Uğur Biryol – Gurbet Pastası (2007)

  • GURBET PASTASI, Uğur Biryol, İletişim Yayınları, tarih, 207 sayfa

‘Gurbet Pastası’nın alt başlığı, ‘Hemşinliler, Göç ve Pastacılık’. Biryol’un sözlü tarih çalışmasına dayanan bu kitabı, geçtiğimiz yüzyılda Rusya’ya gidip ekmek ve pasta yapımını öğrenen Hemşinliler’in Türkiye’ye dönüşte bu alanda sergiledikleri öncülüğe odaklanıyor. Hemşinliler Rusya’dan döndükten sonra, orada öğrendikleri fırıncılığı ve pastacılığı neredeyse Türkiye’nin tüm taraflarına yaymak gibi bir rol üstlendiler. Biryol’un, Hemşinliler’in uzun süren göçleri ve Türkiye’de fırıncılık, ekmekçilik ve pastacılık alanındaki öncülüklerini hikâye ettiği çalışması sözlü tarihe iyi bir örnek.

Mary Wollstonecraft – Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (2007)

  • KADIN HAKLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ, Mary Wollstonecraft, çeviren: Deniz Hakyemez, İş Kültür Yayınları, felsefe, 284 sayfa

Mary Wollstonecraft, ‘Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley’nin annesi. 18. yüzyılın önemli düşünürlerinden olan Wollstonecraft, felsefe alanında yazdıklarıyla erkek egemenliğindeki düşün dünyasından, kadın kimliğiyle sıyrılmış ve kendinden sonraki yüzyılları kadın hakları anlamında etkilemiş önemli bir isim. 1792 yılında yayımlanan ‘Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’ ise, düşünürün kadın haklarını temel alan ve 215 yıl önce yayımlandığı halde hâlâ etkisini önemli ölçüde koruyan başlıca eseri. Wollstonecraft’ın çalışması, kuru bir kadın hakları savunuculuğundan öte, ahlak anlayışına eleştirel bakışıyla de ilgiye değer.

Bernhard Schlink – Eve Dönüş (2007)

  • EVE DÖNÜŞ, Bernhard Schlink, çeviren: Gülderen Pamir, Doğan Kitapçılık, roman, 328 sayfa

‘Aşk Kaçışları’, ‘Gordiyon Fiyongu’, ‘Okuyucu’ ve ‘Selb’in Ölümü’, Bernard Schlink’in Türkçe’de daha önce yayımlanmış eserleri. ‘Eve Dönüş’ isimli bu romanı ise, konusu ve kahramanlarıyla ilgi çeken bir eser. Romanın, Peter Debauer isimli anlatıcısı, çocukluğunda tanık olduğu bir olayın, hayatı boyunca etkisi altında kalacaktır. Çocukken kendisine resim yapılsın diye verilen kağıtları okuması yasak olan Debauer, günün birinde, kendini yazılardan birini okumaktan alamaz. Burada, Sibirya’dan eve dönen askerin, karısının yanında başka bir erkek bulduğu yazılıdır. Yazıdan öykünün sonunu öğrenemeyen Debauer, hikâyenin ne şekilde sonlandığını araştırmaya koyulacaktır.

Bedrettin Cömert – Croce’nin Estetiği (2007)

  • CROCE’NİN ESTETİĞİ, Bedrettin Cömert, De Ki Yayınları, sanat, 144 sayfa

Bedrettin Cömert’in, tam adı ‘Benedetto Croce’nin Estetiğinde İfade Kavramı ve İfadenin Kimlik Sorunu’ olan bu kitabı, yayımlanışının üzerinden uzun yıllar geçtiği halde, estetik alanında hâlâ en yetkin eserlerden biri olarak duruyor. Cömert’in, Croce üzerinden dillendirdiği temel eleştiri, sanatın yalnızca bir oyundan ibaret görülmesinin, zamanla, sanatın gerçek karakteri olan estetiği dışladığı şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla Cömert, yoz sanat anlayışının, yaratıyı bazı teknik cambazlıklara indirgediğini ve bu yozluğun da giderek artacağı kuşkusunu dillendirmişti. Günümüz sanat anlayışı düşünüldüğünde, Cömert’in bu korkusunda ne kadar haklı olduğunu kabul etmemek de mümkün değil.

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği (2007)

  • KARANLIĞIN YÜREĞİ, Joseph Conrad, çeviren: Sinan Fişek, İletişim Yayınları, roman, 143 sayfa

‘Karanlığın Yüreği’, bilindiği gibi, Joseph Conrad’ın üzerinde en titizlikle durulan, birçok araştırmaya konu olmuş bir romanı. Dünyanın olduğu kadar, insanın kendi karanlığını da işleyen bu roman, Conrad’ın yaşadıklarıyla da olabildiğince benzeşiyor. Çünkü Conrad, bu romanı yazmadan bir buçuk yıl önce Kongo’da bir buharlı geminin kaptanlığını yapmış, fakat yolculuğu sırasında gördüğü zulüm manzaralarına dayanamamıştı. İşte roman, Conrad’ın bu dönemde yaşadıklarından büyük izler taşıyan ve yetkinliğiyle modern klasiklerde yerini almış bir eser. Bu baskıya, Conrad’ın kaptanlık yaptığı dönemdeki günlüğü ile yazarın romana dair bir yazısının alındığını da belirtelim.

