Arthur Schopenhauer – Akıl Sağlığı (2015)

Bireyin her yönüyle sıkı bir cendereye alındığı günümüzde, akıl sağlığımıza nasıl sahip çıkabiliriz?

Yüzyıllar önce böyle bir kaygıyla yola çıkmış ünlü düşünür Schopenhauer, bizi başlıca tuzak ve manipülasyonlara karşı teyakkuzda olmaya çağırıyor.

“Son kale” denen aklımıza sahip çıkmak konusunda Schopenhauer’un söyleyecek çok şeyi var.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Farklı olan ancak farklı olan tarafından hissedilir.”

“Önümüzü göremediğimiz, gördüklerimizin de hayır mı şer mi olduğunu seçemediğimiz bugünlerde var olan aklımıza mümkün olduğu kadar mukayyet olmamız lazım. Fakat herkes elbirliği etmiş bizi aklımızdan etmek için uğraşıyor.”

“Muhakeme kabiliyeti ve kendine has fikirlere sahip olma, dünyanın ağzına kadar dolu olduğu sıradan, sefil kafalarda gerçekten eksik olan şeydir.”

“Bir manipülasyon çağında yaşıyoruz ve artık boş bulunup dolduruşa gelmemek, sinsi bir tezgahın safdil kurbanları olmamak için her şeyi ihtiyatla karşılıyor, her şeye temkinle yaklaşıyoruz.”

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Akıl Sağlığı, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları

 

Lars Svendsen – Kötülüğün Felsefesi (2018)

Lars Svendsen, yalnızlık, sıkıntı, korku ve özgürlük gibi, felsefenin ezeli ve ebedi sorunlarına odaklandığı çalışmalarıyla bilinen ve bu yönüyle sevilen isimlerden.

Svendsen’in bu tarz çalışmalarının son halkası ise, kötülük ve kötülüğün felsefesi.

Bu amaçla, savaşların, romanların, katliamların ve filmlerin izini süren Svendsen, bizi failleri ve mağdurlarıyla kötülüğün tarihsel serüvenine doğru bir yolculuğa davet ediyor.

Kötülüğe ilişkin kavramlarımız eski zamanlara oranla daha zayıf.

Buna neden olan etkenlerin başında ise, bugün kötülükle çepeçevre sarılmış bir dünyada yaşıyor olmamız.

Svendsen de, kötülüğe ilişkin bireysel ve toplumsal deneyimlerimizin bir dökümünü yapıyor ve kötülüğü ahlaki, politik ve pratik bir sorun olarak yeniden yorumluyor.

Kötülüğü çağdaş yaşamın olağan bir yüzü olarak tanımlayan Svendsen, bununla birlikte kötülüğün meşrulaştırılmaması ve kötülükle mücadele etmemiz gerektiğini belirtiyor.

Kitap, bu mücadelenin yollarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymasıyla, ayrıca önemlidir diyebiliriz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Dünyadaki tüm kötülüğün tek açıklaması biziz; az çok terbiye almış, saygın, normal insanlar.”

“Kötülük ne meşrulaştırılmalı ne de sözde açıklamalarla savuşturulmalıdır. Yapmamız gereken kötülükle mücadele etmektir.”

“Kötülükten bahsederken kullandığımız kelime dağarcığını yitirdik. Bu yüzden Kötülüğün Felsefesi, bu sorunun güncelliği etrafında kötülüğe ilişkin bireysel ve toplumsal deneyimleri düşünebilmenin ufkunu yeniden belirlemeye çalışıyor.”

  • Künye: Lars Svendsen – Kötülüğün Felsefesi, çeviren: Mehmet Hocaoğlu, Redingot Kitap, felsefe, 294 sayfa, 2018

Kolektif – Doğumunun 100. Yılında Hannah Arendt (2009)

‘Doğumunun 100. Yılında Hannah Arendt’, düşünürün yüzüncü doğum yılı olan 2006 yılında İstanbul’da gerçekleşen ‘Yeni Bir Yüzyılın Başlangıcında Hannah Arendt’i Düşünmek: Şiddet Sorunu’ başlıklı uluslararası katılımlı konferansa sunulan tebliğlerden oluşuyor.

Jeffrey Andrew Barash, Jacques Taminiaux, Hans-Helmut Gander, Thomas Dürr, Sanem Yazıcıoğlu ve Seçkin Sertdemir’in kitapta yer alan tebliğleri, Hannah Arendt’in düşüncesinin çeşitli veçhelerini ele alırken, düşünürün akademik çevrelerde alımlanışına da tanıklık ediyor.

Kitap, düşünce tarzıyla konuları yeniden konumlandırarak, felsefede yenilik yapmış Arendt’i çok boyutlu tanımak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Kolektif – Doğumunun 100. Yılında Hannah Arendt, hazırlayan: Sanem Yazıcıoğlu, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 228 sayfa

Allen W. Wood – Kant (2009)

Allen W. Wood, Kant’ı henüz tanımayan okurları hedeflediği eserinde, düşünürün felsefi görüşlerini enine boyuna inceliyor.

