Karl Löwith – Hegel’den Nietzsche’ye (2021)

‘Hegel’den Nietzsche’ye’ ondokuzuncu yüzyıl felsefe ve düşünce tarihi üzerine yazılmış en önemli eserlerden biridir.

Karl Löwith bu klasiğinde Hegel ve Nietzsche’yi ondokuzuncu yüzyıl Alman düşüncesinin tarihinin iki ucu olarak konumlandırıyor.

Hegel ve Nietzsche yüzyılın tarihinin başı ve sonudur, ama düşüncenin kendisi söz konusu olduğunda baş ile son adeta yer değiştirir.

Karşıtlıkların evrensel uzlaşmasını temellendirmeye dönük rasyonalist çerçevenin mimarı Hegel’den, modernliğin hiçliğine karşı yeni bir başlangıcın peşinde, paradokslar ve çelişkiler karşısında asla geri çekilmeyen Nietzsche’ye kadar, düşünce hangi dönüşümlerden geçmişti?

Ondokuzuncu yüzyıl geçmişten mutlak kopuşu kadar yirminci yüzyıl üzerindeki etkisiyle anılıyorsa, Löwith’e göre, bunda en çok pay sahibi olanlar hiç şüphesiz Marx ve Kierkegaard’dır.

Bu iki düşünür, Hegel’in öne sürdüğü uzlaşmaların altında gizlenmiş olan devrimsel dönüşümlerin sonuna kadar gitmeyi tercih eder.

Löwith de, Goethe ile Hegel’in arasından geçip, Feuerbach’tan Stirner’e, Marx ve Kierkegaard’dan Nietzsche’ye ilerlerken, düşüncenin problemlerindeki dönüşümleri izliyor.

Dönüşümü en tutarlı ifadesine kavuşturmak için çırpınan bir yüzyılın ruhu daha önce belki hiç bu kadar yetkin bir biçimde ortaya konmamıştır.

  • Künye: Karl Löwith – Hegel’den Nietzsche’ye: 19. Yüzyıl Düşüncesinde Devrimsel Kopuş, çeviren: Reyhan Ay, Otonom Yayıncılık, felsefe, 504 sayfa, 2021

Catarina Dutilh Novaes ve Stephen Read – Ortaçağ’da Mantık El Kitabı (2021)

Ortaçağ felsefesi, mantık tarihi ve düşünce tarihi üzerine eşsiz bir sistematik inceleme.

Catarina Dutilh Novaes ve Stephen Read, yüzyıllar boyunca etkileşimde kalmış Latince ve Arapça mantık geleneklerinin aslında nasıl iç içe geliştiğini gözler önüne seriyor.

Ortaçağ mantığına ayrılan ilk ve kapsamlı el kitabı olan çalışma, her ikisi de Helenistik mirasın arka planında ortaya çıkmış ve yüzyıllar boyunca etkileşimde bulunmuş olan Latince ve Arapça geleneklerini ele alıyor ve her ikisinin de aslında kardeş gelenekler olduğunu gösteriyor.

Yetişmiş ve genç araştırmacılar tarafından ele alınan bölümler, erken ve geç gelişmeleri içeren tüm zaman dilimini kapsıyor ve mantık tarihinde oldukça zengin döneme dair yeni kavrayışlar öneriyor.

Kitap, okuyucuyu hem tarihi hem de sistematik açıdan konuya daha yakın olmasını sağlayacak şekilde iki bölüme ayrılmış: ‘Dönemler ve Gelenekler’ ve ‘Temalar’.

Ortaçağ felsefesi, mantık tarihi ve düşünce tarihi araştırmacıları ve öğrencileri için kesinlikle okunması gereken bir eser olmasını umuyoruz.

