Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları (2024)

Felsefenin kadına olan bakışı hakkında ne biliyoruz?

Nietzsche, Derrida, Freud, Lacan gibi felsefe tarihindeki önemli ve birincil isimler kadınlar ve felsefe arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirdiler?

Feminist felsefe, çağdaş felsefenin en çok üzerinde durduğu ve yeni şeyler söylenmeye olan ihtiyacın günden güne arttığı alanlardan biri olarak karşımızda duruyor.

‘Nietzsche’nin Kadınları’nda Kelly Oliver, detaylı ve derin incelemeleri sayesinde Nietzsche’nin metinlerinde kadının konumunu analiz ederek felsefenin dişil ve anaç olanla ilişkisine dair daha geniş bir soruyu tartışmaya açıyor.

Nietzsche, Derrida, Irigaray, Kristeva, Freud ve Lacan’dan okumalar sunan Oliver, etiğe yeni bir yaklaşım öneren özneler arası ilişkilerin ontolojisi için de yenilikçi bir temel inşa ediyor.

Yazar, felsefenin sınırlarına meydan okuyan büyük filozofların bile kadınların, kadınlığın ve anneliğin sınırlanması yahut dışlanmasına yaptıkları karmaşık ve genellikle fark edilmeyen yatırımların güçlü bir okumasını yapmış.

  • Künye: Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları: Felsefenin “Dişil” ile İlişkisi, çeviren: Müge Sözen, Say Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2024

Luce Irigaray – Bir Olmayan O Cinsiyet (2024)

Kadının cinsiyeti ve cinselliği bugüne kadar hep erkekliğin parametrelerine göre düşünüldü.

Dişili bastırmayan, onun çokluğunu bir’e indirgemeyen bir libidinal ekonomi, bir dil, bir toplum neye benzerdi?

Fallik iktidarın ekonomisinin buyurduğundan başka bir dişil?

Psikanalizin tarif ettiği ve normalleştirdiğinden başka.

Dilin anlamsızlığa ve suskunluğa ittiğinden başka.

Eril öznenin terse çevrilmiş imgesi olmayan bir başka?

Aynı’nın Ötekisi olmaktan kurtulmuş bir Başka.

Kadınların bedenlerinin sömürüsüne dayanan bu toplumsal işleyişi açığa vuracak, kadınların arzularının çokluğunu ifade edecek bir dil nasıl icat edilecek?

Kadınların politikayla ilişkisi nasıl olacak?

Kuramlarla?

Bilimlerle?

Kadın olarak nasıl konuşacağız?

Hâkim söylemin düzenini bozarak.

Erkeğin efendiliğini sorgulayarak.

Kadınlar arasında, kadınlarla konuşarak.

Luce Irigaray’ın sorduğu soruların birçok dili, birçok ruhu, birçok sesi var o yüzden.

Bir analizin kılı kırk yaran titizliği de var onun metinlerinde, bir kanıtlamanın kendinden eminliği, cesareti de.

Söylemin hakikat iddiaları karşısında kendini gülmekten alıkoyamamanın mizahı da var, birbirine dokunurken kendine dokunmanın iç kıpırtısı, sevgisi de.

Ve kuşkusuz, yanıtlardan, öğretilenlerden, kullanıla kullanıla eskimiş cümlelerden kurtulmanın özgürlüğü de.

Künye: Luce Irigaray – Bir Olmayan O Cinsiyet, çeviren: Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, feminizm, 224 sayfa, 2024

Luce Irigaray – Cinsel Fark Etiği (2023)

‘Cinsel Fark Etiği’ felsefeyle feminizmin geleneksel sınırlarını zorlayan, çığır açıcı bir keşif yolculuğu.

Bu kışkırtıcı eserinde Luce Irigaray cinsel farkın karmaşık dünyasına dalıyor, etik söylemin temellerini yeniden tanımlıyor.

Dile, kültüre ve arzunun dinamiklerine dair derinlikli kavrayışlarından hareketle, kadınları tarihsel olarak marjinalleştirmiş patriyarkal yapıları çözümlüyor.

Irigaray, temeline cinsel farkın tanınmasını alan ve geleneksel ahlaki çerçevelerin sınırlarını aşmaya çalışan yeni bir etik paradigma öneriyor.

