Müjdat Takıcak – Matematiğin Felsefesi (2020)

Felsefe ile matematik arasında çok sıkı bir ilişki vardır.

Bu ilişki, Antik Yunan döneminden bugüne değin uzanır.

Müjdat Takıcak’ın bu özenli kitabı ise, matematik felsefesinin uzun tarihi hakkında çok iyi bir giriş.

Yazar burada, Thales, Pythagoras ve Platon gibi filozoflardan başlayarak 17. yüzyılda Newton ile Leibniz’e, oradan Hume, Berkeley, Lock’a ve günümüze uzanarak matematik felsefesinde yer alan tartışmaların  tarihsel olarak nasıl temellendirildiğini açıklıyor.

Matematiğin ontolojisi ve epistemolojisinden matematik felsefesinin farklı uğraş alanlarına pek çok konunun ele alındığı kitap, alanla ilgilenenler için önemli bir çalışma.

  • Künye: Müjdat Takıcak – Matematiğin Felsefesi, Doruk Yayınları, felsefe, 92 sayfa, 2020

Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya (2020)

“… şimdiki ve gelecekteki salgınlara karşı etkili şekilde yanıt verebilmek için gerekli olan demokratik modelleri tartışmalıyız.”

Covid-19 salgını, hayatımızı ve hatta muhtemeldir ki geleceğimizi kökten dönüştürdü.

Bu harika kitap ise, dünyanın önde gelen düşünürlerinin salgın üzerine yaptıkları ufuk açıcı değerlendirmelerini sunuyor.

Felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, iktisat ve biyoloji gibi zengin bir arka plandan beslenen buradaki makaleler, hem bugün yaşadıklarımızın sağlam bir muhasebesini yapıyor hem de Covid-19 gibi salgınların geleceğimizi nasıl şekillendireceği konusunda kimi öngörülerde bulunuyor.

Salgının iyi bir muhasebesini yapmak, bugün gelecekte bizi nelerin beklediği üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: David Harvey, Slavoj Žižek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon ve Rob Wallace.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korona virüsü, hayli elzem bir şeyi tehdit ediyor: ‘müşterek’i.”

“Son yirmi otuz yıldaki deneyimleri hesaba katarak şu soruyu sormaktan asla yorulmamalıyız: Hangi ekonomik kısıtlamalar gerçek ve hangileri hayali?”

“Endüstriyel tarım o kadar kâr odaklıdır ki, bir milyar insanı öldürebilecek bir virüs için seçim yapmak alınmaya değer bir risk olarak görülür.”

“Sadece haddinden fazla tuvalet kâğıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün!”

“Asıl soru şu: Bu ne kadar sürecek? Bir yıldan uzun sürebilir, ayrıca ne kadar uzun sürerse işgücü dâhil, değersizleşme de o kadar artar.”

“Büyük çaplı davranış değişimleri de dâhil olmak üzere, insan topluluklarının sağlığına gerçekten yardımcı olacak ve aynı esnada zora başvurma ve gözetleme biçimlerini yaygınlaştırmayacak kolektif pratiklerimiz olabilir mi?”

“Korona virüsünü onarıcı biçimde okumak, kendimizi yalıttığımız, sosyal mesafelenme pratiğine uyduğumuz dönemlerde geliştirdiğimiz yeni türde dayanışmalara katılmak demektir.”

“Kendini izole etme talimatı, pandemiye özgü bu yeni zamanda ve mekânda, küresel olarak birbirimize bağımlı olduğumuz gerçeğini yeniden tanımamıza tesadüf ediyor.”

“Yönetici sınıfının elitleri şu anda retorik olsun diye işçi sınıfının sistem açısından öneminden bahsediyorsa da bu ‘tanıma’nın maddi bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceği net değil.”

“Bu salgının sebep olduğu başlıca tehlike sağlık sisteminin tıkanma ihtimalidir. Bu da kaçınılmaz olarak en yoksul ve güçsüz kesimlerin, özellikle de yaşlı yurttaşların ödediği bedellerin ağırlaşmasına sebep olacaktır.”

“Görünen o ki salgının ortaya koyduğu güçlük her yerde aklın iç faaliyetini dağıtıyor, özneleri mistisizm, masal uydurma, dua, kehanet ve beddua gibi, vebanın hüküm sürdüğü Orta Çağ’da âdetten olan kederli etkilere geri dönmeye zorluyor.”