  • Künye: Catarina Dutilh Novaes ve Stephen Read – Ortaçağ’da Mantık El Kitabı, çeviren: Aytekin Özel, Ahmet Gündüz Akıncı, Mehmet Dallı, Ahmet Kayacık, Alaattin Tekin, Feyza Yiğit, Ali Tekin, Muhammet Nasih Ece, Saliha Keleş Türkyılmaz, Ayşe Şavklıyıldız, Hüseyin Çaldak, Mustafa Yeşil, Hacı Kaya, Mahmut Sami Özdil, Yunus Emre Akbay, Remziye Selçuk, Muhammet Çelik ve Ahmet Yılmaz, Litera Yayıncılık, felsefe, 433 sayfa, 2021

Kolektif – Konya’nın 1950 Sonrası Çağdaş Yapıları (2021)

Konya’nın 1950-2018 arasındaki modern mimarlık üretiminden harika bir seçki.

Kitapta, Gümüş Antik Otel’den Alaeddin Ordu Evi’ne, İş Bankası Binası’ndan Horozluhan Apartmanı’na, Yeşil Meram Konutu’ndan Mevlana Kültür Merkezi’ne ve Konya Şehir Stadyumu’na Konya ile özdeşleşmiş pek çok yapı mercek altına alınıyor.

1950 sonrası Konya’sının mimari envanterini çıkaran, kentin çağdaş mimari yüzünü sergileyen ve Türkiye mimarlık tarihine not düşen kitapta, tam 100 yapı yer alıyor.

Mimarlar Odası Konya Şubesi Bilimsel Yayın Komisyonu üyeleri ve danışma kurulu üyelerinin tavsiyeleriyle belirlenen yapılar; akademisyenler ve mimarlar tarafından kaleme alınan, tasarım ve yapım süreçlerinin, mimari özelliklerinin aktarıldığı metinler, arşiv belgeleri, çizimler, fotoğraflar eşliğinde aktarılıyor.

Türkiye’de 1950’ler; sanayileşmenin, hızlı kentleşmenin, kente göçün ve devamında konut sorunlarının artmaya başladığı bir dönem.

Aynı zamanda bu yıllar, Türk mimarlığının dışa açıldığı, Batı’yla birlikte modern mimarlığın etkisi altında kaldığı ve bu yönde mimarlığın üretildiği bir dönem de oldu.

Uluslararası Üslup, Türkiye’nin tüm kentlerinde etkisini göstermiş ve kentlerde modernist akımın izleri görülmeye başladı.

Bu çalışma kapsamında 1950 ve sonrası dönemde mimarlık alanındaki üretimlerin Konya’da nasıl şekillendiği, Uluslararası Üslup’un Konya’daki yansımaları, kentlere göç, sanayileşme ve konut sorunları ile nasıl başa çıkıldığı inceleniyor.

  • Künye: Kolektif – Konya’nın 1950 Sonrası Çağdaş Yapıları, editör: Armağan Güleç Korumaz ve M. Feyza Yarar, YEM Yayın, mimari, 268 sayfa, 2021

Ronald Bogue – Deleuze, Sinema ve Felsefe (2021)

Gilles Deleuze’ün sinema üzerine fikirleri bugün de ilgi çekiyor ve yoğun olarak tartışılıyor.

Ronald Bogue de, Deleuze’ün sinema hakkındaki yoğun ve görünürde kapalı pasajlarını açıklığa kavuşturan iyi bir çalışmaya imza atmış.

Deleuze’ün 4 Kasım 1995’teki vefatının hemen ardından Serge Toubiana onu şu sözlerle andı:

“Son otuz yıla damgasını vurmuş Fransız düşünürleri arasında yalnızca Deleuze sinemayı hakiki anlamda sevmişti.”

Felsefenin hayati unsurlarıyla birlikte sanatların da “felsefeden sanata, sanattan felsefeye geçen ayrılmaz güçler” olduğunu savunan Deleuze’e göre, filozoflar kavramları, yönetmenler ise imajları icat eder.

Fakat yönetmenler sinema hakkında konuşmaya başladığında artık “başka bir şeye dönüşür”.

O vakitte yönetmenler temel sinematik kavramların çekirdeğini ilan eder ve filozoflar onları geliştirmek, kavramlar koleksiyonundan tutarlı bir sinema teorisi inşa etmek için bu kavramlar üzerinde çalışmaya başlar.

Deleuze’ün kitapları yoğun akıl yürütmenin, hem sinema hem de felsefe alanında geniş kapsamlı sentetik yorumların çalılıklarında Deleuze’ü izlemek durumundaki okuyuculardan önemli taleplerde bulunur.

