Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler (2021)

Jean Baudrillard’dan diyalektiğin ölümü ve nesnenin ölümcül stratejileri üzerine bir tefekkür.

‘Çaresiz Stratejiler’, diyalektik, muhafazakâr veya gerici romantizm ve genel olarak teori hakkında kapsamlı bir eleştiri olarak okunabilir.

Bir yönüyle Baudrillard’ın Batı felsefesi tarihine yaptığı saldırıyı özetleyen çalışma, Amerikan şirketleri, silah yapımı, rehin alma, ihlal, hakikat ve bizzat teorinin kaderi üzerine derin gözlemleriyle tarihsel ve çağdaş alanı bir baştan diğer başa kat ediyor.

Baudrillard’ın devam eden kötülük incelemesinin önemli bir haritası olan bu makale, aynı zamanda bir kuşak üzerinde hesaplanamaz etkisini göstermeye başladığı 1980’lerin Amerikan siyasetinin derin bir eleştirisi.

  • Künye: Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2021

José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı (2021)

Prometheus’tan bu yana, baskının olduğu her yerde direniş de vardır.

Fransız çiftçi, siyasetçi ve sendikacı José Bové ile gazeteci-yazar Gilles Luneau, tarihten ve günümüzden çarpıcı sivil itaatsizlik örnekleri eşliğinde, sivil itaatsizliğin etik ve estetik değerlerini açıklıyor.

Mitolojiden çağdaş siyasete kadar, insanın olduğu her yerde baskı, baskının olduğu her yerde direniş vardır.

Prometheus, tanrıların buyruğuna itaatsizlik edip insanlığa ateşi verdi.

Alman kadınlar, Naziler tarafından gözaltına alınan Yahudi eşlerinin ve çocuklarının salıverilmesi için günlerce eylem yaptılar.

Gandhi, namlunun ucunda, “Tuz Yürüyüşü”ne çıktı.

Martin Luther King, hayal ettiği eşitlikçi dünyaya ulaşmak için yollara düşmekten çekinmedi.

Rosa Parks, beyazların tüm aşağılayıcı bakışlarına ve öfkesine rağmen oturduğu yerden kalkmadı.

Kadınlar özgürlüklerini kazanabilmek için ataerkine başkaldırdılar.

Sivil itaatsizlik, meşruluğunu yitirmeyen ve tarihin akladığı şiddetsiz bir direniş biçimi olageldi.

Baskılardan bunalan, kuralların keyfiliği ve haksızlıklar karşısında vicdanına kulak verenlerin başvurduğu, tarihin seyrini değiştirebilen sarsıcı bir güç olduğunu defalarca kanıtladı.

Bu kitap, uygarlaşma serüveninin en görkemli olaylarının bazen en mütevazıları olabildiğini gösteriyor.

“Başka bir dünya” hayalinin, silahlardan, sopalardan ve kaba güçten çok daha etkili olabildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2021

Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları (2021)

Dostoyevski edebiyatını siyasal sosyoloji bağlamında yeniden yorumlayan özgün bir inceleme.

Funda Çoban, Aristotelesçi politikadan Bahtinyen karnavaleske uzanarak Dostoyevskiyan dünyaya yakından bakıyor.

‘Dostoyevski Politikasının Sorunları’, Platon’un sempozyumundan Aristotelesçi politika ve Bahtinyen karnavaleske; kapitalizm, modernite, ilerleme sarmalından isyan ve ütopyaya; cinsellik söyleminden keşişler, soytarılar ve budalalara Dostoyevskiyan bir yolculuğa davet ediyor.

Çalışma, yazarın Raskolnikov, Nastasya Filippovna, Ivan Karamazov, Yeraltı Adamı, Gruşenka, Prens Mişkin, Stavrogin ve daha nice karakterin oluşturduğu dünyalar içinden geçerek modern sorunları yeni bir bakışla okuyor.

“İlle de dekadans” diyordu Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı.

Dekadans çağında edebiyat ve siyasetin yaratıcı yıkımına atfen, eser hem Dostoyevski severleri hem de siyaset sosyolojisi ve tarihle ilgilenen okurlar için önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Fransızların dediği gibi her şey mistik olarak başlar, politik olarak sona erer. Bunu doğrularcasına gizemli bir tutkuyla bağlı olduğum sanatçı dostu Dostoyevski’den yola çıkıp felsefeye, siyaset bilimine, edebiyat eleştirisine ve sosyolojiye gönül vermiş olanlara sesleniyorum. İncelemeyi bitirdikten sonra elinize (yeniden) bir Dostoyevski eseri almaya heves duymanızsa en büyük temennim. Çünkü Dostoyevski tüm karanlığı ve ışıltısı ile kaldırıldığı kitap rafından bize bakmaya devam ediyor.”

