Ronald Grigor Suny – Ararat’a Bakmak (2015)

Modern Ermeni tarihine farklı açılardan bakan önemli bir çalışma.

Yazar, Ermenilerin ilk ortaya çıkışından bugüne tüm tarihlerini, bir siyasi yapı oluşturma çabası olarak ele alıyor.

Rus-Ermeni ilişkileri, Ermeni devrimci hareketinin doğuşu, Soykırım gibi konularda aydınlanmak için sağlam bir kaynak.

  • Künye: Ronald Grigor Suny – Ararat’a Bakmak, çeviren: Ebru Kılıç, Aras Yayıncılık, tarih, 408 sayfa, 2015

Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı – Gerçekte(n) Öyle mi Olmuş (2019)

Gerçek ötesi (Post-truth) olarak adlandırılan günümüzde, tarih disiplini nasıl bir dönüşüm geçirdi?

Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı bu önemli çalışmalarında, post-truth süreçte, tarihi ve tarihçiliğin geleceğini etkileyecek riskleri ve tehditleri kapsamlı bir bakışla izliyor.

Tarihin siyasiler tarafından bir meşruiyet aracı olarak kullanarak tarihi, başka bir deyişle hakikati nasıl suistimal ettiğini gözler önüne seren yazarlar, yine bununla bağlantılı bir durum olarak medyada üretilen tarihsel bilginin gerçekliğinin denetlenememesiyle ortaya çıkan ve toplumsal kutuplaşmalara yol açan bilgi kirliliğinin boyutlarını ortaya koyuyor.

Kitap,

  • Tarihin ve tarih eğitiminin varlık-amaç işlevlerinin belirlenmesinin temelinde yatan nedenleri,
  • Geçmişin çağrışımının siyasetle ilişkisini,
  • Günümüz bilgi teknolojilerindeki değişimi,
  • Dördüncü sanayi devrimiyle dönüşecek toplumsal yapının dinamiklerini,
  • Ve toplumun geçmiş ve gelecek algısı ile bu algının post-truth dönemdeki yansımalarını irdeliyor.

Özellikle gerçeğin peşinden koşan tarihçiler ile tarih severlerin muhakkak okuması gereken çalışma, siyasetçiler ile yeni medya ve onun uzantılarının hakikati nasıl eğip büktükleri ve tarihçiliği bekleyen olası riskler konularında Türkiye’de iyi bir tartışma başlatmaya aday.

  • Künye: Ahmet Şimşek ve Sibel Yalı – Gerçekte(n) Öyle mi Olmuş: Post-Truth Zamanlarda Tarihin Temsili, Yeni İnsan Yayınevi, tarih, 184 sayfa, 2019

Ian Kershaw – Hitler 2 (2009)

İngiliz tarihçi Ian Kershaw’ın Adolf Hitler hakkında başvuru niteliğindeki iki ciltlik biyografisinin 1889-1936 dönemini ele alan ilk cildi 2007 yılında yayımlanmıştı.

Kershaw ilk ciltte, Nemesis’in idareyi ele almaya başladığı 1936 yılına kadarki zaman dilimini, yani Hitler’in yenilmez olduğunu düşündüğü Hubris (Kibir) dönemini anlatıyordu.

Biyografinin şimdi yayımlanan ikinci cildi ise, Hitler’in hayatının 1936-1945 arasındaki çöküş sürecini anlatıyor.

Yazarın bu cilt için seçtiği Nemesis ismi, Yunan mitolojisinde cezalandıran tanrıça demek ve tanrıların aşırı kibir ya da “hubris”e yol açan insan budalalığını cezalandırması anlamına geliyor.

  • Künye: Ian Kershaw – Hitler 2, 1936-1945: Nemesis, çeviren: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları, biyografi, 1164 sayfa

Vasilis Kiratzopulos – Kayıt Olunmamış Soykırım (2009)

Vasilis Kiratzopulos ‘Kayıt Olunmamış Soykırım’da bizi, çok uzak olmayan bir tarihe, 6-7 Eylül olaylarının yaşandığı 1955 yılındaki İstanbul’a götürüyor.

Yazar, 6-7 Eylül olayları için, “Eylül’de olanlar” anlamına gelen “Septemvriana” kavramını kullanıyor.

Olayların yaşandığı dönemin öncesi ve sonrasını kapsamlı bir bakışla irdeleyen Kiratzopulos’un, uluslararası hukukun soykırım kavramına da daha yeni ve daha geniş bir anlam vermesi ise, dikkat çeken bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.

Zira yazar, Septemvriana’nın İstanbul Rum Cemaatine karşı yapılmış ve halen cezasız kalmış bir soykırım hareketi olduğunu savunuyor.