Okuyucuyu felsefenin de sınırlarını aşan sorular sormaya sevk ediyor ve daha kapsayıcı, eşitlikçi bir dünyanın nasıl kurulabileceği hakkında düşünmeye zorluyor.

Ayrıca dil ve düşünceyi somutlaştıran çeşitli yolları izleyerek çağımızın en önemli felsefi problemlerinden biri olan cinsel fark meselesini pek çok yönüyle soruşturmayı deniyor.

Bu bağlamda felsefe tarihinin bazı önemli metinleri hakkındaki ilgi çekici okumalarıyla sevginin çeşitli deneyimleri hakkındaki sorgulamalarını da bir araya getiriyor.

  • Künye: Luce Irigaray – Cinsel Fark Etiği, çeviren: Öznur Karakaş, Seher Özkaya, Fol Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2023

Luce Irigaray – Ateşi Paylaşmak (2022)

Kültürümüzün temelini oluşturan öznellik, gerçek/reel varlığımızla uyumlu mudur?

Çağdaş filozof ve psikanalist Luce Irigaray burada iç ateşimiz olarak arzu, öteki ve duyusallığın diyalektiği üzerine harika bir tartışma sunuyor.

  • İnsanın hakikati nedir?
  • Özlem duyduğu mutlak, gerçek tutkularıyla örtüşür mü?
  • Doğal enerjisini yitirmiş bugünün insanı robottan farklı bir şey midir?
  • İhtiyaçların şekillendirdiği bir kültür yerine arzuların inşa ettiği bir kültürü yaratmamız gerekmez mi?
  • Başka bir tene açılmamızı sağlayan nedir?

Yalnızca yerküreyi değil, içsel ağlarımızı örgütleyen de elementlerdir.

Örneğin ateş her şeyden öte arzuyla ilgilidir.

Çiçeklenebilmemiz, insanlığımızı paylaşabilmemiz için kabullenmemiz ve beslememiz gereken enerji ve devinimdir.

Aynı zamanda arzu, bizim iç ateşimiz, iç güneşimizdir.

Arzu sayesinde her birimizdeki sonsuzluk, sonluluğun içinde düşünülebilir ve deneyimlenebilir hâle gelir.

Ancak görünen o ki ateş hiçbir zaman paylaşılmamış.

Savaşçıl erkek tanrılar tarafından çalınmış ve az çok yapay dünya üretme çalışmalarının hizmetine sunulmuştur.

İşte Irigaray da bu çalışmasında, iç ateşimiz olarak arzu, öteki ve mutlak bağlamında bir duyusallık diyalektiği okuması sunuyor.

  • Künye: Luce Irigaray – Ateşi Paylaşmak: Duyusallığın Diyalektiği, çeviren: Naciye Sağlam, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2022

Luce Irigaray – Başlangıçta Kadın Vardı (2021)

Antik Yunan düşüncesinden itibaren kadın muazzam bir unutuluşa terk edildi.

Filozof, psikanalist ve dilbilimci Luce Irigaray, bir nevi bu unutuluşun arkeolojisini yaparak erkeğin kamusal alanın efendisi olduktan sonra, kadının aleyhine dili ve düşünceyi nasıl sahiplendiğini ortaya koyuyor.

Irigaray bu kitabında dil ve söylem bağlamında Antik Yunan ustalarından günümüze dek kadının unutuluşunu ele alıyor.

Başlangıçta hakikate ilham veren dişi iken, ‘usta’ bunu gizli tutar.

Böylece dilin evi, bir tür mezara dönüşür.

Beslendiği Tanrıçayı, doğayı, kadını unutan erkeğin oluşturduğu ‘bilgelik’ söylemi, insanlığın sürgün edilişi hâline gelir.

Erkek dille yeni bir ev kurar.

Ama orada kim ikamet edecek?

Kelimeler, hakikatleri ve gizemleri onları terk etmiştir.

Dil artık şeyleri tek yönlü olarak sahiplenmenin, ‘erkek, elde eder’ düşüncesinden hareketle onlar üzerinde hâkimiyet kurmanın bir aracından başka bir şey değildir.

Erkek, kamusal alanın efendisi hâline gelir ve yeni bir dünya yaratır; yani Batı’yı.

