Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar (2018)

Friedrich Nietzsche’nin 1872-1873 tarihleri arasında, Platon öncesi antik filozoflar üzerine verdiği dersler burada.

Fakat Nietzsche’nin arşivlerdeki elyazmalarından yola çıkan Paolo D’lorio, bu notları yeniden derlemiş ve böylece derslerin daha önceki 1913 ve 1921 tarihli Almanca baskılarında eksik olan kısımları tamamlamış.

Dolayısıyla Nietzsche’nin dersleri nihayet eksiksiz biçimde bize ulaşmış oluyor.

Nietzsche burada, Platon öncesi filozofların düşünme biçimleri üzerine derinlemesine düşünüyor ve böylece Antik dünya felsefesinin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Tanrılar veya sözünü ettiğim şeyler hakkında hakikati hiç kimsenin bilmediği ve hiç bilmeyeceği kesindir. Zira gerçek bir şey olabildiğince mükemmel tarzda söylense bile yine de gerçekten bilinmez. Kanı herkesi gafil avlar.” –Ksenophanes

“Çok bilgi insanı akıllı yapmaz; öyle olsa Hesiodos’u, Pythagoras’ı, Ksenophanes’i ve Hekataios’u akıllı yapardı.”

“Akıl yalnızca gizli bir hazzı istememelidir, tamamıyla özgür olmalı ve kendi saturnalialarını kutlamalıdır. Özgürleşen akıl, bakışını şeylere çevirir: Böylece ilk kez mundane existence (gündelik varoluş) ilgiye değer ve problematik görünür. İşte felsefi gayretin hakiki işareti: Gözümüzün önünde bulunana şaşırmak.”

“Tiran, kendisi ve yakın dostları dışında hiç kimsenin birey olmasına katlanmaz.”

  • Künye: Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar, derleyen: Paolo D’lorio, sunuş ve notlar: Paolo D’lorio ve Francesca Fronterotta, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 400 sayfa, 2018

 

Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi (2018)

Manuel DeLanda ‘Yeni Bir Toplum Felsefesi’nde, toplumsal ontolojiye yeni bir yaklaşım getiriyor.

DeLanda bunu yaparken de, 20. yüzyılın son on yıllarında öbekleşmelere ve kendi tarihsel kimliklerini yaratıp istikrarlı kılan süreçlere ilişkin “öbekleştirme” kuramını oluşturan Gilles Deleuze’nin fikirlerinden yola çıkıyor.

Deleuze bu kuramı, heterojen parçalardan inşa edilmiş çok çeşitli bütünlere uygulayıp atomlar ve moleküllerden biyolojik organizmalara, türlerden ekosistemlere dek birçok varlığı öbekleşmeler biçiminde değerlendirdi ve buradan hareketle de onları tarihsel süreçlerin ürünü varlıklar olarak saptadı.

DeLanda ise, “öbekleştirme” kavramından yola çıkarak hem Deleuzecü ontolojinin bütününü çözümleyici bir tarzda yeniden kuruyor ve hem de “öbekleştirme”yi bir adım öteye taşıyor.

Buradan yola çıkarak, gerçekçiliğin kusurlarını bertaraf etmeye imkân tanıyan “yeni bir öbekleşme kuramı”nın temel fikirlerini ve kavramlarını irdeleyen DeLanda, Deleuze’ün yanı sıra, Max Weber, Fernand Braudel, Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Erving Goffman gibi düşünürlerin yaklaşımlarını da irdeliyor.

De Landa ayrıca, öbekleşmeleri Hegelci tümlüklerle mukayese ediyor ve inorganik, organik ve toplumsal öznelerin sentezini açıklamada tarihsel süreçlere başvuruyor.

  • Künye: Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Teorisi ve Toplumsal Karmaşıklık, çeviren: Serkan Çalcı, Kolektif Kitap, felsefe, 248 sayfa, 2018

Platon – Kratylos (2018)

‘Kratylos’, Platon’un geç dönem diyaloglarından biri ve günümüzde özellikle dil felsefesinin gelişmesiyle birlikte daha fazla ilgi çeken bir eser.