Bogue, bu kitabında Deleuze’ün kullandığı kaynakları ve örnekleri ortaya koyarak onun en yoğun ve görünürde kapalı pasajlarını açıklığa kavuşturmak suretiyle ‘Cinema 1’ ve ‘Cinema 2’ okumalarını sürdürüyor.

  • Künye: Ronald Bogue – Deleuze, Sinema ve Felsefe, çeviren: Ekrem Ekici, Küre Yayınları, felsefe, 223 sayfa, 2021

Kolektif – Anarşizm (2021)

Doğudan Batıya “Anarşi Irmağı”nın tarihsel ve düşünsel kaynaklarını tartışan 704 sayfalık eşsiz bir çalışma.

Derleme, anarşizmin Antik köklerinden dokuzuncu yüzyıl Müslüman anarşistlere ve Cumhuriyet dönemi Türk düşünürlerinde anarşizm görüşüne konuyu geniş bir zeminde tartışıyor.

Anarşi ve anarşizm sözcükleri ve ifade ettikleri anlamlar geçmişte olduğu gibi bugün de bir ürkütücülüğe ve bir o kadar da çekiciliğe sahip.

Öyle ki tarihsel gelişim süreci içerisinde anarşizm, pek çok kimsenin sakıncalı bularak söz konusu dahi etmekten çekindiği buna karşın pek çok kimsenin de sesini yükselterek ısrarla sahip çıktığı; muhaliflerine göre oldukça kışkırtıcı, aykırı, ütopik ve alışılmadık, taraftarlarına göre ise gayet doğal ve insani bir düşünceyi ifade eder.

Bu farklı uç bakışlar, onun oldukça girift ve tartışmalı bir mesele etrafında şekillendiğini gösterir ki, bu da bireysel ve toplumsal özgürlük meselesidir.

Anarşizm, Doğu ve Batı arasında daha derin tarihsel-düşünsel köklere sahip olmakla birlikte, en belirgin biçimde modern zamanlarda ortaya çıkarak yerleşik toplumsal-siyasal düzene ve onu biçimlendirmeye aday teori ve ideolojilere karşı özgürlük adına yaptığı itirazlarla açık hale geldi.

Ancak bu itirazlarını bazen yıkıcı şiddet yoluyla ortaya koymasından dolayı belli çevrelerde adının kötüye çıkmasına, terörle ilişkilendirilmesine ve rasyonel temelden yoksun abartılmış duygusal bir tepki olarak görülmesine, bazen de yapıcı, şiddetsiz ve pasif bir tavır almasından dolayı barışçıl bir hareket olarak değerlendirilmesine sebep oldu.

Her ne şekilde değerlendirilirse değerlendirilsin, insani bir tavır olarak tüm insanlık tarihinde bir felsefe, ideoloji, sosyal ve siyasal teori olarak da son üç yüz yıllık yakın tarihte etkin bir biçimde varlık gösteren anarşizm, bugün de varlığını ve etkinliğini sürdürüyor.

Bu bağlamda tarihsel ve güncel bir gerçekliğe sahiptir ve insanın, toplumun ve onlara ilişkin tarihsel ve güncel fenomenlerin anlaşılması ve doğru bir biçimde değerlendirilebilmesi açısından incelenmeyi ve araştırılmayı hak eden bir düşüncedir.

İşte bu kitap da, böylesi bir incelemeyi hakkıyla yapmasıyla çok önemli.

  • Künye: Kolektif – Anarşizm: Doğu ve Batı Arasında Tarihsel Bir Bakış, editör: Kemal Bakır, Doğu Batı Yayınları, siyaset, 704 sayfa, 2021

Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev (2021)

Bir Tanrı varsa bile, bizim saygı ve sevgimize layık bir varlık mıdır?

Zihnimizde unutulmaz yer edinmiş Marquis de Sade, kendine has tarzıyla Tanrı üzerine düşünüyor.

Fransız edebiyatçı ve de Sade’ın kitabı, Tanrı’yı özgün ve benzersiz bir durumdan yola çıkarak düşünüyor.