“Kendimizi izole ederken bile ve hatta tam da böyle yaparken, bilimin kontrol edebildiği hakikatler ve yeni bir siyasetin ayakları yere basan bakış açıları, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik hedefleri dışında hiçbir şeye itimat etmeyelim.”

“Yıllardır ilk defa, evlerine tıkılı kalmış bir milyar insan, şu unutulmuş lüksü keşfetti: kendilerini sık sık, gereksiz yere oraya buraya çeken şeyi düşünme ve onu fark etme zamanı.”

  • Künye: Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler, derleyen: Erkal Ünal, Runik Kitap, siyaset, 132 sayfa, 2020

McKenzie Wark – Moleküler Kızıl (2020)

Genel kanı, Soğuk Savaş’ın bittiği, Sovyetler Birliği’nin kaybettiği ve böylece ABD’nin kazandığını söylüyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

McKenzie Wark’ın tarihsel eğrisi ise tümüyle farklı.

Yazara göre, Sovyet sisteminin çöküşü Amerikan sisteminin çöküşünün habercisiydi.

İlkine ait yıkıntılar gerçek ve iç karartıcıyken, ikincisinin yıkıntılarının ne olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil.

Wark’a göre, genel metalaşma evreninin durmaksızın genişleyerek gezegenin sınırlarına gelip dayandığı bugün, tarihöncesinin son bulduğu antroposen çağıdır.

İşte ‘Moleküler Kızıl’, tam da bu döneme yanıt verecek yeni bir eleştirel teori ihtiyacını karşılamayı üstleniyor.

Yazar bu amaçla, Sovyet Rusya’nın ilk günlerinden iki Rus Marksist yazarı, Aleksandr Bogdanov ve Andrey Platonov ile 20. yüzyılın düşünürlerini; feminist bilim araştırmaları alanında çalışan Donna Haraway, feminist kuramcı Karen Barad ve bilimkurgu yazarı Kim Stanley Robinson’ı iletişime sokuyor.

Wark, bugünkü antroposen çağda, melankoliye kapılmak yerine alternatif bir gerçeklik yaratmamız gerektiğini söyleyerek söz konusu isimlerin diyalogu neticesinde ne gibi ekonomik, teknik, politik ve kültürel dönüşümler yaratabileceğimizi irdeliyor.

  • Künye: McKenzie Wark – Moleküler Kızıl: Antroposen Çağının Teorisi, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2020

Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner – Nietzsche – Wagner Yazışmaları (2020)

Friedrich Nietzsche ile Richard Wagner arasında, bilindiği gibi sevgiyle nefret arasında gidip gelen ve kimi zaman tonu oldukça sertleşen bir ilişki vardı.

İşte, bu kitapta bir araya getirilen iki ismin yazışmaları, bu ilişkiye dair bilinmeyenleri aydınlatmasıyla çok önemli.

Nietzsche, 1888 yılında yaşadığı zihinsel çöküşten birkaç hafta önce şöyle demişti:

“Hayatıma can katan tesirlerden bahsederken beni en derinden ve hakiki anlamda yenileyip tazelemiş olana minnetimi ifade etmem şart. Bahsettiğim şüphesiz ki Richard Wagner ile olan münasebetimdir. Geriye kalan diğer bütün beşerî ilişkilerim onunla olan ilişkimizin yanında hafif kalır; fakat Tribschen’da geçirdiğim günlerin, o karşılıklı güven, sevinç, insanın içine işleyen anların yüce hatıralarıyla dolu günlerin her ne pahasına olursa olsun üstüne leke sürmem.”

Nietzsche’nin kız kardeşi Elizabeth’in derlediği mektupların çoğu, daha önce başka yerde yayımlanmamış.

Mektuplar, Nietzsche’nin Wagner ile olan derin dostluğuna ışık tutmasıyla önemli.

Nietzsche’ye ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir çalışma.

  • Künye: Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner – Nietzsche – Wagner Yazışmaları, derleyen: Elizabeth Förster-Nietzsche, çeviren: Peren Gülmez, Kanon Kitap, mektup, 306 sayfa, 2020

Svetlana Boym – Başka Bir Özgürlük (2016)

‘Başka Bir Özgürlük’, Yunan tragedyasından günümüz kültürüne, siyasi ve sanatsal özgürlük anlayışlarının iç içe girdiği anların sağlam bir resmini sunuyor.

