François Hartog – Eskiler, Modernler, Yabanıllar (2020)

Modernler, kendilerinden öncekileri nasıl algıladı ve yorumladı?

François Hartog, düşünceler tarihinde gezinen bu ilgi çekici incelemesinde, aslında en modern olma iddiasındaki kişilerin geçmişle nasıl analojiler kurduklarını, onlar gibi düşünüp onları taklit ettiklerini ortaya koyuyor.

Biz insanlar, bugünü anlamaya çalışırken, geçmişle paralellikler kurar, kimi zaman da ideal tipler inşa ederiz.

Antikçağ’ın bilgeleri Eskiler ve Yeni Dünya’nın yerlileri Yabanıllar, bu tiplerdendir.

Öte yandan Hartog’un da saptadığı gibi, çalkantılı siyasal dönemlerde, sancılı değişim anlarında antikçağ okumaları bir kırılma ve başlangıç anı bulma arzusuyla şekillenir.

Mesela Fransız Devrimi sırasında Jakobenler, Fransa’yı yeni bir Sparta’ya dönüştürerek canlandırmak isterler.

Böylece Roma Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Atina’da tiranların devrilmesi, gündelik siyasi kavgalar içinde kolaylıkla referans haline gelir.

İşte Hartog da, paradoksal bir şekilde geçmişle ve eskilerle analojiler kuran, onlar gibi düşünüp onları taklit etme arzusu duyanların, çoğu zaman en modern olma iddiasındaki kişilerdir olduğunu gösteriyor.

“Modernlerin” gelecek tahayyülleri ekseninde geçmişi nasıl kurgulayıp ondan ne şekilde yararlandıklarını irdeleyen ‘Eskiler, Modernler, Yabanıllar’, düşünceler tarihi alanına çok önemli bir katkı.

  • Künye: François Hartog – Eskiler, Modernler, Yabanıllar, çeviren: Adnan Kahiloğulları, İş Kültür Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Maxime Rovere – Aptallarla Ne Yapmalı? (2020)

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim:

Bu kitap, bir aptal, bir Aktroll veya bir yobaz savar değil.

Daha ziyade, onlardan biri olmamamız için bir rehber.

Maxime Rovere, bugün aptallığın nasıl içinde hapsolduğumuz bir sistem haline geldiğini açıklıyor ve bundan kurtulmak için düşüncelerimizi nasıl yönlendirebileceğimizi araştırıyor.

Başka bir deyişle Rovere, aptallarla muhatap olmak yerine onlardan biri olmamak için zihinsel yetkinliğimizi nasıl koruyabileceğimizi, felsefi argümanlarımızı nasıl kurabileceğimizi anlatıyor.

“Genç insanların su katılmamış bir aptal olmalarını en etkili şekilde engelleyecek müşterek yaşam biçimini örgütlememiz gerekmektedir” diyen Rovere, aptallığı hukuksal değil olgusal olarak ele alıyor.

Başka bir deyişle, her şeyden evvel ahlaki, politik ve toplumsal bir mesele olan aptallık engellenmelidir.

Mükemmel bir dünyada, mümkün olan tüm iyi niyetlere rağmen, kaçınılmaz olarak her zaman aptallarla karşılaşacağız.

Rovere, bu yüzden aptallarla uzlaşmanın yapısal olarak imkânsız olduğunu ve bizim de buna göre davranmayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyor.

İşte bu kitap, tam olarak bunu nasıl yapabileceğimizi açıklıyor.

Rovere, felsefenin bu acil soruna net çözümler üretip üretemeyeceğini çok yönlü bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: Maxime Rovere – Aptallarla Ne Yapmalı?: Onlardan Biri Olmamak İçin, çeviren: Servet Ugan, Kolektif Kitap, felsefe, 160 sayfa, 2020

Kolektif – Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler (2020)

Sosyalistler ile Aleviler arasındaki ilişkiyi geçmişten bugüne izleyen çok önemli bir derleme.

Alevi topluluklarının tarihlerinin önemli bir parçası olan sosyalist hareket, bugünlerde yeniden tartışılıyor, hatta eleştiriliyor.

Gerici, yobaz kesimler tarafından yürütülen tartışma ise, esasında Aleviliği sosyalist hareketten uzaklaştırıp onun yerine milliyetçi, ırkçı, faşist veya devlet tapıncıyla müteşekkil bir yapıyı geçirmeyi amaçlıyor.