  • Künye: Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları, Nika Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2021

Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları (2021)

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçiler, yüzyıllar öncesindeki kölelik düzeniyle yarışan şartlarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Jeremy Seabrook, küresel piyasalardaki sömürünün korkunç boyutlarını çocuk işçilerin dünyasına inerek ortaya koyuyor.

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçilerin hâli, bundan iki yüzyıl önce yurtlarından zorla kaçırılan köle akranlarınınkinden pek farklı değil:

‘Ecel tezgâhlarında’ karın tokluğuna tükeniyor, sakatlanıyor, ölüyorlar.

Eğlence sektöründe istismar edilip Körfez ülkelerinde deve jokeyleri olarak çalıştırılmak üzere kaçırılıyorlar.

Cinsel tacize uğrayıp satılıyor, kapatılıyorlar.

Charles Dickens’ın betimlediği kasvetli ve hoyrat Britanya manzaralarını, başka bir güneşin, başka renklerin hâkim olduğu, başka bir dünyada yeniden yaşıyorlar.

Çocuk işçilerin çoğunluğu Güney ülkelerinde olmasına rağmen, konuyla ilgili tartışmalar genellikle Batı’da ve eğitim-iş ikilemi ekseninde yapılıyor.

Dahası, Batı‘nın suçluluk duygusuyla sunduğu çözüm önerileri ‘kaş yaparken göz çıkarabiliyor’ ve başka değer yargılarına, başka aile yapılarına, başka iklimlere sahip toplumlarda yaşayan çocuk işçilerin hayatlarında öngörülmeyen yıkımlara neden oluyor.

Bu kitap işte bu çelişkiyi gözler önüne serip yoksulluk içinde çalışmak zorunda olan çocukların dünyasını bir de onların gözlerinden görmemize vesile oluyor.

  • Künye: Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları: Küresel Piyasada Sömürü, çeviren: Onur Gayretli, Fol Kitap, sosyoloji, 232 sayfa, 2021

Howard S. Becker – Kanıt (2021)

Sosyal bilim araştırmalarının nasıl yapılması gerektiği konusunda eşsiz bir kaynak.

Howard Becker’in uzun yıllarını emeklerinin ürünü olan bu kitabı, bir araştırma yapma ve anlama kılavuzu olduğu kadar, gündelik hayatımızın hakikatini aramada bize rehberlik edecek türden bir eser.

“Hakikat sonrası” bir çağda yaşadığımıza dair pervasız iddiaların yükselişi ve bunların yalnızca bilimi değil aynı zamanda demokrasiyi ve ortak insanlığımızı itibardan düşürmesi karşısında kitabın zamanlaması tek kelimeyle muhteşem.

‘Kanıt’, sosyal bilim araştırmasının nasıl yapılması gerektiğine dair incelikli bir değerlendirme ve Becker burada, veri toplarken ve bu veriyi kanıta dönüştürürken yöntemin pratik yönlerine dair düşünmenin önemini gösteriyor.

Çalışma, sahte haberlerin ve aşı karşıtı retoriğin hâkim olduğu günümüz dünyasında bu ve benzeri konular hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini gösteren, tam da bu dönemde çıkmasıyla çok önemli.

Becker’e göre, sosyal bilimciler, verilerinin, öne sürdükleri fikirleri için kanıt olarak ne kadar kullanışlı oldukları konusundaki soruları yeterince ciddiye almamaktadırlar.

‘Kanıt’, pek çok örnekten yola çıkarak, hiçbir veri toplama yönteminin tümüyle güvenilir bir bilgi üretmeyeceğini, bu nedenle araştırma işinin büyük bir kısmının hatalardan kurtulmak olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyor.

Okurlar Becker’in bu son kılavuz kitabının her türden sosyal bilimci için kullanışlı bir araç sunduğunu görecekler.

  • Künye: Howard S. Becker – Kanıt, çeviren: Şerife Geniş, Nika Yayınevi, sosyoloji, 368 sayfa, 2021

Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu (2021)

Tıbbın amacı hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Michel Foucault, 18. yüzyıldan itibaren yerleşmeye başlayan bu geleneğin özne ve öznelliği nasıl adım adım bertaraf ettiğini gözler önüne seriyor.

