Onur Eylül Kara – Yapabileceğimizi Yapmak (2019)

❝‘Minör siyaset’ bizden, gündeliğimizden, olduğumuz halden, akışın kendisinden yükselen bir siyaset ya da yaşam etiği öneriyor.❞

Onur Eylül Kara da, bu noktadan yola çıkıyor ve Spinoza, Nietzsche, Deleuze ve Guattari’nin düşünce hattından yararlanarak Türkiye açısından minör siyasetin imkânlarını tartışıyor.

Siyaset bilimi ya da felsefesi, siyasal ilişkileri çoğunlukla tahakküm ilişkileri içinde tanımlar.

Klasik ve modern dönem siyaset düşüncesinde de hâkim olan bu anlayışı, Foucault ve Deleuze gibi çağdaş düşünürler, disiplin ve kontrol gibi olguların toplum içindeki rolüne dikkat çeken yeni “minör” bakış açılarını geliştirerek ve siyaseti yalnızca “tahakküm” bağlamına yerleştiren anlayışı yapısöküme uğratarak dönüştürdüler.

Kara da, yaşamın farklı alanlarında minör oluşumlar, eylemlilikler ve pratiklerin var olduğunu, bunların yalnızca siyasetle “ilgili” değil, aynı zamanda ve bizzat siyasal olduklarını belirtiyor.

Yazara göre, bu minör siyasal eylemlilik ve pratikler, siyaset biliminde ve felsefesinde ya da “siyasal” olan insanların ve toplulukların gözünde hak ettikleri yeri bulamamışlardır.

  • Künye: Onur Eylül Kara – Yapabileceğimizi Yapmak: Minör Siyaset ve Türkiye Örneği, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2019

Claire Colebrook – Gilles Deleuze (2009)

Claire Colebrook, ‘Gilles Deleuze’de, filozofun özgün terminolojisini ve kavramlarını irdeliyor.

Deleuze’ü kronolojik bir biçimde ele almaktan imtina eden Colebrook, filozofun karmaşık ontolojik projesini ve terminolojisini daha anlaşılabilir hale getirmeye çalışıyor.

Yazar, Deleuze’ün felsefeci olarak ne önerdiğini anlamanın, felsefenin sanat ve bilimle ilişkisini anlamaktan geçtiğini savunuyor.

Colebrook, Deleuze’ün felsefi fikirlerini, bilim ve sanattan yararlanarak geliştirdiğini söylüyor.

Yazar buradan hareketle, edebiyat, sanat, psikanaliz, felsefe, genetik bilimi, sinema, toplumsal teori gibi farklı alanlar ekseninde, Deleuze’ün dünyasına iniyor.

  • Künye: Claire Colebrook – Gilles Deleuze, çeviren: Cem Soydemir, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 215 sayfa

Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi (2019)

Çağdaş Fransız felsefesi hakkında iyi bir derleme.

Kitabı benzer türdeki çalışmalardan ayıran en önemli husus, hem konuyu çok daha geniş bir kapsamda irdelemesi hem de aynı zamanda bir felsefe tarihi çalışması olarak tasarlanması.

Kitapta, Paul Janet, Henri Bergson, Gabriel Marcel, Jacques Lacan, Jean-Paul Sartre, Emmanuel Levinas, Albert Camus, Paul Ricoeur, Gilles Deleuze, Michel Foucault, Jacques Derrida, Alain Badiou ve Jacques Rancière üzerine makaleler yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ülker Öktem, Ali Osman Gündoğan, Emrah Akdeniz, Faezeh Abedkouhi Akdeniz, Ogün Ürek, Cevriye Demir Güneş, Feyza Şule Güngör, Eren Rızvanoğlu, Kasım Küçükalp, Ufuk Bircan, Banu Alan Sümer, Murat Erşen ve Fatma Erkek.

Kitabı, çağdaş Fransız felsefesinin önde gelen aktörleri üzerine pratik bir çalışma arayanlara tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi, editör: Işıl Bayar Bravo, Hamdi Bravo ve Banu Alan, Phoenix Yayınları, felsefe, 392 sayfa, 2019

Alain Badiou – Fransız Felsefesinin Macerası (2015)

Alan Badiou’dan, bugün artık başlı başına bir felsefe okulu olmuş Fransız felsefesinin 1960’lardan günümüze öznel bir dökümünü sunuyor.

Bu dönemin Fransız felsefesinin tefekkür ve bilgeliğin yerine eylemi tercih etmeyi önerdiğini söyleyen Badiou, Sartre’dan Deleuze’a, Lacan’dan Foucault’ya birçok filozofu derinlikli bir okumaya tabi tutuyor.

Badiou, bunu yaparken 1960’lardan 1980’lere, oradan 1990’ların ortalarına uzanıyor ve Avrupa felsefesine yön vermiş bu isimlerin hem felsefi söylemlerini eleştirel bir bakışla analiz ediyor hem de bu isimlerin kendisindeki karşılıkları üzerine yoğun bir şekilde düşünüyor.

