek “insan sonrası” çağını başlatmak.

Ekonomi alanında ise bağlı nesneler, sosyal ağlar ve büyük veri gibi yeni olanakları, yani transhümanizmin harekete geçirdiği teknolojilerin bir kısmını hizmet olarak sunan Uber, BlaBlaCar, Airbnb ve benzeri uygulamalar taksilerle, otellerle veya büyük mağazalarla rekabet eder hale geldiler.

Meslek sahiplerinin aradan çıkarılarak şahıslar arası ilişkiler kurulmasına dayanan bu “paylaşım ekonomisinin” transhümanist ideolojiyle derin bağları olduğuna dikkat çeken Ferry’ye göre her iki durumda da söz konusu olan sosyal demokrasiye bulanmış belli bir liberalizm, hatta bireylere dayatılan geleneklerin ve mirasların ağırlığından ne pahasına olursa olsun kurtulmak isteyenleri yanına çeken saf ve katı bir ultraliberalizmdir.

  • Künye: Luc Ferry – Transhümanist Devrim: Tekno-tıp ve Dünyanın Überleşmesi Hayatlarımızı Nasıl Altüst Edecek?, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2023

Kolektif – Doğa ve Evrim (2023)

Biyolojik evrim ya da kısaca adlandırıldığı şekliyle evrim, yeryüzündeki canlıların belli mekanizmalar dâhilinde değişip dönüşmeleri olgusunu ifade eder.

Bu içeriğiyle evrim, bir kuram değil bir olgudur.

Bu olgu tarihin çok erken dönemlerinden bu yana farklı düşünürler tarafından gözlemlenmiş, anlamlandırılmaya çalışıldı.

Evrim olgusunu yönlendiren başlıca mekanizmalardan birisi olan doğal seçilimin Charles Darwin tarafından ortaya konulması, bu düşünsel hattın önemli aşamalarından biridir.

Ancak evrimi anlama ve anlamlandırma yolundaki çaba orada başlamaz, çok daha gerilere uzanır.

Bu derleme Anaksimandros ve Epikuros’tan başlayan, El Câhız ve İbn Tufeyl’den geçen, Machiavelli, Humboldt ve Nietzsche’ye uğrayan, Subhi Edhem’i ve W.D. Hamilton’u kapsayarak Peter Singer’a uzanan bir çizgide, evrim düşüncesine yapılmış katkılardan bir seçki sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Doğa ve Evrim, editör: Cemal Bâli Akal ve Ozan Erözden, Zoe Kitap, inceleme, 282 sayfa, 2023

Walter Benjamin – Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri (2023)

Walter Benjamin’in Paris’te sürgünde olduğu dönemde yazdığı ‘Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri’ ilk olarak 1936’da kısaltılmış Fransızca çevirisiyle yayımlandı.

Benjamin’in “materyalizmin adına layık ilk sanat kuramı” olarak tanımladığı bu metin, 60’lı ve 70’li yıllarda yeniden keşfedildi.

80’lerden beri de modern kültür ve medya teorilerinin temel metinlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Benjamin bu denemesinde, sanatın ve sanatın alımlanışının, özellikle fotoğraf ve filmin gelişimiyle kaçınılmaz olarak dönüşüm geçirdiğini, kitlesel yeniden üretim olanaklarının artmasıyla sanat eserinin “aura”sını, özgünlüğünü ve kültürel otoritesini yitirdiğini savunuyor.

Yeniden üretilebilirlik sayesinde oluşan kolektif estetik, bir yandan toplumsal özgürleşme yolunda gelişim olanağı sunarken diğer yandan faşizmin yükselişinden de anlaşılacağı gibi siyasetin güdümüne girme tehlikesini de içinde barındırıyor.

  • Künye: Walter Benjamin – Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri, çeviren: Ogün Duman, Can Yayınları, sanat, 48 sayfa, 2023