Foucault bu kitabında 18. yüzyılda başlayan bir devrimi ele alıyor: Tıbbın amacı artık hastalığa çare bulmak değil, hastayı sağlıklı tutmaktır.

Galen’den o devre dek gelmiş süreklilikler yeni çağın eşiğinde ufalanıp, yeni bir düzene yer açar.

Fransız Devrimi’yle hız kazanan bu dönüşüm hastalıktan ne anlaşıldığını, semptomların nasıl okunacağını ve en önemlisi de yaşamla ölümün farkını yeniden şekillendirdi.

Doktorun gözünün gördükleri öne çıkmaya başlar; modernler bu yeni klinik bakışı patolojik anatomiyle bir araya getirerek yaşamı yeni gözlerle görmeye başlar.

Foucault’nun hocası Canguilhem’i takiple kaleme aldığı bu kavram tarihi çalışmasıyla insanın hakikatinin dönüşümüne ışık tutuyor.

  • Künye: Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu: Tıbbi Bakışın Arkeolojisi, çeviren: İnci Uysal, Dergah Yayınları, antropoloji, 279 sayfa, 2021

Joel Andreas – Haklarını Yitirenler (2021)

Mao döneminde işçiler, iş güvenceli kadrolu güvenceli işlere sahipti, hatta çalıştıkları fabrikalarda pay sahibiydi.

Bugünse Çin, dünyanın en büyük emek sömürücülerinden biridir.

Joel Andreas’ın bu özgün çalışması, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

1949’da iktidarı ele geçiren Çin Komünist Partisi sınıfsal eşitlik sağlamak amacıyla iktisadi, kültürel ve siyasal sermayeyi hedef alan bir dizi kampanya başlattı ve 1949 devrimini takip eden onyıllarda, Çinli işçiler iş güvenceli kadrolu çalışma ve fabrikalarda meşru paydaşlık anlamına gelen bir “endüstriyel yurttaşlık” elde ettiler.

1990’ların ortalarından itibaren sürekli kadrolu çalışma sisteminden büyük ölçüde esnek, güvencesiz çalışmaya dayalı bir sisteme geçilmesiyle birlikte, Çin’de endüstriyel yurttaşlık radikal bir değişime uğradı.

Bu komünist projenin başarısızlığının sebeplerini anlamak için nüfusun yönetildiği temel mekân olan işyerindeki hiyerarşik yapılara odaklanan ve araştırmasını o dönemde fabrikalarda çalışmış kişilerle yaptığı görüşmelere dayandıran Andreas, dünya çapındaki en uzun süreli endüstriyel yurttaşlık deneyiminin yükseliş ve düşüşünü kayıt altına alıyor.

Bunun Çin Komünist Partisi açısından ne anlama geldiğini, işçiler arasında nasıl yankı bulduğunu, Maocu dönem boyunca ne yönde gelişim gösterdiğini ve 1990’lardaki yapısal reformun işçilerin yoğun muhalefetine rağmen hangi yollardan uygulandığını belgeleriyle ve tanıklıklarla ortaya koyuyor.

‘Haklarını Yitirenler’, Çin’in yirminci yüzyılda giriştiği sosyalist deneylerin tarihine, mirasına ve geleceğine ilgi duyanların okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Joel Andreas – Haklarını Yitirenler: Çin’de Endüstriyel Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Onurcan Ülker, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi (2021)

Sosyolog Pierre Bourdieu ve tarihçi Roger Chartier, kendi disiplinlerini ve toplumdaki rollerini karşı karşıya getiriyor.

Kitap, Bourdieu’nün temel kavramları ile sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutmasıyla önemli.

Fransız tarihçi Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar.

Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında “À voix nue” deyimidir.

Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve ‘Sosyolog ve Tarihçi’ de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkar.

Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ile Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla ‘Sosyolog ve Tarihçi’, Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarını ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerini aydınlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi, çeviren: Zuhal Emirosmanoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2021

Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği (2021)

Türkleştirme politikalarının baskın olduğu Ermeni okullarındaki eğitim sistemi Ermeni kimliğinde nasıl karmaşalar yarattı?

Linda Barış, Ermeni okullarındaki öğrencilerin Tarih derslerindeki kitaplarda anlatılan hain Ermenileri okuduklarında neler yaşadığını ortaya koyuyor.

