Kolektif – Strateji Sorunu (2016)

Marksist düşünce dergisi Socialist Register’ın, solun stratejik sorunlarını irdelediği 2013 yılı sayısı, bu kitapta.

Occupy, Arap Baharı, Syriza ve İspanya’daki Öfkeliler’in bugüne ve geleceğe yansımaları; sol, halk mücadeleleri ve sosyalist-feminist düşüncede stratejik ve taktik sorunlar, dergide tartışılan kimi konular.

  • Künye: Kolektif – Strateji Sorunu, çeviren: Umut Haskan ve Tulga Buğra Işık, Yordam Kitap

Paul Mason – Apaydınlık Gelecek (2020)

Paul Mason’ın ‘Apaydınlık Gelecek’i, her şeyden önce neoliberalizm üzerine usta işi bir çözümleme olmasıyla dikkat çekiyor.

Mason burada, ucu bucağı belirsiz teknolojinin, haddi hesabı olmayan denetimin, sonu gelmez gözetimin, büyük eşitsizliklerin egemen olduğu çağımızda, insanlığı savunmamızın gerekliliği ve zorunluluğu üzerine düşünüyor.

Çağımızın, alternatif sağına ve otoriter yönelimlerine getirdiği güçlü itirazlarla da öne çıkan kitap, otoriter güçlerin karşısında hem bireysel hem de kolektif olarak potansiyelimizin ne olduğunu da sorguluyor.

Mason,

  • Neoliberal benliğin nasıl inşa edildiğini ve neden çuvalladığını,
  • “Occupy” hareketlerinde, Arap Baharı’nda, Gezi’de nelerin başarıldığını ve bu mücadelelerde neyin eksik olduğunu,
  • Yapay zekânın karşısında insanlığımızı nasıl koruyup geliştireceğimizi,
  • Denetim toplumuna teslim olmadan insanlığın temel değerlerini nasıl koruyacağımızı,
  • Marksizmin insan doğası teorisinin bugün için bize neler söyleyebileceğini,
  • Kadınların uğradığı baskıların işçi sınıfına ne gibi roller biçtiğini,
  • Ağ bağlantılı bireylerin kapitalizmi devirme olanaklarını,
  • Ve yeni “sınıf” tartışmalarının Marksizmle nasıl ilişkilenebileceğini tartışıyor.

Duru anlatımıyla da öne çıkan kitap, sömürüsüz, eşit, özgür ve aydınlık bir geleceği kurmamız için neler yapmamız gerektiği üzerine bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Paul Mason – Apaydınlık Gelecek: İnsanın Köktenci Bir Savunusu, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, siyaset, 432 sayfa, 2020

Artun Ünsal – İktidarların Sofrası (2020)

Bir başyapıt olan ‘İktidarların Sofrası’, Artun Ünsal’ın on yıllık emeğinin ürünü.

Ünsal burada, gastronomi ve siyaset ilişkisini Antik Yunan’dan Osmanlı’ya uzanarak ve bunu oldukça zengin bir pencereden; ekonomik, kültürel, sosyolojik, antropolojik ve simgesel yönleriyle ele alıyor.

Tarımla beraber sofraların nasıl zenginleştiğini irdeleyerek kitabına başlayan Ünsal, devamında da,

  • Yeryüzünün ilk ziyafetleri olarak kurban ritüellerini,
  • Mezopotamya ve komşu ülkelerdeki gastronomi ve kutsallık ilişkisini,
  • Roma devlet tanrılarının yemek alışkanlıklarını,
  • Eski Orta Asya Türkleri ve Moğollarda “Toy” geleneğini,
  • Osmanlı’nın şenlik ziyafetlerini,
  • Osmanlı’da yemek aracılığıyla siyasal meşruiyetin onay ya da ret alma pratiklerini,
  • Bağışçı ve denetleyici padişahları,
  • Osmanlı’da yiyecek ve içecekle sosyal statü arasındaki ilişkiyi,
  • Ve Osmanlı’nın son yüzyılında şenlik ve ziyafetlerin değişen simgelerini irdeliyor.

Ünsal’ın çalışması, yeme içme kültürünün çok eski çağlardan bugüne, görkemli saray davetlerinden alçakgönüllü ev sofralarına kadar her alanı nasıl belirlediğini, yönettiğini, anlamlandırdığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.