Svetlana Boym bunu yaparken de Aiskhylos, Tocqueville, Dostoyevski, Kafka, Kierkegaard, Heidegger ve Arendt gibi pek çok yazar ve düşünürün özgürlük anlayışlarındaki evrimin sıkı bir analizini de yapıyor.

Kitapta, özgürlüğün kutsallıkla ilişkisi, özgürlük ile özgürleşme arasındaki fark, totaliter rejimlerde baskı ve sansür, özgürlüğün vatansızlığı, aşkta özgürlük, en katı hapis koşullarında bireysel muhakeme ve hayal gücü gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

  • Künye: Svetlana Boym – Başka Bir Özgürlük, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2016

Platon – Kriton (2020)

Sokrates, toplumun inandığı tanrılara saygı duymama, yeni tanrılar icat etme ve gençlerin ahlakını bozma suçlamasıyla mahkûm edilmiştir.

Artık cezanın infaz edilmesine çok az vakit kalmıştır.

Sokrates’in yakın dostu, varlıklı Kriton ise kendisini zindanda ziyaret eder ve O’nu son şans olarak kaçmaya ikna etmeye çalışır.

Sokrates ise, yurttaşlık görevi gereği bu teklifi reddeder ve bunun nedenlerini derli toplu bir şekilde gerekçelendirmeye koyulur.

Platon’un ilk dönem eserlerinden olan ‘Kriton’ diyalogu, Sokrates’in tezlerinden yola çıkarak yurttaş, yasalar, bireyin yasalarla karşılaşması, yasalara itaat, suç ve ceza gibi konular üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Diyalogun bir diğer özelliği de, Sokrates’in son anlarına dair önemli ayrıntılar barındırması.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Kötülüğe maruz kalan birinin bu kötülüğe misliyle karşılık vermesi, çoğunluğun da kabul ettiği gibi, hakkaniyetli mi olur, yoksa hakkaniyetsiz mi?”

“Asıl değer verilmesi gereken şey yaşamak değil, iyi yaşamaktır.”

“İnsan sahiden ya çocuk sahibi olmamalı ya da çocuklarını yetiştirip adam etmek için bütün zorluklara sonuna kadar göğüs germeli.”

“Çünkü ben akıl süzgecinden geçirip de en muteber saydığı düsturdan başkasına kulak asmayacak cinsten bir adamım; hem ilk defa şu an böyleyim de demiyorum, her zaman böyleyim ben.”

  • Künye: Platon – Kriton, çeviren: Eyüp Çoraklı ve Cana Vilken Çoraklı, Alfa Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2020

Kurtul Gülenç – Marksizmde Ahlak Tartışmaları (2016)

Karl Marx’ın ahlaki düşüncelerinin temeli nedir?

Bu soruya, Marx’ın ahlak olgusunu nasıl baktığını açıklayarak yanıt arayan Kurtul Gülenç, Marx’ın kapitalizm eleştirisindeki etik boyutun felsefi, tarihsel yönlerini gözler önüne seriyor.

Kitap, çağdaş düşünürlerin ahlak, adalet, özgürlük ve mutluluk gibi kavramlarla ilgili yorumlarını bir araya getirmesiyle de önemli.

  • Künye: Kurtul Gülenç – Marksizmde Ahlak Tartışmaları, Tekin Yayınevi

Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses (2020)

“Şu (gök)gürültülü dünyada bir nebze de olsa sessizliğe ulaşmak için yazıyorum.”

Nermin Saybaşılı’nın ‘Mıknatıs-Ses’i, mutlak sessizlik, kendisinin deyimiyle “kristalleşmiş ses/sessizlik” üzerine felsefi ve sanatsal bir tefekkür.

Doğası gereği sesin kulaktan bedene aktığını, bedene yerleşip onda taşındığını söyleyen Saybaşılı burada, nefes ile düşünce arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve duyup dinlediğimiz seslerin bizde ne gibi imgelere dönüştüğünü sorguluyor.

Yazar, kültürel ve sanatsal faaliyetin, bedenlerin ve dillerin ötesine uzanan bir üretim fazlalığını devreye soktuğundan hareketle imge ile sesi, dil ile yazıyı bir tür “taşkınlık eylemi” olarak inceliyor.