Badiou’nun burada tartıştığı düşünürlerin tam listesi:

Jean-Paul Sartre, Paul Ricœur, Georges Canguilhem, Louis Althusser, Jacques Lacan, Michel Foucault, Gilles Deleuze, Jacques Derrida ve Jacques Rancière.

  • Künye: Alain Badiou – Fransız Felsefesinin Macerası:1960’lardan Günümüze, çeviren: P. Burcu Yalım, Metis Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2015

Nicholas Thoburn – Deleuze, Marx ve Politika (2009)

Nicholas Thoburn bu ilgi çekici kitabında, Gilles Deleuze’ün tamamlayamadığı ‘Marx’ın İhtişamı’ eserini inceleyerek, düşünürün Marx’la bağlanma alanlarını açığa çıkarmayı amaçlıyor.

Thoburn, bu eserden hareketle, Deleuze’ün minör politikasıyla Marx’ın kapitalist dinamikler eleştirisi arasındaki politik, kavramsal ve kültürel bağlamı inceliyor.

Thoburn’un çalışması, Deleuze’ün Marx’a ve Marxçı ilgilere bağlanmasının nasıl yararlı ve yenilikçi politik figürler geliştirebileceğini açığa çıkararak proletarya, değer ve denetim sorunundan iş eleştirisine kadar, bir dizi çevresel ve kavramı irdelemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Nicholas Thoburn – Deleuze, Marx ve Politika, çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 286 sayfa

Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi (2018)

Manuel DeLanda ‘Yeni Bir Toplum Felsefesi’nde, toplumsal ontolojiye yeni bir yaklaşım getiriyor.

DeLanda bunu yaparken de, 20. yüzyılın son on yıllarında öbekleşmelere ve kendi tarihsel kimliklerini yaratıp istikrarlı kılan süreçlere ilişkin “öbekleştirme” kuramını oluşturan Gilles Deleuze’nin fikirlerinden yola çıkıyor.

Deleuze bu kuramı, heterojen parçalardan inşa edilmiş çok çeşitli bütünlere uygulayıp atomlar ve moleküllerden biyolojik organizmalara, türlerden ekosistemlere dek birçok varlığı öbekleşmeler biçiminde değerlendirdi ve buradan hareketle de onları tarihsel süreçlerin ürünü varlıklar olarak saptadı.

DeLanda ise, “öbekleştirme” kavramından yola çıkarak hem Deleuzecü ontolojinin bütününü çözümleyici bir tarzda yeniden kuruyor ve hem de “öbekleştirme”yi bir adım öteye taşıyor.

Buradan yola çıkarak, gerçekçiliğin kusurlarını bertaraf etmeye imkân tanıyan “yeni bir öbekleşme kuramı”nın temel fikirlerini ve kavramlarını irdeleyen DeLanda, Deleuze’ün yanı sıra, Max Weber, Fernand Braudel, Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Erving Goffman gibi düşünürlerin yaklaşımlarını da irdeliyor.

De Landa ayrıca, öbekleşmeleri Hegelci tümlüklerle mukayese ediyor ve inorganik, organik ve toplumsal öznelerin sentezini açıklamada tarihsel süreçlere başvuruyor.

  • Künye: Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Teorisi ve Toplumsal Karmaşıklık, çeviren: Serkan Çalcı, Kolektif Kitap, felsefe, 248 sayfa, 2018

Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları (2018)

Peter Sloderdijk’ın, insanlığın ilerleme mefhumunun karamsar bir tablosunu çizdiği ‘Yeniçağın Kötü Çocukları’, tarihte iz bırakmış kimi isimlerin yapıp ettikleri üzerinden ilerliyor.

Sloterdijk bunu yaparken, insanlığın ilerleme dürtüsünün kaynağının ne olduğu ve tarihsel sürecin özgürlüğü beraberinde getirip getirmeyeceği gibi önemli soru ve sorunlara yanıt arıyor.

Bu bağlamda, Madame de Pompadour, Napoleon, İsa, Deleuze, Guattari, Çernişevskiy ve Stalin gibi tarihe geçmiş isimlerin izini süren Sloterdijk, modernitede gelenek bağlarının koptuğu ve nesiller arası alışverişin zayıfladığı günümüzde, tarih ve ilerlemenin ne anlama geldiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Yeniçağın Kötü Çocukları’ karamsar olduğu kadar gerçekçi ve dolayısıyla hakiki bir sorgulama.

  • Künye: Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları, çeviren: Şeyda Öztürk, Edebi Şeyler Yayınları, siyaset, 408 sayfa, 2018

Efe Baştürk – İçkinlik Demokrasisi (2018)

Gilles Deleuze’ün politik felsefesinin kaynakları, gelişimi ve etkileri hakkında sağlam bir inceleme.

