Ahmet Ünal – Anadolu’nun En Eski Yemekleri (2007)

  • ANADOLU’NUN EN ESKİ YEMEKLERİ, Ahmet Ünal, Homer Kitabevi, yemek, 208 sayfa

Ahmet Ünal’ın ‘Anadolu’nun En Eski Yemekleri’, Hitit mutfağı konusunda yazılmış bilimsel nitelikli ilk eser olma özelliğinde. Bilindiği gibi Ünal, uzun yıllardır, Eski Anadolu ve Hitit uygarlıklarıyla ilgili araştırmalarda bulunuyor. Bu kitap da, Ünal’ın araştırmalarının ulaştığı yeni ve renkli bir nokta. Kitap, Ünal’ın, Hititlerden kalan metinlerde geçen beslenme ve yemekle ilgili bilgilerin bir araya getirilmesinden oluşuyor. Kitap, okuyucunun gündelik hayatta yapabileceği yemek örneklerinden, genel olarak Hititlerde yemek kültürünün ne olduğuna kadar çok sayıda ayrıntı barındırıyor. Ünal’ın çalışması, tarihi bilgisini yemek zevkiyle birleştirmek isteyenlere önerilir.

İlhan Kaya – Müslüman Amerikalılar (2007)

  • MÜSLÜMAN AMERİKALILAR, İlhan Kaya, Dipnot Kitabevi, sosyoloji, 160 sayfa

‘Müslüman Amerikalılar’, Müslümanların ABD’ye göçlerine ve ABD’deki sosyo-ekonomik durumlarına odaklanan bir çalışma. Uzun yıllar Amerika’da kalmış Kaya’nın çalışması, göçmen ve yerli Müslüman Amerikalılar hakkında bazı veriler sunmasının yanında, asıl olarak, mekan, kimlik, temsil, oryantalizm, göç ve entegrasyon gibi konularda bazı teorik yaklaşımlar sunmasıyla ilgi çekiyor. 11 Eylül saldırılarıyla medya ve akademik çevrelerin gündeminde ağırlıklı yer işgal etmeye başlayan Amerikalı Müslümanlar, Kaya’nın bu kitabında göç, kimlik ve entegrasyon gibi ayrıntılar paralelinde ele alınıyor. Kitap, Müslüman Amerikalılarla ilgili olarak yayımlanmış ilk Türkçe eser özelliğine sahip.

Tahsin Yücel – Dil Devrimi ve Sonuçları (2007)

  • DİL DEVRİMİ VE SONUÇLARI, Tahsin Yücel, Can Yayınları, deneme, 248 sayfa

Tahsin Yücel’in ‘Dil Devrimi ve Sonuçları’ isimli bu kitabı, ilk olarak, 1968 yılında yayımlanmıştı. Kitabın asıl önemi, dil ve dil devrimi konusunda yapılan tartışmalara, bu alanın uzmanlarından bir ismin, bir dilcinin katkı sunmasıydı. Dolayısıyla kitap, ilk yayımlandığı günden bugüne, konuya dair kılavuz çalışmalardan biri olma özelliğini hep korudu. Yaklaşık otuz yıl önce ilk baskısı yapılan, fakat uzun süredir tükenen kitap, dil ve dil devrimi gibi tartışmalı konulara, genel perspektifin dışında bakmasıyla önemli. Kitabın yeni baskısında, Yücel’in 2000 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından okurlara armağan edilen kitabı ‘Türkçenin Kurtuluş Savaşı’ da bulunuyor.