  • Künye: Vasilis Kiratzopulos – Kayıt Olunmamış Soykırım: İstanbul Eylül 1955, çeviren: Sonya Özzakar, Pencere Yayınları, siyaset, 201 sayfa

Naşit Hakkı Uluğ – Derebeyi ve Dersim (2009)

Yunus Nadi ve Falih Rıfkı ile aynı ekolden olan Naşit Hakkı Uluğ, feodalizm ve köyüler konularında Cumhuriyet’in yaklaşımının ateşli savunucularındandı.

‘Derebeyi ve Dersim’ de, Cumhuriyet’in Kürt sorununun çözümü konusundaki inkârcı ve şiddet taraftarı yaklaşımını en iyi yansıtan kaynaklardan biri oluşuyla şaşırtıcı değil.

Kürt sorunun müzakere edilmeye başlandığı, ayrıca Dersim Katliamı’nın yeniden tartışıldığı günümüzde, şu ana kadar Türkiye’de egemen olan bu anlayışın ülkeyi getirebileceği tehlikeli durum, Uluğ’un yaklaşımında açıkça görülüyor.

Kitabında feodalizm, Dersim, din, aşiretler ve seyyitler gibi konuları anlatan Uluğ, Kürtlerin Türk soyundan geldiklerini de savunuyor.

  • Künye: Naşit Hakkı Uluğ – Derebeyi ve Dersim, Kaynak Yayınları, siyaset, 82 sayfa

James George Frazer – Günah Keçisi (2019)

James George Frazer’ın en ilginç çalışmalarından olan bu kitap, Günah Keçisi olgusunu parçalarını oluşturan unsurlarına kadar ayırarak bu tuhaf fikrin kökenlerine iniyor.

Eski toplumlarda, kötülüğün cansız nesnelere, hayvanlara, insanlara, taş ve sopalara aktarılması geleneğini irdeleyerek başlayan kitap, devamında da,

  • Günah keçilerinin genel özellikleri,
  • Klasik Antik Çağ’da insan günah keçileri,
  • Meksika’da Tanrıyı öldürme anlayışını,
  • Satürnalya ve benzeri festivallerle günah keçisi olgusu arasındaki ilişkiyi,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konuları irdeliyor.

Frazer’ın çalışması, “maddi bir yükü başkalarının sırtına yükleme imkânı ile bedensel ve zihinsel rahatsızlıklarımızı bizim adımıza taşıyacak birine aktarma” olarak tanımladığı Günah Keçisi fikrini antropolojik, dini ve tarihsel açılardan irdelemesiyle çok önemli.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bakire Meryem görüşü gerçek anlamı unutulmuş eski bir putperest geleneğine getirilmiş bir Hıristiyan yorumundan başka bir şey değildir.”

“Avrupa değerlerine hayranlık duyan bir kabile mensubu Fransız bir seyyaha yalvararak kendisine sopayla sertçe vurmasını istedi. Seyyah çıplak sırtına vurdukça adamın yüzü minnetle ışıldıyordu.”

“1857’de Bolivya’nın Aymara Adaları ile Peru’da veba salgını çıkınca, vebaya yakalananların giysileri siyah bir lamaya yüklenip üstüne de brendi serpilmiş ve hayvan hastalığı da beraberinde götüreceği umuduyla dağlara götürülüp serbest bırakılmıştı.”

“1644 yılında İskoçya’yı ziyaret eden bir kişi Leith Links’te aynı anda dokuz kanlı canlı cadının yakıldığına tanık olmuştu.”

“İnsanlar kötü ruhlara iyi ruhlardan çok daha fazla boyun eğerler. Zira korku ve suçluluk duygusu aşk ve minnettarlık duygusundan çok daha güçlüdür.”

“Günah ve ıstıraplarımızı, bunları bizim yerimize üstlenecek olan başka bir varlığa aktarma ilkel zihne özgü bir kavramdır.”

  • Künye: James George Frazer – Günah Keçisi, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, antropoloji, 408 sayfa, 2019

Raj Patel ve Jason W. Moore – Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi (2019)

Bu kitap, modern dünyanın yedi ucuz şeyle meydana geliş sürecini adım adım izliyor:

Doğa, para, emek, bakım, gıda, enerji ve yaşam.

Raj Patel ve Jason Moore’un eleştirel bir kapitalizm tarihi olarak okunabilecek kitapları, insanlarla yaşam ağı arasındaki karmaşık ilişkiler üzerine düşünmemiz ve bu ilişkiler vesilesiyle içinde bulunduğumuz dünyanın ve dünyanın neye benzeyeceğini anlamamızı sağlayan bir yöntem sunuyor.

Yazarların buradaki asıl amaçlarının ne olduğunu görmek için, en başta “ucuz”dan tam olarak neyi kast ettiklerini görmek gerekiyor.

Yazarlara göre kapitalizm, nakit paranın her yerde olduğu bir düzenden ziyade ucuz veya potansiyel olarak ucuz doğanın okyanuslarında nakit alışverişi yapılan adacıkların bulunduğu bir düzendir.