İşte bu kitap da, sosyalistler ile Aleviler arasında gelişen ilişkileri çok yönlü bir bakışla ele aldığı gibi, aynı zamanda buna yönelik söz konusu eleştirilere yanıt veriyor.

Geçmişten bugüne sosyalistler ile Aleviler arasında gelişen iç içeliklerin ve karşılaşmaların mekanda, zamanda ve çeşitli örgütsel formlardaki izlerini takip eden çalışmaya yazılarıyla katkıda bulunan isimler ise şöyle: Şükrü Aslan, Seçil Aslan Çoşkuner, Murat Coşkuner, Dilek Kızıldağ Soileau, Mehmet Ertan, İbrahim Bahadır, Hüseyin Aygün, Cemal Salman, Ali Duran Topuz, Kelime Ata, Yelda Yürekli, Fikriye Yücesoy, Ayhan Yalçınkaya, Menekşe Aykan, Erdoğan Aydın, Demir Küçükaydın, Sefa Feza Arslan ve İsmail Beşikçi.

  • Künye: Kolektif – Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler: Bir Karşılaşmanın Kenar Notları, derleyen: Ayhan Yalçınkaya ve Halil Karaçalı, Dipnot Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2020

Rıza Yıldırım – Menâkıb-ı Evliyâ (2020)

 

Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk), Kızılbaş-Aleviliğin inançları, ritüelleri, toplumsal yapısı ve kurumları için temel kaynak niteliğindedir.

‘Buyruk’, 16. yüzyıldan itibaren Kızılbaş-Alevi toplumunun inancı, kolektif belleği, örgütlenme yapısı, dini-toplumsal kurumları, ritüelleri, Safevi merkezi ile bağlantıları ve Sünni toplumla ilişkileri gibi birçok konuda zengin bir içeriğe sahiptir.

İşte Rıza Yıldırım da bu önemli incelemesinde, ‘Buyruk’un ilk kez bir edisyon-kritik metninin sunmasının yanı sıra, eserin tarihsel ve toplumsal bağlamı, kaynakları, oluşum süreci ve kavramsal dünyası üzerine kapsamlı bir analiz sunuyor.

Alevilik üzerine çalışan araştırmacıların Kızılbaş hareketi ve Kızılbaş-Alevi kaynaklarına ilgisizliğini en bariz şekilde ‘Buyruk’ örneğinde görüyoruz.

Bu nedenle bu önemli eser, Alevilik çalışmalarında hak ettiği öncelikli yere kavuşamadı.

Yıldırım’ın çalışması ise, bu eksikliği bir nebze de olsa gideren çok önemli bir eser.

  • Künye: Rıza Yıldırım – Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk), Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 576 sayfa, 2020

Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez (2020)

Osmanlı-Türk aydınlarının Edward Said ve diğer çağdaş düşünürlerden çok daha önce, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Şarkiyatçılığa dair eleştirilerini bir araya getiren çok özgün bir çalışma.

Zeynep Çelik, Namık Kemal’den Ahmed Haşim’e, Halide Edib’ten Şevket Süreyya’ya ve Celal Esad’tan Ahmed Midhat ve Fatma Aliye’ye pek çok Osmanlı-Türk aydınının Şarkiyat eleştirilerini birebir onların metinleriyle sunuyor ve seçtiği bu metinleri kapsamlı bir giriş yazısında derinlemesine inceliyor.

Kitap, geç dönem Osmanlıların ayakları yere basan, entelektüel, kozmopolit bir dünyasının olduğunu, hem “modernite projeleri”ne katıldıklarını hem de Avrupalı bilim insanlarının “Şark” konusundaki varsayımlarını keskin bir eleştirel gözle değerlendirdiklerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Bu yönüyle, 19. yüzyılın Şarkiyatçı kuramcılarına karşı çıktığı gibi, Şark’ın kuramsal kurtuluşunu Avrupa-Amerika entelektüel düşüncesinin evrenine yerleştiren bazı 21. yüzyıl düşünürlerinin görüşlerini de sarsacak çalışma, Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu’nun modernleşmesini anlamak için de büyük öneme haiz.

Geç dönem Osmanlı İmparatorluğu ve erken dönem Türkiye Cumhuriyeti’nde Batı’nın kültürel egemenliğine karşı entelektüel tartışmaların ne kadar zengin ve canlı olduğunu sergileyen çalışma, Şarkiyatçılık çalışmalarına büyük katkıda bulunacak bir çalışma.