Kitapta, Ermeni okullarında eğitimin nasıl olduğu, derslerin nasıl işlendiği, öğretmenlerin ne şekilde görevlendirildiği, maaşlarını nereden aldıkları, müfredatın öğrencilerin etnik kimlikleri üzerindeki etkilerinin ne olduğu, öğrencilerin okullara kayıt yaptırabilmek için

Ermeni olduklarını nasıl ispatladıkları ve bunun gibi pek çok önemli konu aydınlatılıyor.

Türkiye’deki Ermeni okullarının, Ermeni kimliğinin oluşumuna nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak açısından büyük önem arz eden Barış’ın çalışması, aynı zamanda öğrenci, öğretmen ve okul müdürleriyle yapılan görüşmelerle de zenginleşmiş.

  • Künye: Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2021

George Ritzer – Sosyolojiye Giriş (2021)

Sosyolojiye unutulmaz katkılarda bulunmuş bir isimden usta işi bir sosyolojiye giriş çalışması.

‘Toplumun McDonaldlaştırılması’ kitabıyla çığır açmış George Ritzer, yıllara yayılan sosyoloji çalışmalarını öğrenciler ve bu alana meraklı olanlar için ustalıkla bir araya getiriyor.

Toplumsal dünyamız baş döndürücü bir hızla değişiyor.

Değişim dalgası hem sosyoloji disiplinini hem de sosyoloji ile yeni tanışan genç kuşakları etkiliyor.

Bugünün öğrencileri, bir önceki kuşaklara oranla bilgiye çok daha çabuk erişebiliyorlar.

Fakat sosyolojik perspektifi yaşantılarına uygulama konusunda enformasyon çağının getirdiği kimi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bir yandan kendi belirledikleri koşullarda sosyolojik bilgiyle ilişki kurmak bir yandan da teorinin günlük yaşamlarını anlamlandırmada nasıl bir rol üstlendiğini deneyimlemek istiyorlar.

Bir başka ifadeyle, sosyolojiye giriş derslerinin hayatlarında neye karşılık geldiğinin (hayatlarına nasıl dokunduğunun) gösterilmesini arzu ediyorlar. Böylesine zorlu ama bir o kadar keyifli bir uğraşı, sosyolojinin en çok bilinen düşünürlerinden biri olan Ritzer’den daha iyi kim gerçekleştirebilir ki?

Ritzer, hem klasik sosyoloji kavramlarına ve teorilerine ışık tutuyor hem de günümüzün en can alıcı toplumsal gündemlerinden küreselleşme, tüketim kültürü ve internet başlıklarını odağına alıyor.

Karmaşık sosyolojik olguları, güncel örnekler ışığında titizlikle inceliyor.

İçinde yaşadığımız dünya ile sınıfta öğrenilenler arasında köprü kuran yazar, öğrencileri sosyoloji şemsiyesinin altında eşsiz bir diyaloğa çağırıyor.

Yalnızca teorileri ve düşünürleri aktarmakla kalmıyor; onlardan yola çıkarak toplumu ve toplumsal değişimi anlamaya davet ediyor.

Ritzer’in sosyoloji tahayyülü uluslararası siyasetten kültürel çatışmalara uzanan farklı disiplinlerden yararlanıyor.

Toplumsal cinsiyet faktörünü, sosyalleşme pratiklerini, örgütlenme biçimlerini, sapma ve suçu, dini inanışların sosyolojik kökenlerini, toplumsal tabakalaşmayı ve çok daha fazlasını anlamayı ve sorgulamayı hedefleyen bir perspektif sunuyor.

Yazar bu perspektife uygun bir biçimde kitabını dizayn ederek her bölümde öğrenme hedeflerine, konu özetlerine, anahtar terimlere, araştırma verilerine ve tablolara yer veriyor.

Bir yandan her bir konu başlığında temel çerçeveyi analitik bir biçimde aktarırken, bir yandan sosyolojik bilgiyi, kişisel ve toplumsal tecrübelerimizden hareketle açıklayarak konu başlıklarını anlaşılır kılıyor.

Tüm bu özellikleriyle ‘Sosyolojiye Giriş’ yalnızca sosyoloji öğrencilerine değil, dünyayı anlamak ve sorgulamak isteyen herkese hitap ediyor.

  • Künye: George Ritzer – Sosyolojiye Giriş, çeviren: Taylan Banguoğlu, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 672 sayfa, 2021