Kolektif – Dert Yükü Mekânlar (2022)

İçinde yaşadığımız kentler büyük birer sorun yumağı olmaya devam ediyor.

Bu zengin derleme ise, kentlerin güncel meselelerini farklı yönleriyle masaya yatırarak kent çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Adından da anlaşılacağı üzere, kitap kentlerin yeni ve eskimeyen sorunlarını odağına almış.

Böyle bir ele alışın pragmatik bir mantığı var, gerisinde de gizil bir strateji olduğu söylenebilir.

Kentin yönetiminden sorumlu olanlara, sorunların çözümünde yoğunlaşmalarını söylüyor, salık veriyor denilebilir.

Unutulmamalı ki, bu sorunların taşıyıcıları kentin hemşerileridir.

Yani bizleriz…

Bu sorunlar bireyin öznelliklerine dayandırılarak saptanıyorsa bunlar anlık ve görelidir, bu nedenle bir bilimsel araştırma konusu olamayacaktır.

Ama bu sorun özneller arası ortak saptamalara konu oluyorsa, ya da nesnel gözlemlere dayandırılıyorsa bilimsel araştırmalara konu olabilecektir.

Nitekim eldeki kitaptaki çalışmalar da bu nitelikte.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Nurşen Adak, Aksu Akçaoğlu, Taner Artan, Ayşe Gönüllü Atakan, Aslı Çoban, Hasan Hüseyin Aygül, Eylem Beyazıt, Esra Burcu Sağlam, Aykut Çalışkan, Efnan Dervişoğlu, Emine Dündar, Tuğba Elmacı, Çağrı Elmas, Tahire Erman, Ali Ekber Gülersoy, Tule Gültekin, Nevzat Gümüş, Muharrem Güneş, Gazanfer Kaya, Melis Oğuz, Emre Özcan, Salman Özüpekçe, Ayşe Şahin, Nuray Şahin, Aziz Şeker, Levent Taş, Seda Tekeli, Mehmet Devrim Topses, İsmail Tufan, Asuman Türkün, Sinem Burcu Uğur, Nil Uzun, Fikriye Yılmaz ve Sezer Yudulmaz.

  • Künye: Kolektif – Dert Yükü Mekânlar: Kentlerin Yeni ve Eskimeyen Sorunları, editör: Gazanfer Kaya ve Aziz Şeker, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 680 sayfa, 2022

Roland Barthes – Moda Sistemi (2021)

‘Moda Sistemi’, göstergebilimi kültürel bir olguya uygulayan klasikleşmiş bir yapıt.

Roland Barthes, modadaki anlamlama sistemini açığa çıkararak insanın giysisiyle ve sözüyle nasıl anlam ürettiğini gözler önüne seriyor.

Beklenmedik ama yine de düzenli, her zaman yeni ve anlaşılır olan moda, psikologların, estetikçilerin, sosyologların hep ilgisini çekti.

Ancak Barthes modayı bambaşka bir bakış açısıyla ele aldı.

Basın betimlerini kullanarak onu kavravıp modada bir anlamlama sistemini açığa çıkardı ve böylece modaya gerçek bir semantik çözümleme uyguladı.

Artık klasikleşen bu kitap göstergebilimin kültürel bir olguya uygulamasının en parlak örneklerinden biri.

  • Künye: Roland Barthes – Moda Sistemi, çeviren: Ayşe Meral, Hayalperest Kitap, sosyoloji, 350 sayfa, 2021

Niklas Luhmann – Yeni Şef (2022)

Bilhassa ast-üst ilişkilerinin egemen olduğu bir işyerinde çalışıyorsanız, ‘Yeni Şef’ tam size göre.

Niklas Luhmann, kamu ya da özel işletmelerde çalışanlar ile şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini sosyolojik bir bakışla inceliyor.

İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan.

‘Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik’, modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor.

Luhmann’ın incelemesi, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor.

Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?

Kitaptan bir alıntı:

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.”

  • Künye: Niklas Luhmann – Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik, çeviren: Mustafa Şahin Garipbaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 80 sayfa, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022

Peter Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi (2022)

Modern çoğulculuk anlamı ve bilgi kavrayışımızı nasıl tehlikeli bir biçimde dönüştürdü?