  • Künye: Artun Ünsal – İktidarların Sofrası: Yemek, Siyaset ve Simgesellik, Everest Yayınları, yemek, 832 sayfa, 2020

Kolektif – Küçülme (2020)

Ekonomik büyüme ve kalkınma, bugün adeta bir din gibi tabu haline gelmiştir.

Oysa hızlı yoksullaşmanın, artan eşitsizliklerin ve toplumsal-ekolojik felaketlerin en büyük nedeni bizzat büyümedir.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, tam da bu ihtiyaca yanıt vermesiyle büyük öneme haiz.

Toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunan bu hareketin ortaya koyduğu küçülme fikri, hem toplumsal hareketler ve anaakım dışı düşünürler arasında hem de yerleşik yapılar ve kurumlar içerisinde daha fazla ses bulur oldu.

İşte pek çok yazarın katkıda bulunduğu bu zengin derleme de, küçülmeyi, hem daha geniş çevrelerce tartışmaya açıyor, hem de diğer radikal fikir ve pratiklerle eklemleme arzusunu ifade ediyor.

Kitabın bizim açımızdan asıl önemli katkısı da, küçülme tartışmalarını Türkiye bağlamına taşıması.

Zira yakın dönem Türkiyesi’nin büyüme ile istikrarın bu derece doğrudan ilişkilendirildiği ortamında küçülmeyi tartışmak ayrıca önemli.

Özellikle son yirmi yılın Türkiye’sinin ekonomik büyümenin sadece faydalarının değil toplumsal ve ekolojik maliyetlerinin de çok eşitsiz paylaşıldığı, büyüme politikalarına içkin yerinden edilme, mülksüzleşme ve parçalanma süreçlerinin yıkıcı etkilerinin toplumun en kırılgan kesimleri tarafından omuzlandığı bir dönem olduğunu hepimiz sıcağı sıcağına deneyimledik.

  • Künye: Kolektif – Küçülme: Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, hazırlayan: Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis, çeviren: Ayşe Ceren Sarı, Berk Öktem, Burag Gürden ve Yaprak Kurtsal, Metis Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020

Ernst Fraenkel – İkili Devlet (2020)

Sosyalist hukukçu Ernst Fraenkel, Nazilerin iktidara geldiği dönemde yeraltı direniş gruplarına katkıda bulunmuştu.

1939’da Amerika’ya iltica eden Fraenkel’in, ilk olarak 1941’de yayımlanmış ‘İkili Devlet’i de, totaliterlik, otoriterlik ve faşizm araştırmaları alanında bugün tam bir klasiktir.

Fraenkel burada, Nazi iktidarını norm devleti ve önlem devleti gibi ikili özellikler arasında gidip gelen bir devlet organizasyonu şeklinde tanımlayarak analiz ediyor.

Buna göre norm devleti, kendi koyduğu yasa ve kurallara uyar yahut en azından uymaya çalışırken önlem devleti de, keyfi kararlarla hareket eden, hatta çoğu zaman kendini herhangi bir normla bağlı saymayan devlet anlamına geliyor.

Nazi iktidarında bu iki devlet yaklaşımı sürekli birbirinin ayağına dolanıyor, birbirleriyle rekabet ediyorlardı.

Fraenkel, bu çifte yapının Naziler iktidarında her zaman önlem devleti lehine geliştiğini ve böylece yurttaş güvencelerini adım adım zayıflatan bir düzene nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Carl Schmitt’in siyaset ve hukuk felsefesinin derinlemesine bir eleştirisini sunmasıyla da dikkat çeken kitap, nasyonal sosyalist devletin hukuki karakterini çarpıcı bir şekilde betimlemesiyle büyük önem arz ediyor.

  • Künye: Ernst Fraenkel – İkili Devlet: Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2020

Kolektif – Kadın Cinayetleri Önlenebilir (2016)

Kadın cinayetlerinin engellenmesi yönünde geliştirilecek politikalar ve uygulamaya konulacak eylem planları için harikulade bir kılavuz.

Araştırma, kadın cinayetleri konusunda medyanın oynadığı rolü çözümlediği gibi, farklı kurumların kadın cinayetlerinin nedenleri ve engellenmesi için gereken önlemler konusundaki görüşlerine de yer veriyor.