Ona göre ateizm, şiddetli ve çelişik bir fetihtir; çocukluğumuzun korkunç oyuncaklarının insanlığın yüreğinden ve belleğinden tamamen sökülüp atılmasıdır.

  • Ne Tanrı ne de din varsa evreni yöneten kimdir?
  • Maddenin sürekli hareketi her şeyi açıklar mı?
  • ‘Doğamız gereği’ ölümsüz olmayı arzulamamız sonsuzluğun bir kanıtı mıdır?
  • Peki, bizi ürküten bu karanlık, bu sonsuz yok oluş korkusunu ne yapmalı?

Dönemin karmaşası ve anlam kargaşası içerisinde de Sade, “Felsefe her şeyi söylemelidir” diyor; sansüre ve her tür despotizme karşı her şeyi söylemelidir.

Bu kitap ile yazar, okuru, hapishane hücresinin yalnızlığından taşan felsefi bir tutarlılık arayışına davet ediyor.

  • Künye: Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2021

David Green – Yüz Yıl Savaşları (2021)

Avrupa tarihinin siyasi ve toplumsal temellerini kökten dönüştürmüş Yüz Yıl Savaşları üzerine çok iyi bir inceleme.

Saygın İngiliz tarihçi David Green, bu savaşların özellikle İngiltere ve Fransa halklarını nasıl değiştirdiğini orijinal birincil kaynaklara dayanarak gösteriyor.

On dördüncü yüzyılın başlarından 1453’e kadar bir asrı aşkın bir müddet devam eden Yüz Yıl Savaşları Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biridir.

Tarihçiler İstanbul’un fethini anlatırken, Avrupa’nın içinde bulunduğu bu kanlı ve uzun savaşlara her zaman atıf yaparlar.

Kıtayı siyasi manada parçalayan Yüz Yıl Savaşları, İngiliz ve Fransız kralları arasındaki feodal savaşlar zinciri olsa da neticeleri açısından dikkat çekicidir.

Askerî tutum ve örgütlenmeler temelinden değişmiş, siyasî ve sosyal kurumlar yeniden şekillenmişti.

Batı Avrupa orduları profesyonelleşirken köylülüğün toplumsal konumu ve işlevi de değişmişti.

Kralları için savaşan köylüler sonu gelmeyen felaketlerin kurbanı olmuştu.

Bununla birlikte İngiliz ve Fransız uluslarının tarihsel temelleri de bu savaşlarla atılmıştır.

Hanedanlar, soylular ve kilise savaşların ortaya çıkarttığı yeni şartlara uyum sağlamaya çalışırken, bir tarihsel devir kapanmakta, erken modern Avrupa tarihinin siyasi ve toplumsal temelleri atılmaktadır.

Green’in ‘Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi’ başlıklı bu eseri, sürükleyici bir anlatımla yaşanan çatışmaların özellikle İngiltere ve Fransa halklarını nasıl değiştirdiğini ve hatta oluşturduğunu orijinal birincil kaynaklar üzerinden ele alıyor.

Şövalyeler, soylular, ruhban, krallar, askerler ve esirler: bu sürükleyici tarih araştırmasının aktörleri.

Mete Tunçay’ın çevirisi ile sunulan kitap, Türk tarih çalışmalarında kendine pek yer bulamayan Yüz Yıl Savaşları için öncü bir rol oynayacak türden.

  • Künye: David Green – Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi, çeviren: Mete Tunçay, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2021

Miguel Herráez – Julio Cortázar (2021)

Yirminci yüzyıl dünya edebiyatının devlerinden Julio Cortázar’ın hayatı ve yazarlık serüveni hakkında muhteşem bir biyografi.

Akademisyen, gazeteci, yazar Miguel Herráez, yazarın Brüksel’de başlayan ardından Buenos Aires ve Paris’te devam eden yaşamında ve yazarlık serüveninde soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor.