Filozofa dair konunun uzmanlarını ilgilendiren tartışmalar ve dipnotları asgari düzeyde tutan Wood’un çalışması, Kant düşüncesinin çeşitli yönlerini anlatmak veya nakletmekle kalmayıp, hem tek tek alanlardaki sorunları öne çıkarması, bu sorunlarla ilgili çözümler önermesi hem de çeşitli yönlerin ortak zeminine ilişkin getirdiği öneriler açısından dikkat çekiyor.

Wood, Kant’ın hayatı ve eserleri, teorik felsefesi, tarih, ahlak, beğeni, siyaset ve din felsefelerini ele alıyor.

  • Künye: Allen W. Wood – Kant, çeviren: Aliye Kovanlıkaya, Dost Kitabevi, felsefe, 239 sayfa

 

Martin Heidegger – Varlık ve Zaman (2018)

Martin Heidegger yirminci yüzyıl felsefesinde çığır açan düşünürlerden biri.

Bu etkideki aslan payı ise, kuşkusuz kült yapıtı, 1927 yılında yayımlanmış ‘Varlık ve Zaman’dır.

‘Varlık ve Zaman’ sadece yayınlandığı dönemde değil, daha sonraki pek çok düşünür üzerinde de derin izler bırakmış eserlerdendir.

“Varlığın anlamı ve amacı nedir?” sorusundan yola çıkan Heidegger, felsefe tarihini eleştirel bir bakışla sorgulamış ve buradan yola çıkarak felsefeye, bilgiye, tarihe ve bilime özgün açılımlar getirmiştir.

Heidegger, insanın dünya içindeki varoluşunu (Dasein’ı) özgün bir yöntem ve terminolojiyle çözümleyip açıkladığı kitabı, insanın varoluşunun zaman ufku içinde açığa çıktığını, bunun da varlığın açımlanması anlamına geldiğini ortaya koydu.

Bu sayede Heidegger, özne-nesne ve ruh-beden ayrımının üstesinden gelmeyi hedefleyen bir ontoloji yarattı.

Çağdaş felsefenin en önemli yapıtlarından biri olan bu kitapla Heidegger, yalnızca felsefede değil sanat, politika, dil, psikoloji, mimarlık ve teknoloji gibi alanlarda da derin bir etki yarattı.

Sartre, Levinas, Binswanger, Boss, Merleau-Ponty, Foucault, Derrida, Arendt, Gadamer, Jonas, Marcuse, Rorty, Agamben, Dreyfus gibi çok sayıda çağdaş düşünür Varlık ve Zaman’dan ilham aldı.

‘Varlık ve Zaman’ın elimizdeki baskısı ise, tümüyle yenilenmiş ve düzeltilmiş yeni bir çeviri oluşuyla ayrıca önemli.

  • Künye: Martin Heidegger – Varlık ve Zaman, çeviren: Kaan H. Ökten, Alfa Yayınları, felsefe, 640 sayfa, 2018

 

Nathan Kravis – Plato’dan Freud’a Terapi Divanının Gizli Tarihi (2018)

Terapi divanı psikanaliz kadar,  hatta muhtemelen ondan da ünlüdür.

Örneğin birçok filme, romana, hikâyeye konu olmuştur.

Ve en önemlisi de, başlı başına bir moda ikonu haline gelmiştir.

İşte Nathan Kravis’in keyifli ve aydınlatıcı bu kitabında, terapi divanı başrolü oynuyor.

Psikanaliz, sanat tarihi, felsefe, tarih, mobilya tarihi ve tıp tarihinin iyi bir bireşimi olarak okunabilecek kitap, Freud’un kendi yazılarından olabildiğince yararlanarak, terapi divanının uzun macerasını bizimle paylaşıyor.

Güzel ve ufuk açıcı resimlerle de zenginleşmiş kitap, analisti ziyaret ettiğimizde uzandığımız kadar okumak, hayallere dalmak, çağrışım yapmak için de uzandığımız divanı bize farklı yönleriyle anlatıyor.

  • Künye: Nathan Kravis – Plato’dan Freud’a Terapi Divanının Gizli Tarihi, çeviren: Denis Gürcü, Sola Yayınları, psikoloji, 216 sayfa, 2018

Jacob Rogozinski – Ben ve Ten (2018)

Ben dışsal gerçeklik tarafından üretilen bir yanılsama mıdır?

Önde gelen çağdaş Fransız düşünürlerinden Jacob Rogozinski’nin bu kitabı, “ben” konusuna geniş bir çerçeveden bakmasıyla önemli.