Ömer Şen – Osmanlı’da Mahkum Olmak (2007)

  • OSMANLI’DA MAHKUM OLMAK, Ömer Şen, Kapı Yayınları, tarih, 169 sayfa

Ömer Şen’in ‘Osmanlı’da Mahkum Olmak’ isimli bu kitabı, Türkiye’de şu ana kadar fazla işlenmemiş bir konuya, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hapishanelere, bu hapishanelerin Avrupalılaşma sürecinde izlediği seyre odaklanan bir çalışma. Zindan kültüründen hapishanelere geçiş, hapishanelerde yapılan reformlar, Cumhuriyet ile kurulmuş yeni bir devlete devredilen ceza infaz kurumları ve bu kurumların özellikleri çalışmanın temel konuları. Şen’in incelemesi, Türkiye için hâlâ büyük sorun teşkil eden ve edecek gibi görünen hapishane konusunun öncesini öğrenmek açısından önemli bir çalışma.

Sıddık Akbayır – Şiir Adımlı Bir Yolcu: Haydar Ergülen (2011)

  • ŞİİR ADIMLI BİR YOLCU: HAYDAR ERGÜLEN, Sıddık Akbayır, Ferfir Yayınları, inceleme, 425 sayfa

Sıddık Akbayır, bir Haydar Ergülen ansiklopedisi olarak tanımlanabilecek ‘Şiir Adımlı Bir Yolcu’da, şairin hayatını, kişiliğini, çevresini ve eserlerini kuşatıcı bir bakışla irdeliyor. Ergülen’in yirmi iki yıllık okuru olduğunu söyleyen Akbayır’ın bu ilgi ve sevgisinin izlerini kitabın sıcak ve samimi üslubunda görmek mümkün. Ergülen’in Eskişehir günleriyle başlayan kitap, devamında, Ergülen’in lise yıllarındayken solculuğu keşfedişine, ilk şiirlerini ne zaman yazmaya başladığına, Ankara ve İstanbul günlerine ve reklamcılık sektöründe çalıştığı uzun yıllara kadar birçok konuya uzanıyor. Ergülen’in yayımlanmış on iki kitabının değerlendirildiği ve şiirlerinin çözümlendiği kitap ayrıca, kapsamlı kaynakçası, şairin birçok fotoğrafını ve bilhassa, derli toplu bir ‘Haydar Ergülen Sözlüğü’ barındırmasıyla dikkat çekiyor.

David Elkind – Oyunun Gücü (2011)

  • OYUNUN GÜCÜ, David Elkind, yayına hazırlayan: Bekir Onur, çeviren: Demet Erol Öngen, İmge Kitabevi, eğitim, 310 sayfa

Çocuk gelişimi uzmanı David Elkind ‘Oyunun Gücü’nde, oyunun, çocukların evdeki, okuldaki ve topluluk içindeki yaşamlarında nasıl daha etkin hale getirilebileceğini irdeliyor. Bilişsel/güdüsel bir oyun gelişimi kuramını geliştiren yazar, yaratılan yüksek teknolojili ticarileştirilmiş dünyanın çocuğun gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini eleştiriyor. “Çocukların kendiliğinden ve kendi girişimleriyle başlattıkları oyunlara girişememelerinin psikolojik sonuçları, önemli olduğu kadar kaygı verici bir sorundur,” diyen Elkind, oyuncakların edilgin tüketim alışkanlıklarının ötesine geeçemediğini belirtiyor. Çocukların oyunlara girişmesini engelleyen toplumsal gelişmeleri değerlendirmekle başlayan kitap, oyunların, çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini beslemeleri konusundaki hayati rolünü ortaya koyuyor.

Bertolt Brecht – Beş Paralık Roman (2011)

  • BEŞ PARALIK ROMAN, Bertolt Brecht, çeviren: Sevgi Soysal, İletişim Yayınları, roman, 359 sayfa

‘Üç Kuruşluk Opera’nın meşhur yazarı Bertolt Brecht, usta kalemlerimizden Sevgi Soysal’ın Türkçeye kazandırdığı ‘Beş Paralık Roman’da, para hırsının olmadık işler yaptırdığı karakterlerinin hikâyesini anlatıyor. Brecht’in epik tiyatrosunun roman türüne uyarlanması olarak düşünülebilecek kitap, aynı zamanda onun devrimci eğilimlerini en belirgin biçimde ortaya koyduğu metinlerden. Brecht, Walter Benjamin’in sonsözüyle yayımlanan satirik romanında, kendine özgü tarzıyla, paranın iktidarının hüküm sürdüğü; havasız ofislerden, rutubetli hamamlardan ve sisli sokaklardan oluşan bir atmosferde, gün geçtikçe çıkarları için çürüyen ve kirlenen insanlığı anlatıyor.