  • Künye: Kolektif – Kadın Cinayetleri Önlenebilir, Filmmor Yayınları

Mike Pearl – En Sonunda Oldu (2019)

 

Gelecekte bizi nelerin beklediğini merak edenlerin severek okuyacağı bir kitap.

İnsanlar ölümsüz olsaydı ne olurdu?

Dünyadaki son mezbahanın kapandığı gün ne yapardık?

İnternet tümüyle kesilseydi ne olurdu?

Antibiyotikler işe yaramasaydı ne yapardık?

Suudi Arabistan’da petrol bitseydi ne olurdu?

Bireysel silahlanma yasaklansaydı neler değişirdi?

Bu kitabın yazarı Mike Pearl, bu ve bunun gibi senaryoların gerçekleşmesi durumunda olabilecekleri hem aydınlatıcı hem de eğlenceli bir üslupla bizimle paylaşıyor.

Pearl, modern dünyanın büyük sorunlarının bizi nasıl büyük çıkmazlara doğru sürüklediğini açık bir şekilde ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda bu sorunların çözümü konusunda kimi somut önerilerde de bulunuyor.

Kitap, çağımızın en yakıcı ekolojik, siyasi ve iktisadi sorunlarına daha iyi kafa yormak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Mike Pearl – En Sonunda Oldu: Dünyanın Gelecek Senaryoları, çeviren: Ahmet Büyükaksoy, Orenda Kitap, iktisat, 264 sayfa, 2019

Nassir Ghaemi – Birinci Sınıf Delilik (2016)

Churchill, Lincoln, Gandi, Roosevelt, Kennedy, Hitler…

Güçlü liderlik ile akıl hastalıkları arasında bir bağ olabilir mi?

Bu sorunun yanıtını arayan psikiyatri profesörü Nassir Ghaemi, ortaya çok tartışılacak bir iddia koyuyor: Depresyon, bipolar bozukluk gibi sorunlar kriz zamanlarında en iyi liderleri ortaya çıkarır.

  • Künye: Nassir Ghaemi – Birinci Sınıf Delilik, çeviren: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları

Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya (2020)

“… şimdiki ve gelecekteki salgınlara karşı etkili şekilde yanıt verebilmek için gerekli olan demokratik modelleri tartışmalıyız.”

Covid-19 salgını, hayatımızı ve hatta muhtemeldir ki geleceğimizi kökten dönüştürdü.

Bu harika kitap ise, dünyanın önde gelen düşünürlerinin salgın üzerine yaptıkları ufuk açıcı değerlendirmelerini sunuyor.

Felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, iktisat ve biyoloji gibi zengin bir arka plandan beslenen buradaki makaleler, hem bugün yaşadıklarımızın sağlam bir muhasebesini yapıyor hem de Covid-19 gibi salgınların geleceğimizi nasıl şekillendireceği konusunda kimi öngörülerde bulunuyor.

Salgının iyi bir muhasebesini yapmak, bugün gelecekte bizi nelerin beklediği üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: David Harvey, Slavoj Žižek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon ve Rob Wallace.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korona virüsü, hayli elzem bir şeyi tehdit ediyor: ‘müşterek’i.”

“Son yirmi otuz yıldaki deneyimleri hesaba katarak şu soruyu sormaktan asla yorulmamalıyız: Hangi ekonomik kısıtlamalar gerçek ve hangileri hayali?”

“Endüstriyel tarım o kadar kâr odaklıdır ki, bir milyar insanı öldürebilecek bir virüs için seçim yapmak alınmaya değer bir risk olarak görülür.”

“Sadece haddinden fazla tuvalet kâğıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün!”

“Asıl soru şu: Bu ne kadar sürecek? Bir yıldan uzun sürebilir, ayrıca ne kadar uzun sürerse işgücü dâhil, değersizleşme de o kadar artar.”

“Büyük çaplı davranış değişimleri de dâhil olmak üzere, insan topluluklarının sağlığına gerçekten yardımcı olacak ve aynı esnada zora başvurma ve gözetleme biçimlerini yaygınlaştırmayacak kolektif pratiklerimiz olabilir mi?”

“Korona virüsünü onarıcı biçimde okumak, kendimizi yalıttığımız, sosyal mesafelenme pratiğine uyduğumuz dönemlerde geliştirdiğimiz yeni türde dayanışmalara katılmak demektir.”