Rogozinski kitabına, iki ego katili olarak tanımladığı Heidegger ve Lacan’ın düşüncelerini irdeleyerek başlıyor ve oradan da Descartes, Husserl, Merleau-Ponty ve Artaud’un fikirlerine uzanarak ben ile ben-olmayan arasındaki farkı çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Yazar bunu yaparken de, fenomenolojinin ve psikanalizin zengin mirasından olabildiğince yararlanıyor, ayrıca yaşam, ölüm, aşk ve nefret gibi varoluşun temel sorularıyla sıkı bir yüzleşmeye girişiyor.

Kitaptan alıntı:

“Yaşamın benim yaşamım olmaktan çıktığı ve kolektif bir antiteye aktarılmak üzere egonun içkinliğinden koparıldığı andan itibaren faşizmi uzaklarda aramamıza gerek kalmaz.”

“Direnmek bir ben’in değil, bir biz’in işidir: Bir halkın, bir sınıfın ya da diyelim ki bir çokluğun işidir.”

  • Künye: Jacob Rogozinski – Ben ve Ten: Ego-Analize Giriş, çeviren: Melis Aktaş, Pinhan Yayıncılık, psikoloji, 392 sayfa, 2018

Sean Sayers – Marksizm ve İnsan Doğası (2009)

Sean Sayers ‘Marksizm ve İnsan Doğası’nda, tarihsel bir olgu olarak insan doğasını anlatıyor.

Yazar, kolay anlaşılabilir üslubuyla, Marx ve Hegel’in çalışmalarına dayanarak, Marksist hümanizmin çerçevesini oluşturuyor.

Kitabın ilk bölümünde, çalışmanın insan yaşamındaki rolüne ilişkin felsefi sorunlara odaklanılıyor.

Sayers burada, Marx’ın felsefesinin özgün niteliklerinden birisinin, insanların aslen üretken varlıklar olduklarını ve çalışmanın potansiyel olarak özgürleştirici ve insanın kendini gerçekleştirmesine yardımcı bir faaliyet olduğunu söylüyor.

Yazar, ikinci bölümde ise, özellikle insan doğası bağlamında, Marksizmin ahlaki içerimlerine odaklanıyor.

  • Künye: Sean Sayers – Marksizm ve İnsan Doğası, editör: Yıldız Silier, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, felsefe, 264 sayfa

Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm (2018)

Frederick Beiser, Alman İdealizmi, Alman Romantizmi, İngiliz Aydınlanması ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusundaki çalışmalarıyla, dünya çapında ün sahibi bir felsefeci.

Beiser’in bu kapsamlı çalışması da, 1790 ile 1800 arasındaki on yıllık zaman diliminde modern Alman politik düşüncesinin nasıl biçimlendiğini incelemesiyle çok değerli.

Beiser, bu on yıl zarfında, Fransız Devrimi karşısında oluşan reaksiyon, Almanya’da liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm gibi üç karşıt politik geleneğin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve bu geleneklerden her birinin, modern Alman politik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki gelişiminde merkezî rol oynadığını belirtiyor.

Yazar, bu geleneklerin köken ve bağlamlarını belirleyerek temel politik ideallerine dair bir analiz ortaya koyuyor.

1790’ların belli başlı politik düşünür ve hareketlerinin bir incelemesi niteliğinde olan çalışmada her bölüm, bu on yılın merkezî figürlerini, bunların politik teorilerinin kökenlerini, Fransız Devrimi karşısındaki tepkilerini ve savundukları düşüncelerde politikanın önemini tartışıyor.

Kitabın en dikkat çekici katkısı ise, Alman düşüncesinin on sekizinci yüzyıl ve hatta Fransız Devrimi boyunca apolitik olduğu yönündeki, hâlâ hâkim olan görüşe temelden karşı çıkması.

Beiser, 1790’lardaki Alman felsefesinde hâkim olan politik amacı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm: Modern Alman Politik Düşüncesinin Doğuşu (1790-1800), çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 576 sayfa, 2018

Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz? (2009)

 

‘Neden, Nasıl Düşünürüz?’, sinir biyoloğu ile bir filozofun etik, insan doğası ve beyin konularına uzanan tartışmalarından oluşuyor.

Kitapta Jean-Pierre Changeux beyinle ilgili bilimsel açıklamalarda bulunurken, Paul Ricoeur ise, felsefi bakışıyla bu açıklamaları yorumluyor.

Changeux ve Ricoeur böylece, “Beynin yapısı ve işleyişi hakkında bilgi edinmek kendi benliğimize dair bilgimize nasıl bir katkıda bulunur?”, “Beynimizi tanımak günlük yaşamdaki deneyimimizi, dünyayla ve ‘öteki’yle olan ilişkimizi nasıl etkiler?” ve “Beyin ile düşünce/bilinç arasında nasıl bir ilişki vardır?” gibi soruların muhtelif yanıtlarını tartışıyor.

  • Künye: Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz?: Etik, İnsan Doğası ve Beyin Üzerine Bir Tartışma, çeviren: İsmet Birkan, Metis Yayınları, bilim, 294 sayfa