Herráez’in saysız mektup, gazete yazısı ve birebir yapılan görüşmeleri temel alarak yazdığı bu detaylı inceleme, Cortázar’ın ailesi, öğretmenlik serüveni, aşkları, çevirmenlik kimliği, dostlukları, yolculukları, siyasal aktivizmi gibi yaşamının birçok farklı katmanına ışık tutarken bir yandan da hayatı boyunca ona hep eşlik eden edebiyatla ilişkisini de çok kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Son olarak Herráez’in, öyküleri ve romanları bugün hâlâ sayısız okuyucuya ulaşan Cortázar’ın çocukluğundan başlayıp son günlerine dek geçirdiği değişimlere odaklanıyor ve bu değişimlerin eserlerini nasıl şekillendirdiğini anlayabilmesi için okuyucuya eşsiz bir fırsat sunuyor.

  • Künye: Miguel Herráez – Julio Cortázar, çeviren: Çağla Işıl Soykan, Everest Yayınları, biyografi, 2021

John Renard – A’dan Z’ye Dinler Tarihi (2021)

Dört dörtlük bir dinler tarihi çalışması arayanları bu tarafa alalım.

John Renard’ın 40 yılı aşan çalışmalarının ürünü olan bu kapsamlı kitap, dünyadaki sekiz büyük dini geleneği ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

  • Davut Yıldızı nedir?
  • Bu kadar çok farklı Hıristiyan kilisesi nasıl ortaya çıktı?
  • Ahiretle ilgili İslami kavramlar nelerdir?
  • Taoculukta cennet ve cehennem inançları var mıdır?
  • Dalay Lama kimdir ve neden Budistlerin gözünde büyük önem taşır?

Renard kitabında Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Budizm, Hinduizm, Taoculuk, Konfüçyüsçülük ve Şinto gibi dünyadaki sekiz büyük dini geleneğin tarihi, inançları, sembolleri, ritüelleri, liderleri ve gelenekleri hakkında 1000’i aşkın soruya yanıt veriyor.

‘A’dan Z’ye Dinler Tarihi’, yanlış bilgileri ve yanlış anlamaları ortadan kaldırması, ayrıca kültürel ve tarihsel farklılıkları açıklamaya yardımcı olarak okuyucuya dünyanın büyük dinleri hakkında kapsamlı bir kavrayış sağlamasıyla çok önemli.

  • Künye: John Renard – A’dan Z’ye Dinler Tarihi, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2021

Paul Redding – Kıta İdealizmi (2021)

Genel eğilim, Alman felsefesinin klasik anlatımlarının Kant’la başladığı yönünde.

Paul Redding ise, Alman idealizminin öyküsünün ilk olarak Leibniz’le başladığını savunarak Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenleri üzerine özgün bir tartışma sunuyor.

On dokuzuncu yüzyıl Alman felsefesinin klasik anlatımları genellikle Kant’la başlar ve ondan sonraki filozofları Kant idealizmine verdikleri cevaplar ışığında değerlendirir.

‘Kıta İdealizmi’nde’ Redding, Alman İdealizminin öyküsünün Leibniz’le başladığını savunuyor.

Redding, Leibniz’in Newton’la uzay, zaman ve Tanrı’nın doğası üzerine tartışmasını irdeleyerek başlıyor ve devamında Leibniz’in kendine özgü idealizm karakterine Platoncu ve Aristotelesçi unsurları dâhil etme biçimini vurgular.

Redding, Leibniz’in uzay ve zaman görüşlerine ilişkin düşüncelerinin nihayetinde Kant’ın “transendental” idealizm düşüncesini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Üstelik Redding, bir yanda Fichte, Schelling ve Hegel gibi Post-Kantçı idealistlerin, öte yandaysa Schopenhauer ve Nietzsche gibi metafiziksel kuşkucuları kapsayan her iki kanadın nihai olarak Leibniz’den türetilmiş bir idealizm biçimiyle boğuşmaya devam ettiklerini ileri sürüyor.

‘Kıta İdealizmi’, felsefe tarihinin en önemli felsefi hareketlerinden birinin yeni bir anlatımını sunmanın yanında, Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenlerine duru ve kıymetli bir giriş imkânı yaratıyor.

  • Künye: Paul Redding – Kıta İdealizmi: Leibniz’den Nietzsche’ye, çeviren: Kenan Mutluer, Say Yayınları, felsefe, 376 sayfa, 2021