Zira ‘Kratylos’ diyaloğu, adlar üzerinden dil konusunu derinlemesine tartışıyor.

  • Bir adı doğru yapan nedir?
  • Adların doğruluğunun üzerinde yükseldiği zemin nedir?
  • Adların ait oldukları şeylerle ne kadar ilişkisi vardır?
  • Adların işlevi nedir?
  • Bir şeyin kaç tane doğru adı olabilir?

Bu ve bunun gibi, dilbilim felsefesinin bugün de üzerine yoğun şekilde tartıştığı birçok sorunun yanıtını arayan Platon, dilin, sadece insanlar arasındaki iletişimi sağlayan bir araç değil, aynı zamanda varlığın ve bilmenin önemli unsurlarından biri olduğunu söylüyor.

‘Kratylos’, dilin felsefi, dinsel ve bilimsel yönlerini sorgulayan pek çok soru barındırmasıyla, bugün de güncelliğini koruyan muhteşem bir yapıt.

  • Künye: Platon – Kratylos, çeviren: Cenap Karakaya, İletişim Yayınları, felsefe, 125 sayfa, 2018

Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz? (2018)

Filozof Jacques Rancière ile yayıncı ve aktivist Eric Hazan arasında demokrasi ve demokrasinin geleceği üzerine ufuk açıcı bir tartışma.

Kısa, fakat oldukça yoğun bu kitap, verili demokrasiyi, onun temsiliyet kabiliyetini ve demokrasiyi yozlaştıran ve içini boşaltan bir olgu olarak popülizmi tartışıyor ve bütün bu tartışmayı da sınıf mücadelesi ve tahakküm gibi kavramlara dönük derin bir sorgulama bağlamında yürütüyorlar.

Rancière ve Hazan bunun yanı sıra, devlet ve şirketlerin tahakküm ve dayatmalarına karşı son on yıl içinde dünya çapında ortaya çıkmış halk hareketlerini de masaya yatırıyor.

İkili, bu isyanların başarılı veya başarısız olduğu yönleri irdelerken, bunların geleceğin muhalefeti açısından ne gibi potansiyel imkânlar barındırdıklarını da tartışıyor.

Demokrasinin güncel sorunları kadar, geleceğin demokrasi deneyiminin neye benzemesi gerektiği üzerine kafa yormak isteyenlerin de muhakkak okumak isteyeceği bir söyleşi.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Demokrasi temsilcilerin seçilmesi değil, iktidarı icra etme vasfı olmayanların iktidarıdır.”

“Hâkim kanı, temsili aşağıdan gelen bir hareket olarak sunar: Halk bu tasavvurda kendisine temsilci seçen kolektif bir gövde gibidir. Ama siyasal bir halk önceden var olan bir veri değil, bir sonuçtur.”

“Özgürleşme, zamanın normal düzeni içinde bir başka zaman yaratmanın bir biçimi, duyumsanabilir dünyada ortaklaşa ikamet etmenin başka bir tarzı olmuştur daima.”

“Gelecek için çalışılmaz, şimdi içinde kazıp bir mesafe yaratmak, bir saban izi bırakmak için, başka bir var olma tarzının deneyimini yoğunlaştırmak için çalışılır.”

“Bugün en başta gelen sorun daha ileri gitmeyi denemek değil, hâkim hareketin akıntısına karşı kulaç atmaktır.”

“(Bilim) Eylemin üstüne fazla büyük bir elbise biçer ve kendisini felç eden ayrıntı bolluğu içinde kaybolur.”

  • Künye: Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, söyleşi: Eric Hazan, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, siyaset, 64 sayfa, 2018

 

Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk (2009)

Charlotte Greig ‘Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk’ta, başkahramanı Susannah’ın, Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard gibi üç önemli Avrupalı filozofun rehberliğinde hayatı deneyimlemesini hikâye ediyor.

Susannah’ın günleri, 1970’lerin toplumsal ve cinsel özgürlüğünün damgasını vurduğu üniversite kampüsünde hayat, felsefe, arkadaşlık ve aşk üzerine düşünmekle geçer.