Peter Berger ve Thomas Luckmann, hem modern dönemde ortaya çıkan anlam krizinin izini sürüyor hem de bu krizden nasıl çıkılabileceğine dair bir yol haritası sunuyor.

Anlam, bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen insanın bilincinde inşa edilir.

İnsanlık tarihinin her döneminde görülen yüksek anlam katmanları hem gündelik hayata karşılık gelen hem de gündelik hayatı aşan alanla ilgili krizlerin üstesinden gelinmesinde önemli bir rol oynar.

Fakat modern dönemde anlamın üretilmesi ve iletilmesi derin bir kriz içerisine girdi.

Yazarlara göre, modern çağda bireysel ve toplumsal düzlemde anlam krizini oluşturan en önemli faktör, modern sekülarizm değil; modern çoğulculuktur.

Zira modern çoğulculuk, aklıselim bilgiye zarar verdi.

Dünya, toplum, yaşam ve kimlik başta olmak üzere, hemen her şey çoklu sorgulamalara tabi tutuldu, bunlara dayanak oluşturan anlam ve değer sistemlerinin “sorgulanmaksızın kabul edilme” statüsü ortadan kalktı.

Berger ve Luckmann’a göre bütün sosyal ve psikolojik sonuçları ile birlikte sorgulanmaksızın kabul edilen şeylerin kaybının en belirgin görünümü ise din alanında gerçekleşti.

  • Künye: Peter L. Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi: Modern İnsanın Yönelimi, çeviren: Mustafa Derviş Dereli, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 108 sayfa, 2022

Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman (2022)

Dünyayı değiştirmek için sosyolog olan Zygmunt Bauman hakkında çok önemli bir kitap.

Tony Blackshaw, aynı zamanda Bauman’ın sosyolojisini daha iyi kavramamız için önemli ipuçları da sunuyor.

Bauman gündelik yaşamın ritmini, kendisini sosyolojik tahayyüllere kazıyan bilge ve eleştirel bir pratiğe dönüştürür.

Çoğumuz belki de Bauman’ın sosyolojisinde ele aldığı temaların çoğunu ayırt edebiliriz ama Bauman onları gerçek insanlar ve onların yaşamlarıyla ilgili anlatılara dönüştürme üstadıdır.

Bu kitap, yazarının tabiriyle “dünyayı değiştirmek için sosyolog olan” bir kuramcı hakkında.

Bauman’ın sosyolojisi yaşadığımız dünyanın karmaşıklığını tek bir modelle açıklamaya çalışmayan, insani deneyimlerin tümünü kucaklama iddiasında bulunmayan bir modernite eleştirisi.

İnsanların toplumsal ilişkilerini hem mikro hem de makro ölçekte eleştiren, aralardaki geçişleri neredeyse pürüzsüz ve ilmek ilmek dokuyan bir sosyolog Bauman.

Bu eser çalışmalarını daha iyi anlamaya, fikirlerine yeni merceklerle bakmaya, dünyamızı ve toplumumuzu eleştirel bir gözle değerlendirmeye meraklı okurlar için başucunda tutulması gereken bir çalışma.

  • Künye: Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 256 sayfa, 2022

Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi (2022)

Türklerin Fransa’ya 1960’lardan bugüne uzanan göçü üzerine, Fransa’da konuyla ilgili yapılmış ilk çalışma.

Ségolène Débarre ve Gaye Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini aydınlatıyor.

1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi.

Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı.

Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi.

İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı.

İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi.

Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi.

Bu kitap ise, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma.

Débarre ve Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme alıyor ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunuyorlar.

Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturuyor.

  • Künye: Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi: 60’lardan Günümüze Türkiye’den Fransa’ya Göçler, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 213 sayfa, 2022

Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme (2021)

Thomas Robert Malthus, çok tartışmalı bir isim olsa da, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başı İngiltere’sinin siyasal ve sosyal karmaşasına kendine has katkılar sunmuş bir isim.

