Ali Mert Taşcıer – Neoliberalizm, Yerelleşme ve Türkiye (2019)

Ülkelerin kendilerine özgü şartları, teoride aynı görünen ekonomik ve siyasi eğilimlerin uygulanmasında farklılıklara neden olur.

Türkiye de, bu ülkelere verilebilecek en iyi örneklerden biri.

Ali Mert Taşcıer’in bu nitelikli çalışması, hem liberalizmin tarihsel ve teorik macerasını izliyor hem de Türkiye’de liberal ve neoliberal süreçlerin yaşanmasındaki kendine has dinamikleri aydınlatıyor.

Taşcıer kitabının ilk bölümünde, liberalizmin temel ilkelerini ve neoliberalizme kadar geçirdiği evrimi izliyor.

Neoliberalizmin piyasa ve devlete nasıl baktığı, neoliberalizmin neden güçlü devlet aygıtına ihtiyaç duyduğu, neoliberal süreçte merkezileşme ve yerelleşme geriliminin sebepleri, bu bölümde ele alınan kimi konular.

Kitabın ikinci bölümü, neoliberalizmin Türkiye’deki gelişimini ekonomik ve idari anlamda izliyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise, Türkiye’de yerelleşme tartışmalarını, Osmanlı’nın son döneminden itibaren anayasalara göre dönemleştirerek irdeliyor.

Taşcıer burada, Türkiye tarihindeki tüm yerelleşme hedeflerine karşın, merkezileşmenin her seferinde daha da pekişerek arttığını gösteriyor.

  • Künye: Ali Mert Taşcıer – Neoliberalizm, Yerelleşme ve Türkiye, Tekin Yayınevi, inceleme, 365 sayfa, 2019

Kolektif – Pierre Bourdieu’nün Mirası (2019)

Pierre Bourdieu’nün sosyolojiye yaptığı özgün katkılar, yalnızca Avrupa değil, Atlantik ötesindeki sosyolojiyi de büyük oranda etkiledi.

İşte bu usta işi derlemede bir araya getirilen makaleler, Bourdieu sosyolojini çok farklı yönleriyle irdelemesiyle, bu alanda çalışanlar açısından bir başvuru kaynağı.

Bununla da yetinmeyerek Bourdieu’yü farklı isimlerle okuyan, ayrıca düşünürün ortaya koyduklarını sosyolojinin güncel gündemi bağlamında yeniden yorumlayan çalışma, böylece Bourdieu sosyolojisinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Kitabın bir diğer dikkat çeken yanı ise, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış bir Bourdieu söyleşisine de yer vermesi.

Marx, Durkheim, Weber, Nietzsche, Norbert Elias ve Adorno ile Bourdieu arasındaki ilişkilenmenin de tartışıldığı kitapta,

  • Pierre Bourdieu’nün kültür sosyolojisi,
  • Ortodoks Marksizm ve Bourdieu,
  • Bourdieu’nün çalışmaları bağlamında pratik yapısalcılığın sorunları,
  • Modern toplumda kültürün dönüşümü,
  • Axel Honneth’in eleştirel kuramında Bourdieu’nün yeri,
  • Bourdieu ve din sosyolojisi,
  • Bourdieu’nün sosyolojik kurmacası “Habitus”un fenomenolojik yorumu,
  • Bourdieu’de dil ve habitus,
  • Bourdieu’nun toplum kuramına siyasetin etkisi,
  • Mayıs 1968 olaylarının Aron, Bourdieu ve Passeron’un kuramsal yaklaşımlarına etkileri,
  • Bourdieu ve iktisadi kriz,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Hans Joas, Wolfgang Knöbl, Bridget Fowler, Bruno Karsenti, Loïc Wacquant, Bryan S. Turner, Franz Schultheis, Andreas Pfeuffer, Keijo Rahkonen, Bowen Paulle, Bart van Heerikhuizen, Mustafa Emirbayer, Simon Susen, Mauro Basaure, Bruno Frère, Hans-Herbert Kögler, Derek Robbins, Yves Sintomer ve Lisa Adkins.