Bu esnada, sınıf arkadaşı Rob’la hesapta olmayan bir ilişki yaşayan Susannah, aynı zamanda, gelecek kaygılarıyla da yüzleşir.

Susannah’ın bu kaygı ve sıkıntılarla yüzleşmesine yardımcı olacak kişiler ise, Avrupa felsefesinin mihenk taşlarından Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard olacaktır.

  • Künye: Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk, çeviren: Aliye Yılmaz, Sel Yayıncılık, roman, 283 sayfa

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm (2018)

Henri Lefebvre’den diyalektik materyalizm üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Bunu yaparken praksisi diyalektik materyalizmin çıkış ve varış noktası olarak tanımlayan Lefebvre, hem prakisisi daha berrak bir ifadeye kavuşturmaya hem de onu bilinçli ve tutarlı bir toplumsal pratiğe dönüştürmeye çalışıyor.

Diyalektik materyalizmin bir dogma değil, araştırma ve eylem aracı olduğunu söyleyen Lefebvre, praksisin varlığı ve bilinci tanımlamak yerine onları konumlandırdığını belirtiyor.

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir.” diyen Lefebvre, formel mantığı aşan ama idealizme saplanan Hegelci diyalektiğin sıkı bir Marksist eleştirisini yapıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Bilgin bilgiyi ilerleterek düşüncenin hareketini tanıtlamış olur; ancak filozof da bilimin değerini tartışma konusu edip intikamını alır. Kesinlik ile üretkenlik arasındaki çelişki şiddetlenir;  bilimin değeri meselesi ve bilgi meselesi ortaya çıkar.”

Yaşamın anlamı, insan potansiyellerinin tam anlamıyla gelişmesinde yatar. Bu olanağı sınırlayan ve felç eden şey doğa değil, toplumsal ilişkilerin sınıfsal karakteridir.”

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir. Bu mantıksal-metafizik postulat tam da  “büyüsel”  düşüncenin postulatına denk düşer: Biçimle içeriğin ilişkisi bir tür ortaklık olarak kavranır. Formel özdeşlik, büyüsel düşüncedekine benzer bir özdeşlik şeması haline gelir. Aslen büyü doktrinlerine ve gizemciliğe karşı yöneltilen formel mantık bu hedefine varamaz, rasyonel kesinlikten yoksun bu türden teorileri gerçek anlamda aşamaz ve onların düzeyinde kalır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm, çeviren: Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık, felsefe, 116 sayfa, 2018

Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek (2018)

Philippe Mengue, doğal fiziksel yetenekleri kadar, sporu da seven, spor tutkunu bir babanın etkisiyle, içine çok erken yaşlarda spor aşkı aşılanmış olmasıyla, hayatı boyunca fiziksel aktivitelere ilgi duydu.

Bu ilginin neticesi olan elimizdeki kitabı ise, yürümek, koşmak, yüzmek gibi fiziksel aktiviteler konusunda, oldukça özgün bir felsefi sorgulama sunuyor.

Mengue burada,

  • Deleueze’da sporun içgüdüsel olarak reddini,
  • Rimbaud’nun Habeşistan günlerini,
  • Rousseau ve Kerouac’taki yola koyulma fikrini,
  • Merleau-Ponty ile Maldiney’e göre “estetik” beden veya görüngübilimcilerin duyumsayan bedeni,
  • Kötülük yazınında Sade’la, Bataille’la ele alınan erotik bedeni,
  • Artaud ile “organsız beden”i,
  • Bedenin Eros aracılığıyla Platon’dan beri en yüce felsefeyle bağlantılı olma halini,
  • Tanrısal tapınma aracı olarak antik spor müsabakalarını,
  • Bedenin denizde aldığı “oluşlar”ı,
  • Ve bunun gibi, spor ve hareket halindeki beden üzerine sistemli pek çok düşünce egzersizi yapıyor.

Künye: Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek: Kaçak Beden, çeviren: Orçun Türkay, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 244 sayfa, 2018

Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde (2018)

Leo Strauss, 1971-72 güz ve bahar döneminde St. John’s College’da, Friedrich Nietzsche’nin ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’ adlı kitabı üzerine seminer vermişti.