Metin Heper – Türkiye Sözlüğü (2007)

  • TÜRKİYE SÖZLÜĞÜ, Metin Heper, çeviren: Zeynep Mertoğlu, Doğu Batı Yayınları, sözlük, 662 sayfa

‘Türkiye Sözlüğü’, Türkiye’nin siyasal, kültürel ve toplumsal hayatının temel bilgilerine yer vermeyi amaçlıyor. Sözlükten önce, Türkiye ile ilgili genel bir giriş yapan Heper, ardından Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini kapsayan bir kronolojiye yer vermiş. Çalışmanın sözlük kısmındaki maddelerde de, özellikle, partiler ve politikacılar, kurum ve kuruluşlar, önemli olaylar ve antlaşmalar ile düşünce ve sanat adamları bulunuyor. Çalışmanın, daha çok Türkiye’nin çağdaşlaşma serüvenine odaklandığı ve bu dönemi en azından derli toplu ele aldığı söylenebilir.

Ebru Omurcalı – Çorbanın Kitabı (2011)

  • ÇORBANIN KİTABI, Ebru Omurcalı, Alfa Yayınları, yemek, 322 sayfa

Çorba tariflerine, genelde yemek kitaplarının içinde bir bölüm olarak yer verilir. Ebru Omurcalı ise, çorbaları, oylumlu bir kitabın konusu yapmış. Üç bine yakın çorba tarifi arşivine sahip olan Omurcalı, bu arşivlerin bir kısmından oluşan kitabında, geleneksel Türkiye mutfağının yanı sıra, İtalya, İngiltere, Meksika, Hindistan, Jamaika ve Fas’a kadar birçok mutfakta yer etmiş çorbaların izini sürüyor. Aynı zamanda Türkiye’de ilk çorba konseptli restoranı da işleten Omurcalı’nın çalışması, bakliyatlı çorbalar, sebze çorbaları, etli çorbalar, tavuklu çorbalar, deniz mahsullü çorbalar, diyet çorbalar gibi birçok tarifi okurlarına sunuyor.

Hamdi Temel – Naylon Öldürür (2011)

  • NAYLON ÖLDÜRÜR, Hamdi Temel, Hayy Kitap, sağlık, 103 sayfa

Hamdi Temel ‘Naylon Öldürür’de, plastik maddeler hakkındaki gerçeklere dikkat çekiyor. ABD’nin dünyayı hasta eden buluşu naylonun zararlarını ele alan çalışma, naylon poşetlerin tarihçesi, yapısı, kullanım alanları, bu kullanım sonunda meydana gelen sorunlar konularına odaklanıyor. Bundan kaynaklı problemlerin çözümüne yönelik öneriler sunan çalışma, günümüzde kullanımını çok yaygınlaşan ve biraz da alışkanlıklar nedeniyle sorgulanmayan plastiğin zararlarını ortaya koymasıyla önemli. Kitap, davranış ve alışkanlıklarımızı değiştirerek, “kullan at” mantığının bir sonucu olan naylonun zararlarını minimuma indirebileceğimizi de gösteriyor.

Jean-Pierre Cléro – Lacan Sözlüğü (2011)

  • LACAN SÖZLÜĞÜ, Jean-Pierre Cléro, çeviren: Özge Soysal, Say Yayıncılık, sözlük, 177 sayfa

Jean-Pierre Cléro’nun hazırladığı ‘Lacan Sözlüğü’, psikanalist Jacques Lacan’ın temel kavramlarını anlaşılabilir bir üslupla çözümlüyor. “bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” sözünün sahibi Lacan’ı özgün kılan başlıca husus, felsefede kabul görmüş kavramlarla çalışmış olmasıydı. Bu durum, onun hem psikanalist hem de filozof olarak tanımlanmış olmasının en önemli sebebi. Fakat daha da önemlisi, Lacan’ın, psikanalizin babası Sigmund Freud’u da, anlamını kendisinin geliştirdiği felsefi kavramlarla birlikte yorumlamasıydı. Elimizdeki sözlüğün, Lacan’ın bu iki hususiyetini merkeze almasıyla, önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

E. A. Rauter – Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur? (2011)

  • DÜZENE UYGUN KAFALAR NASIL OLUŞTURULUR?, E. A. Rauter, çeviren: Merlin Ecer, Kaldıraç Yayınevi, siyaset, 80 sayfa

E. A. Rauter, burjuva eğitim sistemini eleştirel bir gözle değerlendirdiği ‘Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur?’da, sistemin makbul gördüğü bireylerin, eğitim sistemi aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini araştırıyor. Rauter’in, 1970’li yıllarda yazdığı kitabı için verdiği örnekler, çoğunlukla Federal Almanya’dan. Fakat bunun yerine başka herhangi bir ülke de konulabilir. Çünkü çalışma, iktidarların iştahını kabartagelmiş eğitim gibi, güncelliğini halen koruyan bir alana odaklanıyor. Rauter, eğitimle, ” yıllar boyu belirli makinelerde aptalca hareketler yapmaktan başka işe yaramayan bir insan ordusunun” yaratılabileceğini savunuyor.