  • Künye: Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez: Eleştirel Bir Söylem (1872-1932), Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2020

Vincent Descombes – Platonculuk (2020)

Platonculuğun özlü bir tanımı ve tarihini sunduğu kadar, Platon’un suret ve ikiz, bir ve çok, aynı ve başka, oluş ve idealar teorisi gibi zorlu sorularına yanıt arayan özgün bir çalışma.

Vincent Descombes aynı zamanda, Platon’un ‘Kratylos’, ‘Parmenides’, ‘Sofist’, ‘Philebosk’ ve ‘Phaidon’ diyaloglarını derinlemesine inceleyerek Platon düşüncesini en ince ayrıntılarına kadar aydınlatıyor.

Kitap, üç bölümden oluşuyor.

İlk bölümde Platonculuğun tarihinden filozoflara göre Platonculuğa pek çok konu ele alınıyor.

İkinci bölüm, tümüyle Platoncu soruların yanıtlanmasına ayrılmış.

Üçüncü bölüm “oluş” ve “varlık derecesi” gibi Platoncu ayırımların, dördüncü ve son bölüm ise, “çok”, “birin sureti” ve “başkalık” gibi Platoncu argümanların sıkı bir sağlamasını yapıyor.

Platon, ‘Theaitetos’ adlı diyalogunda, “Hayret, felsefenin başlangıcıdır.” demişti.

Descombes’in çalışması ise, Batı düşüncesini derinden etkilemiş bu büyük filozofun sistemine daha yakından bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Vincent Descombes – Platonculuk, çeviren: Murat Erşen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 143 sayfa, 2020

Brent Adkins – Arzu ve Ölüm (2020)

 

“Yaram benden önce vardı;

Ben onu cisimleştirmek için doğdum.” –Joë Bousquet

Bu kitap, Hegel, Heidegger ve Deleuze felsefesinde “arzu” ve “ölüm”ün tuttuğu yeri irdeleyen, en önemlisi de bunu yaparken yaşam üzerine derinlemesine düşünen bir çalışma.

Hegel, çağdaş Fransız felsefesi ve özellikle de Deleuze ile Guattari felsefesi üzerine birçok yayını bulunan Brent Adkins, yalnızca Hegel, Heidegger ve Deleuze’ün ‘arzu’, ‘eksiklik’ ve ‘yas’a ilişkin fikirlerini aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bu isimlerin Freud, Lacan ve Žižek’le kesiştikleri ve ayrıştıkları noktaları açığa çıkararak bir anlamda sıkı bir felsefe tarihi okuması gerçekleştiriyor.

Adkins, Heidegger’in ölüme yaklaşımını, eksiklik ve melankoli bağlantısı ekseninde irdeliyor.

Hegel’in ‘Tinin Fenomenolojisi’nden yola çıkarak yas, bilincin gelişimi ve olumsuzlama arasındaki bağıntıyı inceliyor.

Ve nihayet, Deleuze’ün ‘üretkenlik olarak arzu’ yaklaşımını da Freudcu ‘ölüm arzusu’ yorumu bağlamında tartışıyor.

  • Künye: Brent Adkins – Arzu ve Ölüm: Hegel, Heidegger, Deleuze, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, 296 sayfa, 2020

Kolektif – Devletle Kalkınma (2020)

 

Devletin kalkınma süreçlerindeki rolünü farklı boyutlarıyla ve ülke örnekleriyle inceleyen çok önemli bir derleme.

Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli iktisatçılardan olan Fikret Şenses’e armağan olarak hazırlanan kitap, devlet-ekonomi ilişkisini sosyal politikalardan küreselleşmeye, teknolojik gelişmeden bölgesel kalkınmaya, para politikasından tarım politikalarına, Türkiye’nin yakın geçmişinden Japonya, Güney Kore, Çin örneklerine uzanan geniş bir zeminde irdeliyor.

Kitapta,

  • Türkiye’de sosyal politika alanının dönüşümü ve devletin yeniden dağıtımda değişen rolü,
  • Küresel ticarette değişimler ve devlet,
  • Devlet kaynaklı teknolojik gelişme,
  • Bölgesel kalkınma politikalarında devletin rolü,
  • Nüfus politikaları, toplumsal refah ve iktisadi kalkınma süreci,
  • İktisadi kalkınma sürecinde merkez bankacılığının rolü,
  • Gelişmekte olan ülkeler için 2008 küresel krizi sonrasında devletin yeni rolü,
  • Zeytin ve zeytinyağı sektörü üzerinden türkiye’deki son dönem tarım politikaları,
  • Japonya bağlamında kalkınmacı devletten finansallaşmaya,
  • Güney Kore’de devletin değişen rolü,
  • Çin ekonomisinin “yeni normali”nde devletin rolü,
  • Ve siyasi iktisat perspektifinden yeni-kalkınmacı devlet gibi önemli konular tartışılıyor.