Malthus’un en tartışmalı eserlerinin başında gelen ‘Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme’ de, yeni bir çeviriyle Türkçede.

Malthus bu eserini kaleme alırken o günün özgül koşullarını referans alıp, aklın rehberliği ile detaylı bir tartışma yürütüyor ve ekonomi politik alanında ilginç tezler ortaya koyuyor.

Malthus bunu yaparken de William Godwin ve Marquis de Condorcet gibi dönemin önde gelen düşünürlerinin fikirlerini tartışmaya açıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğa felsefesinde son yıllarda yankı bulan büyük ve beklenmedik keşifler; resim sanatının gelişmesinden doğan ontolojik bilginin yaygınlaşması; sorgulamaların ateşli ve özgür ruhunun, aydın ve hatta cahil dünyaya galebe çalması; göz kamaştırıcı ve şaşırtıcı siyasi konularda özellikle de siyasi ufkun muazzam bir olgusu olan, tıpkı yanan bir kuyruklu yıldızın kaderinde var olan ya yeni yaşam biçimlerine hayat vermesi ya da yeryüzündeki ürkek canlıları yok etmesinde olduğu gibi Fransız İhtilali’nin vuku bulmasındaki bütün kesişmeler, birçok aydın insanı, en önemli değişimlere gebe olan bir dönemde yaşanıldığı kanaatine götürmektedir. Bu değişimler ki bir şekilde insanlığın gelecekteki kaderini belirleyebilecek ve şekillendirebilecek olandır… Söylemek istediğim tek şey ise böylesi değişimleri, akıl yürütme hali olmadan açıklayabilmek ve ortaya çıkarabilmek imkânsızdır.”

  • Künye: Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevil Zengin, Dergah Yayınları, sosyoloji, 211 sayfa, 2021

Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları (2022)

İşçi sınıfının kendine özgü kültürü ve gündelik hayat pratikleri hakkında enfes bir sosyolojik inceleme.

Richard Hoggart, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekiyor.

Bazı yazarlar tasnif dışıdır. Richard Hoggart birçok açıdan böyle bir yazardır.

‘Okuryazarlığın Kullanımları’, aslında bir otobiyografidir.

Kendisi işçi sınıfı kökenli olan Hoggart, toplumsal yörüngesi üzerinden, işçi sınıfının içeriden ancak mesafeli, olabildiğine detaylı, realist fakat aynı zamanda da eleştirel bir tasvirine girişir.

“Yakınlık ve mesafe”, muhtemelen Hoggart’ın maharetini özetleyebilecek kilit formüllerden biridir.

Bu ona işçi sınıfının gündelik pratiklerinde, dışarıdan (başka bir toplumsal sınıftan) bir gözlemcinin “yabancı” olduğu için, içinden olanın ise fazlasıyla “aşina” olduğu için fark edemeyeceği sayısız ve sıradan detayda süreklilik veya kırılmaların izdüşümünü görmeyi sağlar.

İşçi sınıfı kültürünün “kitle kültürü” tarafından tamamıyla “yutulduğu” yönündeki yaygın kanaatin aksine Hoggart, daha nüanslı, direnç ve değişim arasında salınan bir tablo çizer.

İşçi sınıfı kültürü, hem sınıfın dış dünyayla arasındaki sınırları pekiştiren, onu kitle yayıncılığının etkisinden görece koruyan, fakat aynı zamanda kitle kültürünün ürünlerinin sızmasına da imkân tanıyan tutumları eş zamanlı biçimde bünyesinde taşır.

Hoggart’ın, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekmesi tesadüfi değildir çünkü onun için “işçi sınıfından olmak”, diğer tüm veçhelerinin yanı sıra, hususi bir kültürel evren ve gündelik yaşam pratiklerine nakşolmuş bir “aidiyet deneyimi/biçimi” manasına da gelir.

Hoggart’a göre kitle kültürünün torpillediği ve en büyük tahribata yol açtığı yer de tam olarak burasıdır.

  • Künye: Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları: İşçi Sınıfı Yaşamının Veçheleri, çeviren: Levent Ünsaldı ve Mümtaz Kirik, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 528 sayfa, 2022

Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022