  • Künye: Kolektif – Pierre Bourdieu’nün Mirası: Eleştirel Söylemler, editör: Simon Susen ve Bryan S. Turner, çeviren: A. Kadir Gülen, Phoenix Yayınevi, sosyoloji, 456 sayfa, 2019

Wilhelm Schmid – Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır? (2019)

“Şu coşkun ‘kendini sevme’ propagandası, abartılı bir narsisizme açıktır. Her şey sadece insanın kendi Ben’i etrafında dönmeye başlarsa zorluklar büyür.”

Wilhelm Schmid, bu kısa ama etkileyici kitabında, benliğe iyi bakmanın, kendiyle geçinmeyi kolaylaştırmanın ve böylece başkaları için daha geçinilir birisi olmayı olmanın bir yolu olarak kendiyle dost olmanın ne anlama geldiğini anlatıyor.

İnsanın kendi kendisiyle dostça ilişki kurmasının, sükûnetin zeminini oluşturarak kalıcı olabilecek bir özgüveni temellendirdiğini belirten Schmid, kendiyle dost olmanın tutkulu abartmalara daha az meylettiğini ve insanın kendine mesafe koymasına daha fazla imkân verdiğini söylüyor.

“Kendiyle dost insan mükemmel olmamaktan incinmez.” diyen Schmid, pek çok gözlemle de zenginleştirdiği kitabında, modern Ben’in bugün içinde bulunduğu narsisizm tuzağını ayrıntılı bir şekilde açıklıyor ve bireyin daha çekilir bir dünyada yaşayabilmesi için hayata ve en başta da kendisine dair algısını yeni baştan nasıl düzenleyebileceğini anlatıyor.

Kendini dert eden herkesin muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır?, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, psikoloji, 80 sayfa, 2019

Reha Günay – İstanbul Adalarının Yaşayan Ahşap Konutları (2019)

Adaların ahşap konutları üzerine, görselliğiyle olduğu kadar içeriğiyle de göz dolduran şahane bir albüm.

Kitapta, Büyükada, Heybeliada, Burgaz ve Kınalıada’da yer alan çok küçük konutlardan Neo-Klasik ve Art-Nouveau tarzı görkemli köşklere kadar pek çok örnek yer alıyor.

Bunlara, konutların içinde bulundukları sokağın dokusu ve bu yapıların mimari ve sanatsal özelliklerine ilişkin oldukça özgün açıklamalar da eklenmiş.

Günay bunun yanı sıra, Adaların tarihi ve mimarisi, Tanzimat Fermanı’nın azınlıklar ve azınlıkların mimari yapıları üzerindeki etkileri, mimarlık ve batılılaşma gibi konularda aydınlatıcı bilgiler veriyor.

Bu kitapla, kaybolan konutların hüznü yerine yaşamakta olan konutların coşkusunu yaşıyoruz diyebiliriz.

  • Künye: Reha Günay – İstanbul Adalarının Yaşayan Ahşap Konutları, YEM Yayın, mimari, 200 sayfa, 2019

J. Donald Hughes – Çevresel Tarih Nedir? (2019)

Tarihi incelerken kullanmamız gereken kavramlar kadar hangi çevresel tarih kaynaklarına bakmamız gerektiği de önemlidir.

Donald Hughes’un eldeki kitabı ise, insan ve sosyal bilim araştırmalarına getirilmiş en yenilikçi ve kapsayıcı görüşlerden biri olan çevresel tarih konusunda çok iyi bir giriş.

Çevresel tarih, sadece insanların değil, insanların da içinde yer aldığı doğal çevredeki canlı-cansız tüm varlıkların ve bu varlıklar arasındaki etkileşimin yazılması gereken bir tarihi olduğu düşüncesini savunur.

İnsanın çevre, çevrenin de insan üzerindeki etkisine özel bir vurgu yapan bu yaklaşım siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve kültürel tarih gibi geleneksel tarihyazım şekillerine ilave edilecek ve bunlar üzerinde yeniden düşünmemizi sağlayacak devrimci bir niteliğe sahip.