  • Batı kültürü neden Yunanistan’la başlamak zorunda?
  • Yunanlarla başlayacak olan nedir?
  • Acaba sürgünü, yolculuğu, evden uzaklaşmayı ifade eden, erkeğin ortaya çıkışı olabilir mi?
  • Bu bütün kültürler için geçerli midir?
  • Bilmek kendinden uzaklaşmayı mı gerektirir?

Tüm bu sorularla beraber bu kitap, okuru, Batı geleneği ve Antik Yunan düşüncesine yeni bir açıdan bakmaya, kendiyle yakınlık kurmaya davet ediyor.

  • Künye: Luce Irigaray – Başlangıçta Kadın Vardı, çeviren: İlknur Özallı ve Melike Odabaş, Fol Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2021

Hannah Stark – Deleuze’den Sonra Feminist Teori (2019)

Güncel feminist teorinin karşı karşıya kaldığı sorunlar nelerdir ve bunların aşılması için ne gibi çözümler ortaya konabilir?

Hannah Stark tam da bu sorunun yanıtını arıyor ve bunu yaparken de, 20. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden Gilles Deleuze ile feminizmi diyaloga sokarak daha kapsayıcı ve daha radikal bir feminizmin imkânları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Sadece Deleuze’ü değil, aynı zamanda Simone de Beauvoir, Rosi Braidotti, Judith Butler, Elizabeth Grosz ve Luce Irigaray gibi önde gelen düşünürlerle Deleuze arasında köprüler kurmasıyla da dikkat çeken çalışma, toplumsal cinsiyet, beden, arzu ve politika gibi güncel konu ve kavramları yeniden yorumluyor.

Stark’ın çalışması, feminist teorinin Deleuze’ün fikirlerine getirdiği eleştirileri de ihmal etmeden, Deleuzecü düşüncenin feminist teoriye ne gibi katkılar sunacağını irdelemesiyle dikkat çekici.

Kitabın bir diğer önemli katkısı ise, Anglo-Amerikan ve Fransız feminizminin yanı sıra, Avustralya’da ve Avrupa’nın diğer bölgelerinde ortaya çıkmış feminist düşüncenin feminist teori içindeki yerini bütünlüklü bir şekilde saptaması.

  • Künye: Hannah Stark – Deleuze’den Sonra Feminist Teori, çeviren: Yonca Cingöz, Otonom Yayıncılık, feminizm, 184 sayfa, 2019

Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Madan Sarup – Post-yapısalcılık ve Postmodernizm: Eleştirel Bir Giriş (2017)

Postmodern felsefe, temelde birbirinden çok farklı felsefelerin bir araya gelebildiği, farklı yönelimlerin aynı potada eritildiği, fakat bu yönüyle de bütünlüğü olmayan bir felsefi akım olarak kabul edilir.

Madan Sarup da, yeniden yayımlanan bu önemli çalışmasında, post-yapısalcı ve postmodern felsefenin tanınmasını sağlamış önde gelen isimlerin düşüncelerini adım adım ve eleştirel bir gözle takip ediyor.

Sarup’un burada ele aldığı düşünürler şöyle: Jacques Lacan, Jacques Derrida, Michel Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Hélène Cixous, Luce Irigaray, Julia Kristeva, Jean-François Lyotard ve Jean Baudrillard.

Kitapta,

  • Lacan ve psikanaliz,
  • Derrida ve yapısöküm,
  • Foucault ve toplum bilimleri,
  • Günümüzde post-yapısalcılık içindeki birtakım yönelimler,
  • Cixous, Irigaray, Kristeva’nın feminist kuramları,
  • Lyotard ve postmodernizm,
  • Ve Baudrillard ve birtakım kültürel pratikler gibi konular ele alınıyor.

“Post-modern düşüncenin, modern düşünce geleneğini ortadan kaldırmaya yönelik gizli bir gündemi olmadığı gibi, söz konusu geleneğin mirasını yok etmeye soyunmak gibi bir amacı da yoktur,” diyen Sarup, yukarıdaki düşünürlerin katkılarını detaylı bir şekilde serimlemekle kalmıyor, aynı zamanda bu düşünürlere yöneltilmiş belli başlı eleştirileri de ele alıp değerlendiriyor.

  • Künye: Madan Sarup – Post-yapısalcılık ve Postmodernizm: Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Abdülbaki Güçlü, Pharmakon Yayınevi, felsefe, 279 sayfa

Kolektif – Çağdaş Toplum Kuramından Portreler (2017)

Son yıllarda kavramsal ve kurumsal dönüşümlere dair giderek artan bir farkındalık ortaya çıktı.