Başka bir deyişle ucuz, kapitalizmin çalışmayı mümkün en asgari bedelle seferber eden bir stratejisi olarak özünde kapitalizmle yaşam arasındaki ilişkileri yöneten bir araçtır.

İşte bu kitap, ilk olarak kapitalizmin neden sömürgecilikten bağımsız düşünülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor ve ikinci olarak da kapitalizmin, doğa, para, emek, bakım, gıda, enerji ve yaşamı ucuzlatarak hayatımızı nasıl kontrol altına aldığını gösteriyor.

Yazarlar kitaplarının sonunda da, yüzyıllar boyu süren sömürünün doğurduğu haksızlıkları tartışarak insanların doğadaki yeri ve kapitalizmin yarattığı tahribat üzerine okurunu düşündürüyor.

  • Künye: Raj Patel ve Jason W. Moore – Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi: Kapitalizm, Doğa ve Gezegenin Geleceği Üzerine Bir Rehber, çeviren: Serkan Gündüz, Kolektif Kitap, tarih, 286 sayfa, 2019

Charles Panati – Sıradan Şeylerin Sıra Dışı Kökleri (2009)

Charles Panati, ‘Sıradan Şeylerin Sıra Dışı Kökleri’nde, geleneklerin, batıl inançların ve günlük objelerin ilginç hikâyelerini anlatıyor.

200’ün üzerinde günlük objenin, batıl inancın, özel günün ve geleneğin nasıl ortaya çıktığını anlatan Panati, hiç sorgulanmadan uygulanagelen davranışlar konusunda keyifle okunan bir çalışmaya imza atmış.

2400 yaşındaki Lades kemiğinin Etrüsklere dayanması; İngiliz Druid rahiplerinin kutsal saydığı dört yapraklı yoncanın günümüzde de şans getirdiğine inanılması ve gömlek, smokin, külot, at nalı, gecelik, patates cipsi ve sakız gibi sayısız nesnenin hayatımıza ne zaman girdiği, kitapta ele alınan ilginç konulardan bazıları.

  • Künye: Charles Panati – Sıradan Şeylerin Sıra Dışı Kökleri, çeviren: Melis Aktaş, Maya Kitap, kültür, 326 sayfa

Rena Molho – Selanik Yahudileri (2015)

1856-1919 arasındaki çalkantılı dönemde, Selanik’in özgün bir topluluğu olan Yahudiler’in, kentin toplumsal ve siyasal yaşamındaki rolünü ortaya koyan bir çalışma.

Selanik Yahudi toplumunun kurum ve vakıfları, bu topluluğun eğitim altyapısı ve ideolojik formasyonu gibi konular hakkında bir başucu kitabı.

  • Künye: Rena Molho – Selanik Yahudileri, çeviren: Panayot Abacı, Bağlam Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2015

Kolektif – İstanbullu Rumlar ve 1964 Sürgünleri (2019)

1964 yılı, İstanbullu Rumlar ve İstanbul için kara bir yıldır.

Rumlar bu tarihte evlerini terk etmek zorunda bırakıldılar doğup büyüdükleri bu şehirden sürgün edildiler.

Rumlar 1964 yılında başlayan korkunç süreç için apelassis sözcüğünü kullanırlar.

Apelassis kovulma, evinden ayrılmaya zorlanma, sürülme, sürgün edilme anlamlarına gelir.

İşin kötüsü, 1964 Sürgünleri hakkında bizde yapılmış kayda değer çalışmalar çok azdır.

İşte bu derlemede bir araya getirilen makaleler, aradan elli yıldan fazla süre geçse de 1964 Sürgünlerini derinlemesine incelemesiyle önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

Kitap, dört bölümden oluşuyor.

Birinci ve ikinci bölümler, 1964 Sürgünlerinin ortaya çıkış nedenlerini kapsamlı şekilde irdeliyor.

Üçüncü bölüm, 1964 Sürgünlerinin şimdiye kadar yazılı olarak nasıl aktarıldığı konusuna odaklanıyor.

Dördüncü bölüm ise, İstanbullu Rumların sınır dışı edilmelerinden sonra neler olduğuna bakıyor, Sürgünlerin Atina’da yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar da şöyle: İlay Romain Örs, Baskın Oran, Alper Kaliber, Rita Ender, Yorgos Katsanos, Emilia Themopolou, Anna Theodorides, Alexis Alexandris, Elçin Macar, Herkül Millas, Stavros Anestidis, Christina Vamvouri, Vassilis Messis, Emre Can Dağlıoğlu, Koray Yaşar, Emre Metin Bilginer, Hakan Yücel, Süheyla Yıldız, Maria Kazantzidou, Eleni İoannidou, Nikolaos Uzunoğlu, Cengiz Aktar ve Samim Akgönül.

  • Künye: Kolektif – İstanbullu Rumlar ve 1964 Sürgünleri: Türk Toplumunun Homojenleşmesinde Bir Dönüm Noktası, derleyen: İlay Romain Örs, İletişim Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2019