Bu seminerler, Nietzsche’nin söz konusu kitabı kadar, düşünürün sistemini farklı yönleriyle ele almasıyla da önemlidir.

Strauss burada, öncelikle Nietzsche’nin güç istencinin kendisinin sisteminde temel gerçek olduğu iddiasıyla ilgileniyor ve bu iddiaların yorumdan öteye geçemediğini savunuyor.

Strauss ayrıca, kendi düşünüşünde başat yer tutan doğa sorunu ya da doğa ve tarih sorununun da Nietzsche’nin merkezi temalarından biri olduğunu gösteriyor.

Strauss, seminerinde bu konulara merkezi yer verse de, Nietzsche’den yola çıkarak Platon, Spinoza, Locke, Kant, Hegel, Marx, Freud ve Heidegger gibi düşünürlerin fikirlerini de uzanıyor.

Mark Blitz’in editörlüğü ve sunuşuyla sunulan kitabın bir diğer ilgi çekici yanı ise, bu seminer esnasında Strauss ile öğrenciler arasında yapılmış ufuk açıcı tartışmaları da sunması.

  • Künye: Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde, çeviren: Özgüç Orhan, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 376 sayfa, 2018

 

Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri (2018)

Felsefenin ve modern demokrasinin beşiğinin genellikle Antik Yunan, ya da daha doğru bir ifadeyle Atina olduğu söylenir.

Kojin Karatani de bu harika incelemesinde, Atina’nın felsefe ve demokrasideki bu rolünü teslim etse de, bu sistemin daha gelişmiş, yani daha eşitlikçi halinin İyonya’da yaşandığını söylüyor.

Atina’daki sistemin İyonya’daki sistemin yozlaşmış biçimi olduğunu savunan Karatani, İyonya’daki daha eşitlikçi sistemi “izonomi” kavramıyla tanımlıyor.

Düşünüre göre Atina’daki demokrasi sınıf eşitsizlikleri ve kölelik barındırırken İyonya’daki izonomi gerçek anlamda bir ekonomik ve siyasi eşitlik ile hareket özgürlüğü sunmaktaydı.

Karatani bu karşılaştırmayı yaparken, Yunan filozoflarının İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını açıklıyor.

Karatani bu bağlamda, Hippokrates, Hesiodos, Homeros, Heredotos, Herakleitos, Sokrates, Platon ve Pythagoras gibi filozofların düşüncelerinden hareketle İyonya toplumu ve düşüncesini, İyonya doğa felsefesinin arka planını ve İyonya doğa felsefesinin temel noktalarını açıklıyor.

Karatani öte yandan, Antik Yunan’daki demokrasi deneyimini, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi kriz bağlamında yeniden yorumluyor ve bugün reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı bizi daha uyanık olmaya davet ediyor.

Düşünüre göre, “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.”

  • Künye: Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2018

Selahattin Hilav – Felsefe El Kitabı (2009)

Yazar ve felsefeci Selahattin Hilav’ın ‘Felsefe El Kitabı’ isimli elimizdeki kitabı, aydınlanmacı felsefenin ve Marksizm’in Türkiye’de kuramsal olarak anlaşılmasında önemli katkısı var.

Daha önce ‘Entelektüeller ve Eylem’, ‘Edebiyat Yazıları’ ve ‘Felsefe Yazıları’ isimli çalışmaları da yeniden yayımlanan Hilav’ın, ilk olarak 1970’te ve ‘100 Soruda Felsefe El Kitabı’ başlığıyla yayımlanan bu eseri, felsefe alanındaki birçok sorunun yanıtını, kapsamlı bir biçimde vermesiyle göz dolduruyor.

Hilav bu çalışmasında, “Felsefe Nedir?”, “İlkçağda Felsefe”, “Ortaçağda Felsefe”, “Yeniçağda Felsefe” ve “Tarihsel Gerçeğimiz ve Felsefe” başlıkları altında, yüz önemli soruya cevap veriyor.

Kitabın güncel kapağı da aşağıda.

  • Künye: Selahattin Hilav – Felsefe El Kitabı, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 262 sayfa