Saybaşılı bunu yaparken de, gözmerkezci ve sözmerkezci dünya, Gezi’nin dili ve sesleri, “Öteki”nin dili, sanatın dili, yazının sesi, sesin kareografisi, coğrafyanın ritimleri ve imgenin nabzı gibi pek çok kavrama başvurarak konuyu çok boyutlu bir bakışla tartışıyor.

Saybaşılı, “mıknatıs-ses” kavramını ise, sesin kendine özgü cismaniliğini, titreşimden kaynaklanan kendine özgü ilişkiselliğini vurgulamak için kullanıyor.

Yazara göre, ses çeker ve iter; dolayısıyla sesin kendisi mıknatıslıdır, yani ses mıknatıslar.

  • Künye: Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses: Rezonans ve Sanatın Politikası, Metis Yayınları, felsefe, 304 sayfa, 2020

Valentin Nikolaevich Voloshinov – Marksizm ve Dil Felsefesi (2020)

Valentin Nikolaevich Voloshinov’un 1929 yılında yayımlanan ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’, yalnızca dilbilimdeki değil, aynı zamanda antropoloji, psikoloji, edebiyat ve kültür incelemelerindeki modern eğilimler açısından eşsiz bir eserdir.

Voloshinov’a göre, insan dili konusundaki incelemeler zaman ve mekân içindeki toplumsal varoluştan ve toplumsal-ekonomik koşulların etkisinden ayrı tutulamaz.

Düşünür burada, her şeyden önce dilsel olanın toplumsal rolüyle ilgilenir ve dili, en tipik haliyle diyalojik değiş tokuşlarda ve içselleştirme aracılığıyla iç konuşmalarda ve düşüncelerde sergilenen toplumsal etkileşim olarak görür.

Varoluşun insan bilincinin merceğinden geçerek kırılmasının yalnızca, doğası gereği toplumsal etkileşime demir atmış olan dilsel iletişimden kaynaklandığını düşünen Voloshinov’a göre, diyalektik yöntem çerçevesinde diyaloğu kavramlaştırmak, insan medeniyetinin tüm boyutları açısından dilin taşıdığı temel önemi anlamanın biricik yoludur.

Kitabın bir diğer muazzam katkısı ise, dil teorisi ve incelemeleri alanında, Humboldtçu/Vosslerci tez ile bunun karşısına dikilen Saussurecü antitezin yerini almaya aday olacak sıkı bir sentez sağlaması.

Fredric Jameson’ın, Voloşinov’un kitabı üzerine 1974’te kaleme aldığı kapsamlı tanıtım yazısında, ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’ni “Bir bütün olarak dilbilim incelemeleri konusundaki en iyi giriş kitabı” olarak nitelediğini de belirtelim.

  • Künye: Valentin Nikolaevich Voloshinov – Marksizm ve Dil Felsefesi, çeviren: Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, dilbilim, 323 sayfa, 2020

Kolektif – Mekân Varyasyonları (2020)

Toplumsal mekân meselesini felsefe ve sosyal bilimlerin penceresinden irdeleyen güzel bir derleme.

Çalışmayı, insanın mekânla kurduğu ilişkiye eleştirel bir perspektiften bakmak isteyen okurların özellikle seveceğini özellikle belirtelim.

Mekâna dair farklı teorileştirme pratiklerini barındırmasıyla büyük önem arz eden kitaba katılan yazarlar,

  • Marksizm ve toplumsal mekân meselesi,
  • Henri Lefebvre’nin gündelik hayat ve toplumsal mekâna dair yaklaşımı,
  • Edward Said’in mekânsal praksisi,
  • Immanuel Wallerstein düşüncesinin mekân, epistemoloji ve sosyal bilim bağlamında yorumu,
  • Mekânın tahakkümü,
  • Gaston Bachelard’ın poetik mekânı,
  • Heidegger’de mekânsallık ve zamansallık,
  • Jean Paul Sartre’da zamansal oluş ve no-place,
  • Merleau Ponty düşüncesinde mekânın teni ve deneyimin ontolojisi,
  • Ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da yer ve eşya ilişkisi konularını tartışıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: A. Kadir Gülen, Senem Kurtar, Pınar Yurdadön, Ömer Faik Anlı, Nehir Durna, Kaan H. Ökten, Çağatay Şahin, Dilan Alataş ve Özgür Taburoğlu.

  • Künye: Kolektif – Mekân Varyasyonları, editör: Senem Kurtar, Nota Bene Yayınları, kent çalışmaları, 312 sayfa, 2020