Özellikle 1960’lardan bu yana kapsamı ve hedefleri belirli bir disiplin olarak ABD’den Rusya’ya, Brezilya’dan Hindistan’a dünyanın farklı coğrafyalarında icra edilen bu yeni tarihçilik biçimi ülkemizde de biliniyor ve uygulanıyor.

Çevresel tarihi tanımlayarak kitabına başlayan Hughes, kitabının devamında ele aldığı kimi konular şöyle:

  • Çevresel tarihini öncüleri,
  • Çevresel tarihçiliğin Amerika’da doğuşunu ve gelişimi,
  • Yerel, bölgesel ve ulusal çevresel tarih yaklaşımları,
  • Çevresel dünya tarihi,
  • Çevresel tarihin meseleleri ve bu alandaki yeni yönelimler,

Kapsamlı bakış açısıyla ve konuları ele alış biçimiyle başucu kitabı olarak önerebileceğimiz çalışma, lisans ve lisansüstü tarih öğrencileri kadar tarihle amatör ya da profesyonel uğraşan herkese hitap edecek türden.

  • Künye: J. Donald Hughes – Çevresel Tarih Nedir?, çeviren: M. Fatih Çalışır, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 220 sayfa, 2019

August Bebel – Kadın ve Sosyalizm (2019)

Türkiye’de ilk kez 1935’te yayımlanan ‘Kadın ve Sosyalizm’, o dönem ülkede kadın sorununu temel boyutlarıyla ele alan ilk çalışmalardan biri oldu.

Kitabın bu baskısı ise, Sertel’in çevirisini esas alarak Sevinç Altınçekiç’in eksik bölümleri Almancasından baştan çevirmesiyle hazırlanmış.

Bebel’in ilk olarak 1879’da yayımlanmış ve bugün klasik olmuş yapıtı, kadın sorununun çözümlenmesinin ancak toplumsal sorunun çözümlenmesiyle mümkün olacağı gerçeğini esas alarak sosyalist tahayyülün bu sorunun aşılmasında bize ne gibi perspektifler sunacağını ayrıntılı şekilde açıklıyor.

“Kadına tam eşitliği kabul eden ve veren, kadını her çeşit baskı ve sömürüden kurtaran, bunu programına esas olarak koyan tek parti, sosyalistlerin partisidir.” diyen Bebel, ilkel toplumlarda kadının yerinden günümüzde ve gelecekte kadına uzanarak konuyu tarihsel bir bakışla tartışıyor.

Kitapta,

  • Anaerki ve ataerki arasındaki tarihsel çatışma,
  • Hıristiyanlık ve kadın,
  • Ortaçağ’da kadın,
  • Modern evlilik,
  • Geçim aracı olarak evlilik,
  • Burjuva toplumu ve fuhuş,
  • Kadının kazanç durumu ve sanayide kadın,
  • Kadınların eğitim ve öğretim mücadelesi,
  • Kadının yasalar karşısındaki durumu,
  • Sınıflı devlette kadının konumu,
  • Ve sosyalist toplumda kadın gibi pek çok konu ele alınıyor.

Künye: August Bebel – Kadın ve Sosyalizm, çeviren: Sabiha Sertel ve Sevinç Altınçekiç, Yordam Kitap, kadın, 560 sayfa, 2019

Garth Fowden – Muhammed’den Önce ve Sonra (2019)

İslam’ın içine doğduğu ve ilk dört yüzyılı boyunca içinde geliştiği ortamla ilişkisi neydi?

Garth Fowden’ın eldeki kapsamlı çalışması, bu soruya kapsamlı yanıtlar vermesiyle dikkat çekici.

Fowden’ın çalışması, Geç Antik Çağ’ın sonunun daha geniş tarihini, yukarıdaki soruda ifade edilen bu ilişkinin ışığında yeniden değerlendiriyor ve daha da önemlisi, Avrupa ile başka yerlerin, Müslüman dünyanın insan deneyimine, düşüncesine ve kültürüne getirdiği katkılara nasıl baktığını ortaya koyuyor.