Melania G. Mazzucco – O, Öyle Sevgiliydi (2011)

  • O, ÖYLE SEVGİLİYDİ, Melania G. Mazzucco, çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yayınları, roman, 478 sayfa

Melania G. Mazzucco, biyografik romanı ‘O, Öyle Sevgiliydi’de, iki dünya savaşı arası bohem hayatın simgelerinden, Annemarie Schwarzenbach’ın hikâyesini anlatıyor. Varlıklı bir aileden gelen Schwarzenbach, yazarlığının yanı sıra, gezi gazeteciliğiyle de bilinir. Schwarzenbach bu gezilerinde, güney ve doğu Avrupa, Ortadoğu, ABD ve Kongo gibi ülkelere gitmişti. Hatırlanacağı gibi, kısa bir süre önce Türkçede yayımlanan ‘İran’da Ölüm’, Schwarzenbach’ın 1935 yılında İran’da geçirdiği zamanın meyvesiydi. İtalyan yazar Mazzucco’nun elimizdeki romanı ise, sıra dışı bir kadının inişli çıkışlı hayatının bilinmeyen birçok ayrıntısını günyüzüne çıkarıyor.

Barbara Foster, Michael Foster ve Letha Hadady – Tarih Boyunca Üçlü Aşk (2011)

  • TARİH BOYUNCA ÜÇLÜ AŞK, Barbara Foster, Michael Foster ve Letha Hadady, çeviren: Sinem Sultan Gül, Varlık Yayınları, inceleme, 575 sayfa

Üç yazarlı ‘Tarih Boyunca Üçlü Aşk’, bizde tümüyle tabu sayılan bir konuya, duygu dünyasının çetrefilli bir ayrıntısına iniyor. Simone Beauvoir’in meşhur “İnsan bir hayvan türü değil, tarihsel bir gerçekliktir,” sözünden hareket eden kitap, toplumsal hayatta dile getirilmekten imtina edilen ve yazarların triografi olarak tanımladıkları üçlü aşkın erotik bir tarihçesi olarak tanımlanabilir. Geniş bir tarihi çerçeveyi kapsayan kitap, Casanova, Percy ve Mary Shelley, Voltaire, Rousseau, Viktor Hugo, Henry Miller, Anais Nin, Salvador Dali, Hemingway, Greta Garbo, Jack Kerouac ve Mitterand gibi aktörlerin üçlü aşklarını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Cordelia Fine – Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması (2011)

  • TOPLUMSAL CİNSİYET YANILSAMASI, Cordelia Fine, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel, Yayıncılık, psikoloji, 336 sayfa

Toplumsal hayatta, kadın ve erkeklerden, kendilerine dair belirlenmiş kalıplara uymaları beklenir. Bu kemikleşmiş kalıpların hiç sorgulanmaması ise, asıl olarak, bunun en büyük mağduru olan kadınları olumsuz etkilemeye devam ediyor. İşte, psikoloji ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmış olan Cordelia Fine bu kitapta, iki cinsiyet arasında “özsel farklılıklar” olduğunu iddia eden toplumsal cinsiyet yargılarını sorguluyor. Cinsiyetler arası doğuştan farklılıklar bulunmadığını belirten Fine, erkek ve kadın beyinlerinin ayrışmış olmadığını, daha ziyade onları çevreleyen kültür tarafından şekillendirilmiş psikolojik süreçlerin bulunduğunu ortaya koyuyor.