Elimizdeki kitap da, son yirmi-otuz yılda toplumsal ve siyasal tartışmalara hâkim olan 35 düşünüre dair eleştirel tartışmalar içeriyor.

Bu figürlerin sosyolog, tarihçi, felsefeci, psikanalist ve siyaset kuramcılarına uzanan geniş bir alana yayılması ise, kitabın kapsamlı kılan başlıca husus.

Kitapta, Jürgen Habermas’tan Jacques Derrida’ya, Julia Kristeva’dan Fredric Jameson’a, Richard Rorty’den Luce Irigaray’a, Michel Foucault’dan Erving Goffman’a ve Edward Said’ten Zygmunt Bauman’a kadar birçok önemli ismin katkıları güncel tartışmalar da gözetilerek eleştirel bir perspektifle ele alınıyor.

Kitap, öznellik, psikanaliz, feminizm, modernite, postmodernite, küreselcilik, Marksizm, post-Marksizm, postkolonyalizm ve Queer kuramı gibi, toplum bilim alanını etkilemiş önemli kavram ve konuları da detaylı bir bakışla açıklıyor.

Çalışma, toplum bilimine yeni ilgi duymaya başlayan okurlar kadar, bu alandaki güncel tartışmaları takip etmek isteyenlere de fazlasıyla hitap edecek nitelikte.

Kitapta düşünceleri ele alınan isimler şunlar: Martin Heidegger, Georges Bataille, Maurice Merleau-Ponty, Herbert Marcuse, Theodor Adorno, Walter Benjamin, Jürgen Habermas, Erving Goffman, Peter Berger, Michel Foucault, Jean-François Lyotard, Jacques Lacan, Jacques Derrida, Roland Barthes, Julia Kristeva, Luce Irigaray, Jean Baudrillard, Gilles Deleuze, Félix Guattari, Paul Virilio, Henri Lefebvre, Paul Ricoeur, Niklas Luhmann, Charles Taylor, Richard Rorty, Nancy Chodorow, Anthony Giddens, Ulrich Beck, Pierre Bourdieu, Zygmunt Bauman, Donna J. Haraway, Fredric Jameson, Stuart Hall, Juliet Mitchell ve Edward Said.

Kitabın yazarları ise şöyle: Richard Polt, Michel Richardson, Nick Crossley, Douglas Kellner, Andrew Bowie, Graeme Gilloch, Patrick Baert, Ann Branaman, Bryan S. Turner, Stephen Katz, Victor Jeleniewski Seidler, Christina Howells, Kelly Oliver, Caroline Bainbridge, Mike Gane, Paul Patton, John Armitage, Rob Shields, Kathleen Blamey, Jakob Arnoldi, Francis Dupuis-Déri, Marcos Anvelovici, Geoffrey Gershenson, Michelle Williams, Anthony Elliott, Nick Stevenson, Bridget Fowler, Barry Smart, Joseph Schneider, Patricia Ticineto Clough, Sean Homer, Chris Rojek ve Sarah Wright.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Toplum Kuramından Portreler, derleyen: Anthony Elliott ve Bryan S. Turner, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, sosyoloji, 566 sayfa

Luce Irigaray – Doğu ve Batı Arasında (2008)

  • DOĞU VE BATI ARASINDA, Luce Irigaray, çeviren: Nilgün Tutal, Ara-lık Yayınları, felsefe, 160 sayfa
EPSON scanner image

Fransız felsefeci Luce Irigaray’ın ‘Doğu ve Batı Arasında’ isimli bu çalışmasındaki en özgün tezi, Batı’da Kant’tan bu yana yerleşmiş “özerk ben” anlayışı yerine “özerk öteki” anlayışını koymasıdır denebilir. Irigaray bu teziyle, Batı’nın demokrasi anlayışını aşacak, yeni bir demokrasi anlayışının olanaklarını sorguluyor. Önemli bir psikanalist ve feminist de olan Irigaray, kitabında ayrıca, Batı kültürünün ataerkil temellerini vurgulayarak, bir kadın kültürünün doğması gerektiğini belirtiyor. Yazar’a göre iki farklı cinsten ve iki farklı özne tarafından deneyimlenen bir farklılık kültürü tasarlanmalı.