Fowden’ın geç Antik Çağ ve daha genel olarak da MS Birinci Binyıl boyunca Doğu Akdeniz’in ve Güneybatı Asya’nın dinler tarihi alanında önemli bir eser olarak okunabilecek kitabı, İslam’ın miras aldığı karmaşık ve yüklü dinsel ve düşünsel gelenekleri, getirdiği yenilikleri, geleceğini, başarılarını ve başarısızlıklarını çok yönlü bir bakışla izliyor.

Kitap bütün bunların yanı sıra, İslam’ın ve diğer tektanrıcı geleneklerle ilişkisi ve Aristoteles’ten Augustus’a ve İbn Sina’ya birçok figürün İslamiyet’in macerasındaki yerlerini açıklığa kavuşturmasıyla da önemli.

  • Künye: Garth Fowden – Muhammed’den Önce ve Sonra: Birinci Binyıla Yeni Bir Bakış, çeviren: Abdurrahman Aydın, Phoenix Yayınları, dinler tarihi, 376 sayfa, 2019

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019

Rosi Braidotti – Kadın-Oluş (2019)

Postyapısalcı felsefeyi feminist teoriyle ilişkilendirdiği özgün çalışmalarıyla da bildiğimiz Rosi Braidotti, şimdi de feminizmi fark felsefesi çerçevesinde tartışıyor.

Braidotti kitabına, ’68 hareketinin kuramsal dünyasında kadın olmanın hallerini irdeleyerek başlıyor.

Düşünür, kitaba adını veren ikinci bölümde ise, kadınlığa dair kuramsal çerçeveyi genişletiyor.

Yazar burada, cinsel fark kuramı, bedenleşme ve içkinlik konularını yeniden yorumluyor.

Bu bağlamda Deleuze ve Irigaray’ın fikirlerini karşılaştırıp yorumlayan Braidotti, kayıp, başarısızlık, melankoli ve ontolojik eksiklik gibi kavramların politik ve kuramsal düzlemdeki egemenliğine karşı oluş, fark, tamlık, neşe, yaratıcılık gibi daha olumlu kavramları öne çıkarıyor.

Braidotti kitabının üçüncü bölümünde ise, farkların kapitalizm tarafından nasıl kuşatıldığını ve etkisizleştirildiğini tartışıyor.

Kapitalizmin, çoğulcu farkları tüketimcilik adına piyasalaştırıp “ötekilerin” yani farklılıkların varoluş, kültür ve söylemlerinin metalaştırılmasını teşvik ettiğini belirten Braidotti, buna karşı nasıl bir mücadele hattı ortaya koyabileceğimizi de tartışıyor.

  • Künye: Rosi Braidotti – Kadın-Oluş: Cinsel Farkı Yeniden Düşünmek, çeviren: Ece Durmuş ve Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, feminizm, 192 sayfa, 2019

Kolektif – Estetik Üzerine Yazılar (2019)

Hem çeviri hem de telif yazıları bir araya getiren bu güzel derleme, estetik konusunda Türkçe felsefe literatürüne katkı sunacak türden.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, Baumgarten’dan postmodern döneme uzanarak öznenin estetik kavrayışı üzerine çeşitli düşünürleri ve kavramlarını yorumluyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Hegel’de özne-nesne birliği arayışında sanatın rolü,
  • Hume’un estetiğinde beğeninin ölçütü,
  • Fichte ve Alman romantisizmi,
  • Nietzsche’nin perspektifinden ‘güzel’in ölçütü olarak “güç istemi”,
  • Sanatta postmodern obje kavrayışı,
  • Baumgarten’dan Kant’a estetikteki dönüşüm…

Çalışmanın bir diğer önemli özgünlüğü ise, çağımızdaki haliyle estetiği daha iyi kavramak için estetik alanına giren kavramların tarihsel bağlamını aydınlatması.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Alexander Gottlieb Baumgarten, Gamze Keskin, Nurten Öztanrıkulu Özel, Friedrich Schiller, Nil Avcı, Berk Özcangiller, B. Utkan Atbakan ve Oktay Taftalı.

  • Künye: Kolektif – Estetik Üzerine Yazılar: Baumgarten’dan Postmodernizme, editör: Gamze Keskin, Alfa Yayınları, estetik, 276 sayfa, 2019