Çalışmaya katkıda bulunan isimler ise şöyle: Volkan Yılmaz, Ayça Tekin-Koru, İ. Semih Akçomak, A. Ulaş Emiroğlu, A. Ayşen Kaya, M. Aykut Attar, Murat Yağcı, Hüseyin Emrah Karaoğuz, Fikret Adaman, K. Ali Akkemik, M. Mustafa Erdoğdu, Murad Tiryakioğlu, Altay Atlı ve Mustafa Kutlay.

  • Künye: Kolektif – Devletle Kalkınma: Fikret Şenses’e Armağan, derleyen: Murad Tiryakioğlu, İletişim Yayınları, iktisat, 415 sayfa, 2020

Jean-Jacques Rousseau – Dağdan Yazılmış Mektuplar (2020)

Jean-Jacques Rousseau’nun polemik türünün dikkate değer örnekleri arasında yer alan ‘Dağdan Yazılmış Mektuplar’ı, düşünürün siyaset, tarih, hukuk, düşünce ve ifade özgürlüğü, sivil din, dinin sivil toplumdaki yeri ve önemi ve dinde reform üzerine yaptığı çarpıcı değerlendirmelerle dikkat çekiyor.

Fransa’da Rousseau’nun eserleri infial yaratır ve yöneticiler de Rousseau’nun eserlerinin yakılması ve yasaklanması emrini verirler.

Rousseau da, tüm bu olup bitenlere cevaben bu kitabı kaleme alır.

Kitap aynı zamanda, düşünürün sivil din ve din felsefesi hakkındaki görüşleri bakımından da önemli bir kaynaktır.

Rousseau’nun ‘Emile’ ve ‘Toplum Sözleşmesi’ eserlerinin tamamlayıcısı olarak okunabilecek bu mektupların, Mustafa Kemal Atatürk’ün Yahya Kemal’e Paris’ten özel olarak getirttiği eserler arasında yer aldığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jean-Jacques Rousseau – Dağdan Yazılmış Mektuplar, çeviren: Adnan Akan, Fol Kitap, mektup, 260 sayfa, 2020

Serhat Celâl Birdal – Bir Başka Devrim (2020)

 

1960-1980 arası Türkiye sol hareketini, Deleuze ve Guattari’nin genişlettiği Spinozacı arzu kavramının ışığında inceleyen özgün bir çalışma.

Politik bir kavram olarak arzuyu irdeleyerek çalışmasına başlayan Serhat Celâl Birdal, devamında da, Türkiye solunun arzu politikasını ve bir kimlik olarak devrimciliği çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitap, ’60’lar ve ’70’lerde büyük kalabalıkları yepyeni bir dünyanın imkânında siyasal mücadeleye sevk eden, çoğu zaman ideolojik konumların ve tarihsel gelişmelerin altında kalan dinamiğinin, Birdal’ın deyimiyle “tarihselliğin altındaki şiirselliğin” izlerini arzu kavramı zemininde takip ediyor.

Çalışma, söz konusu süreçte devrim perspektifine sahip sol siyasetin, salt ideoloji ve bilinç düzeyinde halkın ya da sınıfın çıkarlarının temsil edilmesinden ve gerçekleştirilmesinden ibaret görülemeyeceği kabulünden hareketle, ’60’lar ve ’70’ler boyunca ortaya çıkan toplumsal dönüşüm olanaklarını ve bu olanaklar zemininde tetiklenen siyasallaşma sürecini, bilinçdışı toplumsal arzu yatırımları düzeyinde değerlendiriyor.

Yazar böylece, söz konusu siyasallaşmayı kapitalist üretim ilişkilerinin yerleşmeye başlamasının ardından sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesinin “zorunlu” bir sonucu olarak, sömürülen sınıfların ve halk kesimlerinin gerçek çıkarlarının bilincine varması ve mücadeleye atılması olarak tarif eden klasik Marksist anlayışın ötesine geçmeyi amaçlıyor.

  • Künye: Serhat Celâl Birdal – Bir Başka Devrim: Türkiye Sol Hareketinde Arzu, İdeoloji, Politika (1960-1980), İletişim Yayınları, siyaset, 259 sayfa, 2020