“Deleuze’e başvurmadan politik felsefe mümkün müdür?” sorusunun yanıtını arayan Efe Baştürk, öncelikle Deleuze’ün Platon ve Hegel’e yaklaşımını analiz ederek kitabına başlıyor ve yine burada, Deleuze’ün “molar-felsefe” ve “diyalektik aklın olumsuzlayıcı işlevi” kavramlarını tartışıyor.

Baştürk, kitabının ikinci bölümünde ise, Louis Althusser, Jacques Rancière ve Jean-Luc Nancy gibi Deleuze’ün çağdaşı filozoflar ile Deleuze arasındaki etkileşimi irdeliyor.

  • Künye: Efe Baştürk – İçkinlik Demokrasisi: Deleuze ve Politik Felsefe, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 174 sayfa, 2018

Douglas Spencer – Neoliberalizmin Mimarlığı (2018)

Kimi mimar ve mimarlık kuramcıları, kendilerini mimarlığa yeni ve özgürleştirici bir yön kazandıran birer öncü gibi göstermek amacıyla Deleuze ve Guattari’ye ait kavramsal sözdağarcığını nasıl suistimal ediyor?

Başka bir deyişle Zaha Hadid, Patrik Schumacher, Rem Koolhaas ve Greg Lynn Spencer gibi bugün mimarlık alanının şöhretli isimlerinin ortaya koydukları, özünde neoliberal düşünceyle nasıl bir ortaklık kurdu?

Şehircilik tarihi ve kuramı ile mimarlık üzerine uzun yıllardır ders vermekte olan Douglas Spencer bu önemli çalışmasında, çağdaş mimarlıktaki egemen düşünce ve uygulamaların neoliberal yönetim teknikleriyle nasıl bir ittifak kurduğunu gözler önüne seriyor.

Spencer, “mimari Deleuze’cülük”ün hem yazılı söylemini yakın bir okumaya tabi tutuyor, hem de inşa edilmiş projelerini analiz ederek aslında bunların, özgürleştirici olmak şöyle dursun, neoliberal özneleştirme gündemine alet olduğunu ortaya koyuyor.

Kitap bunun yanı sıra, mimarlıkta post-eleştirel ve “projeci” görüşün gelişimini ve bunun hayata geçirilmesi için mimarlık kuramına nasıl yeni bir biçim ve amaç kazandırıldığını ele alıyor.

Ayrıca mimarlıkta kendiliğinden organizasyona, karmaşıklığa ve oluşuma ilişkin genel modeller üzerinde, özellikle de bunların neoliberalizme ait “hakikat oyunları”nın inşasında nasıl rol oynadığı üzerinde duruyor.

Spencer, buna ilaveten, son zamanlarda mimarlık söylemine hâkim olan duygulanım kuramlarını eleştirel bir bakışla ele alarak, yapılı çevreyle ilgili dolayımsız ve post-linguistik deneyimlerin olumlanmasını sorguluyor.

Spencer, aynı zamanda, Foucault’nun izinden giderek “öznelliğin üretimi” dediği mesele bağlamında, neoliberalizmin verimli bir iktidar ve denetim modeli ve aracı olarak işleyişini anlamaya ve ortaya sermeye çalışıyor; neoliberalizmi, kapitalizmin hiç değişmeyen asli “doğasının” gem vurulamayan aşırı bir dışavurumu gibi sunmaktansa, bir iktisadi düşünce ekolü olarak kavramaya çalışıyor.

Bu minvalde hem Foucault’nun “Biyopolitikanın Doğuşu” üzerine derslerini, hem de daha yakın zamanlarda bu dersler üzerinden çalışmalarını geliştiren Christian Laval, Pierre Dardot ve Philip Mirowski gibi yazarların yazılarını esas alan Spencer, Zaha Hadid Architects, Foreign Office Architects, Rem Koolhaas/OMA gibi önemli mimari projeleri bu bağlamda analiz ediyor.

  • Künye: Douglas Spencer – Neoliberalizmin Mimarlığı: Çağdaş Mimarlığın Denetim ve İtaat Aracına Dönüşme Süreci, çeviri: Akın Terzi, İletişim Yayınları, mimari, 304 sayfa, 2018

Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx (2014)

Tersi yönde eleştirilere rağmen Gilles Deleuze, kendini Marksist olarak tanımlıyordu.

Fakat Deleuze’ün hem bireysel hem de ortak çalışmalarına dadanan bu Marx hayaletiyle hâlâ tamamen hesaplaşılmış değil.

Bu kitaptaki yazarlar ise tam da bunu, yani Deleuze’ün Marx’la ilişkisinin sınırlarını belirliyor.

  • Künye: Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx, derleyen: Dhruv Jain, çeviren: Aslı İkizoğlu, Otonom Yayıncılık