“Kendini izole etme talimatı, pandemiye özgü bu yeni zamanda ve mekânda, küresel olarak birbirimize bağımlı olduğumuz gerçeğini yeniden tanımamıza tesadüf ediyor.”

“Yönetici sınıfının elitleri şu anda retorik olsun diye işçi sınıfının sistem açısından öneminden bahsediyorsa da bu ‘tanıma’nın maddi bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceği net değil.”

“Bu salgının sebep olduğu başlıca tehlike sağlık sisteminin tıkanma ihtimalidir. Bu da kaçınılmaz olarak en yoksul ve güçsüz kesimlerin, özellikle de yaşlı yurttaşların ödediği bedellerin ağırlaşmasına sebep olacaktır.”

“Görünen o ki salgının ortaya koyduğu güçlük her yerde aklın iç faaliyetini dağıtıyor, özneleri mistisizm, masal uydurma, dua, kehanet ve beddua gibi, vebanın hüküm sürdüğü Orta Çağ’da âdetten olan kederli etkilere geri dönmeye zorluyor.”

“Kendimizi izole ederken bile ve hatta tam da böyle yaparken, bilimin kontrol edebildiği hakikatler ve yeni bir siyasetin ayakları yere basan bakış açıları, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik hedefleri dışında hiçbir şeye itimat etmeyelim.”

“Yıllardır ilk defa, evlerine tıkılı kalmış bir milyar insan, şu unutulmuş lüksü keşfetti: kendilerini sık sık, gereksiz yere oraya buraya çeken şeyi düşünme ve onu fark etme zamanı.”

  • Künye: Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler, derleyen: Erkal Ünal, Runik Kitap, siyaset, 132 sayfa, 2020

Armağan Seçkin – Türk Siyasi Yaşamında Halkçı Parti (2020)

 

12 Eylül darbesinin ertesinde CHP askeri dikta tarafından kapatılmış ve bu durum bir merkez sol partinin yokluğu anlamında büyük boşluğun yaşanmasına neden olmuştu.

Halkçı Parti de, tam bu süreçte, zamanında İsmet İnönü’nün özel kalem müdürlüğünü de yapmış olan Necdet Calp ve arkadaşları tarafından 1983’te kurulmuştu.

Parti bu süreçte önemli bir siyaset yürüttü ve 1985’te SODEP ile birleşerek SHP adını aldı.

Armağan Seçkin’in bu çalışması ise, Halkçı Parti’nin hikâyesini kuruluşundan önceki süreçten başlayarak kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Türkiye’de 1973 genel seçimlerini irdeleyerek başlayan çalışma,

  • 1980 Askeri darbesinin Türkiye siyaset arenasını nasıl yeni baştan domine ettiğini,
  • Darbe ardından devletin hukuki yeniden yapılandırılmasını,
  • Yeni siyasi partiler kanununun yayımlanmasını,
  • Kanunun çıkmasıyla siyasi faaliyetlerin yoğunlaşmasını,
  • Bu süreçte sosyal demokrat kesimin içine düştüğü çıkmazları ve bu çıkmazların oluşturduğu yol ayrımlarını,
  • 1983 Genel Seçimleri’ne katılma hakkını elde eden sosyal demokrat Halkçı Parti’nin kuruluş sürecini,
  • 1983 genel ve 1984 yerel seçim sonucunda Halkçı Parti’de yaşanan dönüşümü,
  • Partinin, sosyal demokrat tabandan gelen baskı sonrasında SODEP ile birleşme sürecinin hangi şartlar altında ve ne şekilde olduğunu,
  • 1984 yılında Halkçı Partili dört milletvekilinin gerçekleştirdiği ve tüm dünyada ses getiren İsrail gezisini,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu irdeleniyor.

Kitapta bunun yanı sıra, Halkçı Parti üzerine Kemal Anadol, Tunç Soyer, Aşkın Toktaş, Fikri Sağlar, Yüksel Çakmur ve Bülent Baratalı gibi siyasetçilerle yapılmış birebir görüşmeler de yer alıyor.

  • Künye: Armağan Seçkin – Türk Siyasi Yaşamında Halkçı Parti (1973-1987), Libra Kitap, tarih, 325 sayfa, 2020